Beyaz bastonu elime aldığımda hissettiğim şey sadece bir nesneyi bir aracı tutmak değil, o bastonla birlikte özgürlüğü, kararlılığı ve "Ben de varım” duygusunu da alıp çıkıyorum sokağa. Bağımsız hareket körlerin bağımsız yaşama katılımının belki de en temel anahtarı. Çünkü hareket edemediğimiz bir yerde karar da veremiyoruz; karar veremediğimiz yerde ise eşitlikten söz etmek zorlaşıyor.
Dışarıya çıkmak, sokakta tek başımıza hareket etmek elbette zor. Tabii ki bunu kabul ediyorum. Kaldırımlar yürümeye elverişli değil, sokaklar engellerle dolu. Direkler, park etmiş araçlar, bozuk zeminler, ani çukurlar… Bir de bunların üzerine eklenen kaygılar var: "Ya düşersem?", "Ya kaybolursam?", "Ya bir yere çarparsam?", "Canım acır mı?". Bu sorular bazen bizi kapının önünde durdurmak istiyor. Ama yine de çıkıyoruz. Peki neden?
Önce şunu söylemek gerekiyor: Bağımsız hareket demek, her yere kimseden destek almadan gitmek demek değil. Özellikle ilk kez gittiğimiz, bilmediğimiz bir yerde elbette destek isteyebiliyoruz. Destek almak bağımsızlığın zıttı değil. Asıl mesele, ne zaman desteğe ihtiyacım olduğuna benim karar verebilmem. İşte bu, bağımsız hareket etmek demek. Bağımsızlık, "destek alma" ile "desteğe mecbur bırakılma" arasındaki farktır. Ne zaman, nerede ve nasıl destek isteyeceğime başkasının değil, benim karar vermemdir. Aynı şekilde, benim için neyin doğru, neyin uygun olduğuna da benim adıma başkalarının karar vermemesi demektir. "Senin için orası uygun değil", "Orası zor", "Oraya gitme" dendiğinde içimde yükselen itiraz tam da bundan kaynaklanıyor. Çünkü bu söylemler benim söz söyleme hakkımı elimden alıyor. Ben kendi hayatım hakkında söz söylemek istiyorum. Bu yüzden çıkıyorum sokağa. Çünkü özgür olmak istiyorum. Başkasına ihtiyaç duymadan, kimseyi beklemeden, dilediğim yere kendi istediğim zaman gidebilmek istiyorum. Çünkü bu, bir yere gitmekten çok daha fazlası: Kendi hayatımın öznesi olmak istiyorum. Bağımlı olmak değil, eşit olmak istiyorum.
Bağımsızlık bizim için sadece hareket etmek değil, eşitlik demek, kendi kararlarını kendi almak demek. Herkes düşebilir, kaybolabilir. Sadece görmeyenler değil. Ama mesele düşmek veya kaybolmak değil, ne istediğimiz. Benim için neyin zor neyin mümkün olduğuna başkaları karar verdiğinde "Sen nereden biliyorsun" diyorum. "Bırak, ben kendim deneyeyim." İşte bu da güçlü bir motivasyon: Kendi sınırlarımı kendim çizme isteği. Bağımsız hareket edebildiğimizde sadece bir noktadan diğerine gitmiyoruz; aynı zamanda karar alma gücünü de geri kazanıyoruz. "Şimdi mi çıkacağım, sonra mı?", "Oraya mı gideceğim buraya mı?" Bunların hepsi bize ait oluyor. Kimseyi beklemek zorunda kalmamak, birine bağlı olmamak, özgürlüğün verdiği o derin haz… Bir kez yaşandığında insan ondan vazgeçmek istemiyor. Üstelik başardıkça yeniden ve yeniden başarmak istiyoruz. O başarma duygusu, "yapabiliyorum" hissi insanın içine yerleşiyor. Beyaz bastonla bir yolu daha tek başına aşmak, bir hedefe daha ulaşmak cesareti büyütüyor. Cesaret büyüdükçe adımlar da çoğalıyor.
Dışarıda her zaman olumlu tepkilerle karşılaşmıyoruz. Kimi zaman kırıcı, rencide edici tutumlar çıkıyor karşımıza. Bizi küçümseyici, yok sayan, acındıran bakışlar… Ama buna rağmen bastonu alıp çıkıyoruz. Çünkü dışarıda olmak, yaşamın içinde olmak başlı başına bir motivasyon. Sosyal yaşama katılmak, görünür olmak, "Ben buradayım" demek güç veriyor. Bir de şu var: Eğer biz çıkmazsak bu sorunları kim görecek? Kim çözecek? Ben orada olmazsam o bozuk kaldırım o yanlış düzenleme o erişilebilir olmayan mekân görünmez kalacak. Bu da beni harekete geçiren bir duygu. Sadece kendim için değil, benden sonra gelecekler için de çıkıyorum sokağa. Yalnız olmadığımı bilmek de beni motive ediyor. Başka körlerin de bastonlarını alıp çıktığını bilmek, birbirimizi görmesek bile varlığımızı hissetmek… Bu görünürlük cesaret veriyor. "Ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin" diyen sessiz bir dayanışma bu.
Evet, kaygılarımız var. Ama özgür olma isteğimiz daha güçlü. Evet, sokaklar hiç erişilebilir değil ama hayat eve sığmıyor. Bu yüzden beyaz bastonu alıp çıkıyoruz. Korkularımıza rağmen engellere rağmen; bazen yorgun bazen tedirgin ama kararlı bir şekilde…
Çıkıyoruz, çünkü bağımsızlık bizim için bir lüks değil; kendi sözümüzü söyleyerek yaşama hakkımız.