Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Düşe Kalka Erişilebilir Seyahat

Yazar: Beyza Ünal

Toplam okunma: 831

beyzaunal7@gmail.com

Sayı 41, Temmuz 2017

 

Ne zaman yurtdışına çıksam geri dönemem. Yani, ruhsal olarak. 2-7 Mayıs tarihleri arasında İsveç’te, 28 Mayıs – 4 Haziran tarihleri arasında ise Fransa’daydım. İkisinden de geri gelemedim. Hem de bu seferkiler her zamankinden anlamlı seyahatlerdi. İsveç’te, düzenli olarak İsveç, Norveç, Finlandiya, İzlanda ve Danimarka’da düzenlenen Nordic Network on Disability Research isimli engellilik araştırmaları konferansına katıldım. Konferans her açıdan çok verimli geçti. Sunumlardan çok şey öğrendim, çok değerli kişilerle tanıştım, kendi çalışmalarıma geribildirimler aldım. Yine de benim için en güzel kısmı, yolculuğu baştan sona tamamen tek başıma planlamamdı. Hayatımda ilk defa, gitmeden önce bütün yolculuğun fiziksel olarak erişilebilir olmasını sağladım ve yanımda sadece annemle yola çıktım. Fransa’ya ise, engellilik ile ilgili bir çalışma grubu için, ilk defa ailem ve arkadaşlarım dışında, bana yardımcı olması için ayarladığım ve daha öncesinde tanışmadığım biriyle gittim. Bu başlı başına bir maceraydı ve çok büyüten bir deneyimdi zaten. Ancak, bu yazımda, size biraz tekerlekli sandalye ile engelsiz yolculuğun inceliklerinden söz etmek istiyorum. Ciddi söylüyorum; bu, eskiden yapabileceğime inandığım bir şey değildi.

 

Tabii ki yolculuklarım boyunca Avrupa’nın birçok ülkesinde tıkır tıkır işleyen bir destek sisteminin var olmasının çok faydasını gördüm. Ankara’da tekerlekli sandalye ile havaalanına varmanın en kolay yolu ne yazık ki hâlâ özel araba iken, havaalanına geldiğim andan itibaren işler kolaylaştı. Bir nebze. İlk olarak, özellikle akülü sandalye kullanıcılarının erkenden havaalanında olmasını öneriyorum – çünkü görevliler gerçekten o sandalye ile ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bildiğim kadarıyla bazı havayolu şirketleri önceden engelli bir yolcu olarak yolculuk edeceğinizi bildirmenizi istiyorlar; ancak THY ve Pegasus’ta böyle bir zorunlulukla henüz karşılaşmadım. Siz yine de uçacağınız şirketin bu konudaki kuralları hakkında bilgi edinmeden havaalanına gitmeyin; son anda bir sorunla karşılaşmayın. Ben bir sorunla karşılaşmadım ama akülerimin uçağa alınabilir aküler olduğunu her sorana anlatmak ve onlarca soruyu cevaplamak durumunda kaldım. Dolayısıyla, bir diğer önemli şey de bu: Yanınızda götürdüğünüz cihazların özelliğini iyi bilin ve sabırlı olun. Bir de sizin için önemli noktaları her gördüğünüz kişiye vurgulayın. Mesela ben, bana yardımcı olan her görevliye, standart sandalyelerde oturamadığımı ve kendi tekerlekli sandalyemin uçak kapısına getirilmesi gerektiğini onlarca kez hatırlattım çünkü bu kadar çok kişinin aynı anda çalıştığı bir ortamda işimi şansa bırakmamam gerektiğini, bir gece yarısı en yakın arkadaşımla pistin ortasında bir nakil aracının içinde tekerlekli sandalyemi beklerken öğrenmiştim. Dolayısıyla her seferinde “Kapıya Teslim” etiketi istedim – ve ileride okuyacağınız üzere bununla da kalmadım.

 

Uçuş kartlarınızı aldınız, varsa, valizlerinizi verdiniz, gerekli noktaları belirttiniz ve artık diğer işlemleri yapmaya hazırsınız. Yolcu alımının yapılacağı kapıya varana kadar olan uzuuuuuun yolu, havaalanı destek personelinin eşliğinde gitmeyi tercih ederseniz bunu check-in esnasında talep edebilirsiniz. Havaalanı işlemlerinin o şekilde çok hızlı yürüdüğünü söyleyebilirim. Ben bu seyahatimde hep pek konuşkan destek personellerine denk geldim, böyle olunca da kapıya kadar olan süre oldukça eğlenceli geçti. Uçağa yolcu alımının yapılacağı kapıya kendiniz gitmeyi tercih ederseniz de yolcu alımı başlama saatinden daha önce orada olmanızı tavsiye ederim, çünkü uçağa binişte yardım isteyen yolcuları genelde yolcu alımı başlamadan alıyorlar. Almazlarsa da sakin olun, bazen de en son alıyorlar çünkü destek personeli henüz gelmemiş olabiliyor. Ben hiç yürüyemediğim için, yüksek bir tabure gibi ama ayaklarının ucunda tekerleri bulunan ve vücut desteği çok da iyi olmayan bir sandalye ile uçağın içine ve koltuğuma geçiyorum – ki, bu sandalye ilk uçak yolculuklarımda korkulu rüyamdı. Gidip gelmeye ve ailemden başkalarına güvenmeye alıştığımdan olsa gerek, artık kesinlikle korkutmuyor. Kendi sandalyemi, uçağın bagajına götürecek görevlilere dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatıp görevlilerle birlikte uçak kabinine geçiyorum.

 

Ve sonunda koltuğunuza geçebildiniz… Uçak koltukları herkes için rahatsız; oturmanızı zorlaştıran fiziksel bir engeliniz varsa sizin için daha rahatsız. Dolayısıyla kendinizi en rahat hissedeceğiniz pozisyonu alın – ki bu pozisyon tabii ki geleneksel bir pozisyon olmak zorunda değil, çünkü bir süre o koltuktan kalkamayacaksınız. Ayrıca, tam da bu nedenle, ben uçuş öncesinde ve sonrasında sıvı almamaya dikkat ediyorum ki, asla erişilebilir olmayan koridordan geçmek ve asla erişilebilir olmayan tuvaleti kullanmak zorunda kalmayayım. Tabii, bu durumlar için başka çözümleriniz varsa, onları da seçenekleriniz arasında bulundurmak iyi olabilir. Benim en sevdiğim kısım, uçağın kalkış anı, kendimi bir eğlence treninde hissettiriyor. Bundan sonrası, inişe kadar oldukça sakin; keyfini çıkarın. Gideceğiniz yerde karşılaşacaklarınızla ilgili hayaller kurun ve inişe yaklaştıkça daha fazla heyecanlanın. Ben yolculuğun sonuna doğru, kabin görevlilerine, tekerlekli sandalyemin kapıya getirilmesini bir kez daha mutlaka hatırlatıyorum – ki, yanlışlıkla bagaj alanına göndermesinler. İnişler esnasında da, ani frenlerde ben kendimi sabit tutmakta zorlanabiliyorum, o yüzden yanımdakilerden her ihtimale karşı vücuduma destek olmalarını istiyorum. Yolculuğun en sevmediğim kısmı da o kısım. Orada eğlence trenine binmişim gibi hissedemiyorum. Sonrasını da pek sevmiyorum çünkü yardıma ihtiyacı olan yolcular, uçak boşalana kadar ve destek personeli gelene kadar beklemek zorundalar. Uçaktan çıktıktan sonrası, destek için gelen personelle kolayca hallediliyor zaten.

 

Bu iki yolculuğumda da, aynı zamanda, uçaktan sonra trene de bindim gideceğimiz şehre gidebilmek için. Eğer gideceğiniz şehre doğrudan uçuş yoksa uçak aktarması yerine tren aktarması yapmanızı tavsiye ederim, çünkü hem ekonomik hem de erişilebilirlik açısından daha uygun oluyorlar. Her ikisinde de tren biletlerini aldıktan sonra, tren şirketleriyle iletişime geçerek hangi saatte hangi trene bineceğimi, nerede ineceğimi haber verdim ve onlar gerekli düzenlemeleri yaptılar. Zaten bu ayarlamalar yapıldıktan sonra, trene bineceğiniz ve trenden ineceğiniz saatte, belirtilen buluşma noktalarında ya da peronunuzda bir görevli sizi bekliyor oluyor ve tekerlekli sandalyenizle transferiniz için gerekli cihazları ya da rampaları getiriyorlar. Size sadece sandalyeyi sürmesi kalıyor. Ayrıca tren oldukça romantik bir ulaşım aracı, o yüzden imkânınız varsa mutlaka trenleri tercih edin – ama oraya da geç kalmayın! Eğer destek birimleriyle önceden iletişime geçerseniz, size muhtemelen kalkıştan 15-20 dakika önce buluşma noktasına gelmeniz söylenecektir. Ben bunu bilmeme rağmen, Türkiye’ye dönüş yolculuğumuzda, birkaç hata ve birkaç aksilik sonucu erken orada olacak şekilde hareket edemediğimiz için treni ucu ucuna kaçırdık. Perona vardığımız an trenin harekete geçtiğini gördüm – ve inanın, bu benim için oldukça travmatik bir andı ve döndükten sonra bile bir süre gözümün önünden gitmedi, çünkü o tren aslında bizi Frankfurt Havalimanı’ndan kalkacak uçağımıza götürecekti. Tahmin edersiniz ki, o uçağı da kaçırdık çünkü havalimanına üç farklı tren aktarması yapıp bu aktarmalardan birinde Mannheim’da ne işimizin olduğunu sorguladıktan sonra vardığımızda henüz uçağımız kalkmamış, ancak check-in kapanmıştı. Dolayısıyla bir sonraki uçağa tekrar bilet almak durumunda kaldık.

 

Yine de travmatik duyguların yanı sıra, bu yolculuk sayesinde her zaman sürprizlerle karşılaşılabileceğini, ama bunların çözülebileceğini bir kez daha görmüş oldum. Ayrıca artık Almanya’ya da gitmedim demem; en azından tren istasyonları hakkında oldukça deneyimliyim. Gerçi bu yolculukta öğrendiklerim orada da kalmadı. Eve sağ salim gelip ertesi gün valizimi açtığımda, bir gün önce içine koyduğum yedek akünün yerinde, akünün valizden güvenlik nedeniyle çıkarıldığına dair bir kâğıt buldum. Bu da bana, lityum-ion akülerin serbest bir şekilde uçak bagajlarında taşınmaması gerektiğini öğretmiş oldu. Şimdi Frankfurt’taki bir arkadaşımın havalimanının tehlikeli eşyalar deposundan kurtardığı akümün, Türkiye’ye dönecek annesinin kabin bagajında gelmesini bekliyorum – çünkü evet, bu aküler kabine alınan çantalarda gelebiliyorlar.

 

Demiştim, yurtdışına çıktığımda geri dönemiyorum diye… Gördüğünüz gibi, diğerlerinden farklı bir şekilde, son yolculuğumda fiziksel bir dönememe hali de yaşadım – ama bütün bu zorluklara rağmen seyahat etmekten vazgeçmeyeceğimden de eminim. Düşe kalka öğreniyorum, vazgeçilir mi hiç?   

 

Not: Bütün bu işlemler hakkında sormak istediğiniz herhangi bir sorunuz olursa, hiç çekinmeden benimle iletişime geçebilirsiniz. Kim bilir, belki de bir gün birlikte seyahat ederiz! J

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş