Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İrade Savaşı

Yazar: Burak Sarı

Toplam okunma: 1653

burakburaksari@gmail.com

 

Toplumla engellilerin irade savaşı tüm hızıyla devam ediyor. Hoppalaaaa bu nasıl bir giriş diyebilirsiniz! “Toplum, engellisiyle hiç savaşır mı?” “Allah’ın vurduğuna bir de kul vurur mu?” diyebilirsiniz. Tam da bunu söyleyerek, savaşın fitilini ateşlemiş olursunuz. Toplumla engelliler arasında tam bir irade savaşı yaşanıyor. Savaşların en büyük nedenlerinden birisi bir gücün kendisine ait olanla yetinmeyip,  başkalarının sınırlarını zorlamalarıdır. Burada yaşanan da böylesi bir durum.

Birilerinin, başkalarının eksik yanını kullanarak onlar üzerinde tahakküm sağlamaya çalışması tam bir savaş nedenidir. Bir grubun başka bir grubu maskot, aciz gibi olumsuz terimlerle niteleyip, onun üzerinden kendi egosunu kaşıması kabul edilemez. Eşitsiz bir savaş bu. Genellikle, savaşa sebep olan tarafın, böyle bir savaştan da haberi yok. Dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış minvalinden. Öyle ya “Özürlü adam ne bilir savaşmayı!”

Bu çelişkinin yalnız yanını engelliler oluşturur. Zira engellilerin büyük bir kısmı da topluma minnet duygusuyla yaklaşarak kendine yönelen ayrımcılığa ses çıkarmazlar. İnsanlar bize yardımcı oluyorlar, her türlü ötekileştirici davranışı özgürce gerçekleştirebilirler değil mi? Kendilerini fiziki ya da ruhsal olarak, sağlıklı kabul edenler,  çeşitli organlarında işlev yetersizliği olanları özürlü, sakat vb. olarak nitelerler. Bu nitelemeye muhatap olan insanların (ibretuslar) vay haline.  Herkesin kafasında onlara dair bir fikir vardır. Kimilerine göre Tanrının asi kullarına bir işaret olarak yolladığı ibret vesikaları; kimilerine göre kendilerine özel beceriler bahşedilmiş, yetenek abideleri; kimilerine göre ortalıkta görünmeleri hoş olmayan insanlar. Fakat  hiç birisinin tanımında fiziki ve düşünsel koşulların düzeltilmesiyle, farklılıkları minimuma inecek eşit vatandaşlar gerçeği yoktur. Bu nedenle engelliler toplumun ezici çoğunluğu için sevap kapısı, ego tatmin aracı, bağımsız olarak hareket edemeyecek kişi olarak kabul edilir.  Onun içindir ki çevrenin erişilebilirliğine önem verilmez. Nasıl olsa, bir körü 40 adım götüren cennetlik. 40 adıma cennetin anahtarını cebine atacak milyonlarca insan varken, ne gerek var kaldırımların erişilebilir olmasına.

İki “engelsiz” birey arasında gerçekleşen dayanışma eylemleri bir tarafın engelli olmasıyla, gönlünden kopup, iyilik yapmaya döner.  Engelli birey, ne kadar nitelikli olursa olsun hep kendisini ispatlamak zorundadır. Çünkü karşısındakinin kültürel yapısı ne olursa olsun, engellilik konusunda son derece geri düşündüğünü bilir. Bunu bilmesi için de kahin olmasına gerek yoktur. Karşısındaki tüm çevreyi selamlayıp onu es geçerek, söylediklerine kulak asmayarak ve gereksiz yorumlar yaparak düşüncesini belli eder. 

Henüz taze, fırından yeni çıkmış bir örnek, bu ayların kaçınılmaz misafiri grip, benim de kapımı çaldı. Muayene olduğum doktora, iş yeri için sevk verip veremeyeceğini sordum. Soruma soruyla karşılık geldi. Nerede çalışıyorsun? Çalıştığım kurumun ismini verdim. Orada ne iş yaptığımı ve benim niteliklerimi bilmediği halde, sana, kendine uygun bir iş verselerdi keşke dedi. Her gün tonlarca gereksiz insanın, bu tür saçma sapan çıkışlarına maruz kalmak, onlarla irade savaşı yürütmek gerçekten bezdirici olabiliyor.  Engelliler için sürekli kullanılan gereksiz bir cümle, onları topluma kazandırmak. Yukarıdaki satırları okuyup nesnel değerlendirme kabiliyeti olanlar için bundan komik bir cümle olamaz. Toplumu bize kazandırsak? Bizim üzerimizden egolarını tatmin etmeseler mesela. Ortak yapılan bir projede, hoşa gitmeyen bir şey olduğunda ben zaten size iyilik yapmıştım noktasına gelinmese. Okulda, iş yerinde, sokakta erişilebilirlik koşullarını tam anlamıyla yerine getirip, niteliğe göre değerlendirmeler yapılıp,  pozitif ve negatif ayrımcılık uygulanmasa kimseyi kazanmaya ve kazandırmaya gerek olmaz. Sosyal sorumluluk projelerinin, bir dönem benim de çok sevdiğim, klişe bir sloganı vardır. Tüketen değil, üreten olmak; toplumdan bir şeyler talep eden değil, topluma bir şeyler katan olmak. Yaşadığım pratik süreç, bu cümlelerin ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi. Çünkü toplum üretken engelli profilinden çok; aciz engelli profilini benimsiyor. Basit bir örnek, bir engellinin, iş yerinde herkesten daha iyi bilgisayar kullanıyor olması bir anlam teşkil etmeyebilir. Ya da kazanılması çok zor olan bölümleri başarıyla bitirdiği halde santral köşelerine mahkûm edilen, hatta boş boş oturmak zorunda bırakılan engellilerden, kimin üretkenlik isteme hakkı var? Yaşananların toplamı, sinip kabullenmemizin değil; gerçek anlamda bir irade savaşı yürütmemizin gerekliliğini gösteriyor. Kimsenin, engelliler üzerinden ego mastürbasyonu yapmasını, güdük ön yargıları yüzünden nitelikli insanların hayatını kâbusa çevirmesini kabullenemeyiz. O yüzden yazımı Eşit, Erişilebilir ve Engelsiz bir hayat dileyerek bitirmeyeceğim. Bir şeyleri dilemek, gerçekleşmesini istediğimiz şeyi ötelemekten başka anlama gelmeyebiliyor. Artık dilek dileme aşamasını çoktan terk etmiş olmamız gerekiyor. Ayrımcılık zehrinin panzehiri inadına direnmektir. Edilgenlik, insanı çürütür. Direnmekse, kazanmanın anahtarıdır ve zafer söküle söküle alınır. Genel anlamda yapmamız gereken çevresel koşulların düzenlenmesi için, yeni projeler üretmek ve yaratıcı eylemlerle, uygulanmalarını sağlamak. Yıllardır ötelenen ve fi tarihine ertelenen Özürlüler Yasası’nın belediyelerin çevresel erişilebilirlik koşullarını yerine getirmedikleri taktirde uygulanacak yaptırımları içeren maddelerinin yürürlüğe girmesi için sağlam bir mücadele süreci örülerek işe başlanabilir. Bireysel olarak, maruz kaldığımız ayrımcılık olaylarına anında tepki vermek çok önemlidir. Bazen taktiksel olarak bile susmamız, bu davranışların süreklileşmesine sebep oluyor. Son olarak başkalarının, bizleri anlamasını beklemekten ve sürekli birilerine kendimizi ispatlamak zorunda hissetmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Niteliklerimizi imkân bulduğumuz her platformda sergilememiz önemlidir. Ama engelli olduğu halde bunları yapıyor mantığını gördüğümüzde müdahale etmeliyiz. Sorun bizimse, çözümü de bizde. Yazımı, geleceğe dair güzel umutlarla sonlandırıyor ve engelsiz bir dünyayı yaratabileceğimize sonuna kadar inanıyorum.

Not: Yaratıcı mücadele yöntemleri düşünenler, bizimle paylaşırsa mutlu oluruz.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş