Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Engelinizin Suistimaline İzin Vermeyin

Yazar: Sevgi Mart

Toplam okunma: 828

sevgi.mart@gmail.com

Sayı 45, Kasım 2017

 

Merhaba arkadaşlar; bu ay sizlerle, üye olduğum bir e-posta grubunda tartışılan bir konu ile ilgili konuşalım istedim.

Biz Akdeniz ülkesiyiz. Bu özelliğimize, inancımız ve içinde yaşadığımız toplumun değer yargıları da eklenince, acıma ve yardımlaşma duygularımız fazlasıyla gelişmiş. İşte bu duyguların suistimali de en çok engelliler üzerinden yapılıyor. Bu işi yapan en önemli aktörlerden biri de görme engelli dernekleri. Gruptaki tartışmanın konusu, bir görme engelli derneğinin, bir arkadaşın görev yaptığı okulda, para toplamak amacıyla zarf dağıtması idi.

Ben kaynaştırma eğitimi ile eğitim aldım. İlkokuldayken, her yıl okula bu tarz derneklerden gelir, kimi zaman şarkı falan söyler, kimi zaman da sadece zarf bırakıp; giderlerdi. Özellikle bir müzik grubu geldi ise, derneğin yetkilisi, insanların duygularına hitap eden ajitasyon dolu bir konuşma yapar; sonrasında dağıtılacak zarfların içine konulacak para miktarını artırmaya çalışırdı.

Sınıfta zarflar dağıtılır, sonrasında çıktığım ilk teneffüste, beni tanıyan tanımayan bir sürü çocuk, “Biz sana harçlık vereceğiz biliyor musun?” diye peşimden koşarlardı. Ekonomik durumu zayıf olan arkadaşlarım, “Biz de zarf dağıtsak, bize de harçlık verirler mi?” diye sorarlardı. Zarflar toplandıktan sonra kantinden bir şeyler alırken, “Bak, o tostu belki de benim koyduğum parayla alıyorsun” derlerdi. Bir ilkokul öğrencisinin, üzerine gelen bu saldırıları savuşturmak için göstermek zorunda olduğu çabayı düşünebiliyor musunuz? Aylarca kantinden bir şey alamamak, herkesin, “Harçlığın bitti mi? Sana ne kadarını bırakmıştılar?” sorularına muhatap olmak, spor salonunun giyinme odasında ki okulun en kuytu yeri orasıydı, saatlerce ağlamak…

Yukarıda anlattıklarım benim bireysel travmam. Bir de bu işin toplumsal travması var. Onunla ilgili de çok şey duyardım. “Körlere biz para veriyoruz. Hani gelip şarkı söyleyenler var ya para topladılar, birazını Sevgi’ye bırakıp gittiler.” “Tabi oğlum, onlar kör, nasıl para kazansın ki; yazık bunlara, işte öyle dilencilik falan yapacaklar…”, “oğlum/kızım, ben ilerde zengin olursam, bunlardan birkaç tanesine bakarım…” bu son cümleyi söyleyen arkadaşım, benim yanıma da gelip; “Sevgi, üzülme ya ben sana da ara sıra harçlık falan gönderirim ilerde” demişti. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum. Fakat engellilere bakış açısını çok iyi biliyorum. Zira bu sözde, engelliler için iyi işler yapmak amacıyla kurulduğunu iddia eden dernekler, o küçücük beyinlere, silinemeyecek izler nakşettiler. Geçenlerde bir ilkokul arkadaşım Facebook’tan eklemiş beni. Messenger’da yazdığı mesaj aynen şöyleydi; “Sevgi ne güzel avukat olmuşsun. Onun bunun yardımı ile yaşamıyorsun. Hem şaşırdım, hem mutlu oldum” Bunu yazan arkadaşım, mühendis arkadaşlar. Sanırım oluşan travmayı biraz anlatabilmişimdir.

Lise yıllarına geldiğimde, yine böyle bir zarf vakası yaşandı. Ancak, okul müdürümüz zarfların dağıtılmasına izin vermeyerek; dernek yetkililerini kapı dışarı etti.

Şimdi yukarıdakileri okuyan bazı arkadaşlar, bana ateş püskürecek biliyorum. “Sen ne anlarsın dernekçilikten, o dernekler nasıl dönüyor haberin var mı? Haddini bil…” diye. Evet, belki dernekçilikten anlamam, hayatım boyunca ne bir derneğin yönetiminde falan bulundum, ne de bir derneğe üye oldum. Ancak bu işlerin, insanların duygularını sömürerek yürütülemeyeceğini de bilecek kadar hayat tecrübem var. Yapılan bu işi, sömürgecilikten başka bir kavramla anlatamıyorum. Bir şeyler üretirsin, bir organizasyon yaparsın, temelinde insanların rızaen orada bulunmalarını sağlayan bir faaliyet olur ve bunun bedelini tahsil edersin. Buna hiç sözüm yok. Ancak, okullara gelip zarf dağıtarak; öğrencileri ve öğretmenleri zorla bahçede toplayıp; saatlerce müzik dinletip; sonra zorla para toplayarak; bu işler yapılmaz, yapılamaz.

Hepimiz biliyoruz ki; insan kişiliği küçük yaşlarda gelişir, şekillenir. Atalarımız, “Ağaç yaşken eğilir” sözünü boşuna söylememişler. Biz bu gün bir yerlerdeyiz ve elimizden geldiğince, engelliliğin bir ayrımcılık sebebi olmadığını, bizlerin her işi, belki farklı yöntemler kullanarak, en mükemmel biçimde yapabildiğimizi anlatmaya çalışıyoruz ve kendi adıma, son nefesime kadar da bu mücadeleyi sürdüreceğime söz veriyorum. Ancak henüz ilkokul çağındayken, cebindeki harçlığı güya iyi niyetler ve yardımlaşma, merhamet ve acıma duyguları ile engellilere veren bir çocuğun, ileriki yaşlarında geldiği noktada, engelli bireyleri kendisi ile eşit görmesini, onların da hayatın her alanında, kendisi gibi rol alabileceklerini ve bu rollerini en iyi biçimde uygulayabileceklerini kabullenmesini ve buna göre davranmasını beklemek çok ama çok zordur. Unutmayalım arkadaşlar, insanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur.

Elbette bu derneklerin de paraya ihtiyaçları var, elbette ki bağışlar da olacak. Ancak bağışların, ilkokul, ortaokul çocuklarının cebindeki paralarla olmaması gerekiyor. Gelir kapısının, çocukların ceplerindeki para görülmemesi gerekiyor. Birileri adına bir şeyler yapacaksanız; bunun için de gelire ihtiyaç duyduğunuzu iddia ediyorsanız; çok daha onurlu, kuruluş amacınızı baltalamayacak, küçücük beyinlerde travma yaratmayacak birçok yöntem var. 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş