Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Bastonun Gücü Adına

Yazar: Deniz Aydemir Döke

Toplam okunma: 2498

daydemird@gmail.com

 

Bu yazımda namı değer körler ve sihirli değneklerinden bahsetmek istiyorum. Sihirli değnek mi diyenleriniz olmuştur. Ben gerçi danışanlarıma psikolojik danışma sürecinde danışanın ve danışmanın sorumluluklarını anlatırken “Benim bir değneğim var ama sihirli değil” desem de, aslında bu değnek benim için sihirli. Oryantasyon ve hareket (orientation and mobility) denilen iki terim bir körün hayatının kilididir. Bir körün bu iki becerisi ne kadar iyiyse, bağımsız yaşama becerisi de o kadar artar. Oryantasyon, uzay boşluğunda nerede olduğunu anlayabilme, hareket ise bir yerden başka bir yere güvenli bir şekilde gidebilme şeklinde tanımlanıyor. Bu ikisi birlikte bağımsız hareket kavramını oluşturuyorlar. Bağımsız hareket için oryantasyon farklı duyuların anlamlı biçimde kullanılmasıyla sağlanıyor. Örneğin akşam vakti güneşi yüzünüzde hissediyorsanız batıya dönüksünüz demektir. Körlerin ve ciddi biçimde görme kaybı olanların bir yerden bir yere bağımsız gidebilmeleri için bir bağımsız hareket gerecine ihtiyaçları vardır. İşte bu sihirli gerecin adı: Baston.

Baston, çok basit bir gereç, körlerin önünde ne olduğunu anlamak için kullandığı bir dürteç. Bu dürteci kullanmak, kullanabilmek pek çok farklı özelliği bir arada bulundurmayı gerektirir. Öncelikle baston kullanmayı gerektirecek kadar görme kaybınızın olması ve baston denen sihirli değneği nasıl kullanacağınızı bilmelisiniz. Bunlar ön koşul olmakla beraber yeterli değildir maalesef.  Bastonu eline alıp sokağa çıkabilmek her babayiğidin harcı değildir.

Baston görme yetisi olan herkese, yediden yetmiş yediye, “ben körüm” deme cesaretini gösterebilmektir. Bu cesareti toplamak ise kişinin körlüğü nasıl tanımladığıyla ilgilidir. Körlüğün olumsuz ve belli edilmediği zaman daha normal olduğunu hisseden kişiler vardır. Bu kişilerden duyabileceğiniz cümlelerden bazıları şöyledir: “Diğerleri kör olduğumu anlarlarsa bana acırlar. Ben aslında görüyorum da işte karşıdan karşıya kendim geçemiyorum. Bizim yan apartmanda oturan falancalara kendim gidiyorum da başka bir yere kendim gidemiyorum. Ben tanıdığım yerlerde kendim yürüyebiliyorum ki, ne gerek var bastona”. Bu grup körlerin sorunu kör olduklarını kabullenip bu durumu kendi kimliklerinin bir parçası haline getirememiş olmaları. Az görenler için durum biraz daha karmaşıklaşır, bu kişiler gerçekten tanımadıkları yerlere de kendileri gidebilmekte ama zaman zaman görme kayıplarından dolayı güçlük yaşamaktadırlar. Bazen az görenler için yardım istemek de sorun olmaktadır. Ellerinde baston olmadığından, birine “Gelen otobüs hangisi?” deseler, karşıdakinden “Okuyamıyor musun?” gibi bir cevap alırlar. “He doktora yapıyorum ama halen okuma yazma öğrenemedim, ne yaparsın”  demek geliyor insanın içinden. Ya da “Ben az görüyorum” dese, “Neden gözlük takmıyorsun?” sorusunun muhatabı olur kör kişi.

Amerika’da az görenler de işaret bastonu denilen kısa bastonları ellerinde taşıyabiliyorlar, işaret bastonunun görevi başkalarına görme yetersizliğiniz olduğunu anlatmak. Neyse az görenlerin araftaki durumlarıyla ilgili daha fazla atıp tutamayacağım zira azcık görmemi az gören olarak tanımlamıyorum.

İnsanın kör olduğunu kabul etmesi kolay bir şey olmayabilir. Toplumun genelinden farklı olmak, hele bir de bu farklılık hayatınıza olumsuz yorumlanarak yansıyorsa, kabul etmesi daha da zor bir durumdur. Ben ilk bastonumu ortaokul yıllarımda edindim, baston çantamda dururdu. İlki; çok cici kısa katlanır ve alüminyum bir bastondu, alüminyum olmasına rağmen hiç yamulamadı, zira ben onu neredeyse hiç kullanmadım. Ben körler okuluna gitmedim. 13 yaşıma gelene kadar da hiçbir körle tanışmadım. Düzenli olarak göz doktorlarına gittim ama hiçbir doktor tarafından körlerin neleri nasıl yaptıklarıyla ilgili bir şey öğrenmedim. Aslında bu doktorların işi değil. Doktorların en büyük sorumluluğu görmeyen birini ilgili rehabilitasyon kurum veya kişilerine yönlendirmek. Benim küçüklüğümde şimdiki eksik rehabilitasyon hizmetleri bile yoktu, olandan biz haberdar değildik. Ailem bilebildiği kadar beni destekledi. Ankara’ya taşındıktan sonra, Altı Nokta Körler Derneğini öğrendik, sonra babam, annem ve biraz büyüdükten sonra da ablamla derneğe gitmeye başladım. Derneğin kütüphanesinden kaset alıyordum, bir de lise yıllarımda kısa bir bağımsız hareket kursu aldım. Bastonumu aktif olarak kullanmaya üniversite yıllarıyla başladım. Malum artık büyümüştüm ve babamın ya da annemin kol çantası olmak lise yıllarında kalmalıydı. Arkadaşlarımla takılmak istiyor, onlarla plan yaparken eve nasıl döneceğimi hesaplamak istemiyordum. Benim bağımsız hareketim geliştikçe, hayat daha eğlenceli olmaya başladı. Lise yıllarında okulun kantinine kendi başına gidemeyen, arkadaşlarından yardım isteyen ben, şimdi yaşadığım şehirde bir yere gitmeyi bırakın, başka şehirlere, başka ülkelere kendim gidiyorum.

Bağımsız hareket sadece bir yere gidebilmek değildir. Bağımsız hareket okula gidebilmek ve okuldaki arkadaşlarınla denk olabilmek, sürekli yardım alan kişi olmamaktır, bağımsız hareket; “annem, babam olmazsa ben işe, okula, hastaneye nasıl giderim”  korkusundan kurtulmaktır. Bağımsız hareket iş ararken farklı şehirlerdeki iş imkânlarını değerlendirebilmektir. Bağımsız hareket, bara ya da camiye kendin istediğin zaman gidebilmektir. Bağımsız hareket sevgili yapmak, hatta sevgiliyi her buluşmaya birlikte yanında götürdüğün arkadaşına kaptırmamaktır. Bağımsız hareket sevgiline, eşine, annene ya da babana mecbur olmamak,  kimseye minnet duymamak, birine küsebilmek hatta gerektiğinde o kişiyi hayatından çıkarabilmektir. Bağımsız hareket çocuğunu canlı baston olarak kullanmamak, çocuğuna ebeveyninin güvenliğinden sorumlu olmaktansa çocuk olmak hakkını vermektir. Bağımsız hareket kendine güvenmektir. Burada okuduğum bilimsel bir yayından bahsetmenin yerinde olduğunu düşünüyorum. Bell ve Mino’nun 2013’de 1056 kör yetişkinle yaptığı çalışmada, baston kullanan görme engellilerin kullanmayanlara göre daha çok iş bulabildiği saptanmış. Yani bizim sihirli değneğin sihirli olduğuna dair elimizde somut kanıtlar mevcut.

Bağımsız hareket bizim sihirli değnekle geliyor ama bu değneği taşımak kolay olmuyor. Kör ve eli sopalıysanız, sokaktaki insanın davranışları pek cesaretlendirici olmayabilir. Size gerçekten acıyarak davranabilirler. Sizin onlardan daha az olduğunuzu size anlatmak için ellerinden geleni yaparlar. Siz öyle kendinize güvenerek elinizde baston, işinizde gücünüzde bir yerlere giderken mesela, “Cık cık hiç mi kimsesi yok”  “Allah kolaylık versin” gibisinden şeyler söyleyerek tepenizdeki tasın civatalarıyla oynayabilirler. Tabii size öyle uzaktan acıyarak söylenmekle yetinmezler bazen. Diyelim ki şehirlerarası yolculuk yapıyorsunuz, şu rahat koltuklardan birini aldınız, yani yanınızda hemcinsiniz olan başka bir yolcu yok. Mola yerine geldiniz, muavinden tuvalete gitmek için yardım istediniz, aldığınız cevaplardan biri şu olabilir: “Seni neden böyle tek başına salıverdiler?”. Bu soru yine nasıl cevaplayacağınızı bilemeyeceğiniz türden. Ya da diyelim kaldırımın ortasındaki bir tabelaya kafa göz daldınız, siz belediyeye içinizden ya da dışınızdan sayıp söverken amcanın teki gelip “Ama sen de dikkatli olacaksın yürürken” diye bir yorum yapabilir. Ya da zorla yardım etmek isteyenler, yardım istemeyince atarlananlar olabilir. Hele bir bağımsız hareket etmeye başlayın, ne hikâyeler biriktireceksiniz.

Peki, insanların bu abuk sabuk tepkileriyle başa çıkmanın yolu nedir? Bu soruya kesin bir cevabım olsun isterdim. Ama yok maalesef. Bu çok bilinmeyenli bir denklem, kaçıncı dereceden olduğu da kişiye göre değişir. Bastonu alıp sokağa çıktığınızda işinizi kolaylaştıracak bazı özellikler vardır. Yazının başında da dediğim gibi kendinize bir kimlik oluşturmanız gerekiyor, bu kimlikte benim körlüğüm saçımın kestane rengi olması gibi bir şey. Yani körlük benim bir özelliğim, başka bir sürü özelliğim arasında bir tanesi. Bana göre körlük ne dünyanın sonu, ne zavallılık, ne eksiklik ne de yüce bir durum. Kör olmam nedeniyle pek çok sefer ayrımcılığa uğradım, damgalamayla karşılaştım ama kendimi hiçbir zaman başkalarının koyduğu sınırların içine hapsetmedim. Engelli olduğum için iş başvurum kabul edilmedi, başka bir kuruma tekrar iş başvurusu yaptım. Türkiye’de toplam 3,5 sene, dört ayrı kurumda çalıştım, Psikoloji okudum, psikolog olarak çalışacağım diye kafama taktım ve öyle de yaptım. İnsanların bana saygı duymadıklarını bilsem bile özsaygımı kaybetmedim. Çok sinirlendim, çok üzüldüm, çok ağladım da ama istediğim hayatın peşini bırakmadım. İnsanların sokaktaki tepkilerinin neşemi ve umudumu törpülediği oldu ama kendimi güçlendirecek başka şeyler bulmaya çalıştım.

Bütün bu yazdıklarımda ifade etmeye çalıştığım, elinize bastonu alıp sokağa çıktığınızda, ya da kendi istediğiniz hayatı yaşamak için mücadele etmeye başladığınızda güçlüklerle karşılaşacaksınız. Başkaları elbet sizin hayatınızı etkileyecektir ama başkalarının sizi nasıl tanımladığından daha önemli olan, sizin kendinizi nasıl tanımladığınızdır. Bu süreçte bana yardımcı olan şeyler neler diye düşünüyorum. Üniversite eğitimi bana diplomadan çok daha fazlasını kattı. Kendim için ve sonra da diğer engelli öğrenciler için konuşmayı üniversite yıllarında öğrendim. Dernekleri hiçbir zaman sevemedim ama Engelsiz ODTÜ topluluğunda hep aktif oldum. Bu bana hem kendi kimliğimi oturtma hem de hak savunuculuğu konusunda çok şey öğretti. Engelsiz ODTÜ Topluluğunda çok güzel arkadaşlıklar kurdum, hatta eşimle de toplulukta tanıştım. Yani sivil hayata katılım, illa engellilik alanında olması da şart değil, önemli bence. Ayrıca bu sıralar hak savunuculuğu anlayışıyla hareket eden pek çok engelli derneği de var. Bunlardan birine katılmak engelli bir birey olarak güçlü bir kimlik geliştirmek için iyi bir fırsat olabilir. Engelli derneklerine katılmak başarılı rol modeller ile tanışmak ve paydaş arkadaşlar edinmek için de iyi bir fırsat. İlginçtir ama ben en yakın arkadaşlarımdan biri olan Elif Emir Öksüz’le bir ALES sonrası tanıştım. Yıllardan beri yerdiğim ÖSYM’nin, dolaylı olarak neden olduğu en güzel şey bizim dostluğumuz. Ben tüm arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum ama körlerle bilmediğimiz bir yere gitmek, gitmek isterken yolda kaybolmak, birlikte alışveriş yapmak, yolun ortasındaki direğe çarpıp hem ağlamak hem de gelip abuk sabuk yorumlar yapan amcaya birlikte atarlanmak, işe yarayan körcül yöntemleri birbirimize anlatmak, günlük hayattaki törpülere karşı birbirimizi desteklemek, üzüldüğümüz ya da başardığımız şeyleri paylaşmak… benzer deneyimlerin sağladığı empati insana farklı bir huzur verebiliyor.

Bir başka önemli unsur da ailenin kör çocuğa nasıl davrandığı ve engelliliği nasıl gördüğü. Ben görme engelli bir kız tanıyorum, şu anda genç bir kız, ilk tanıştığımda ilkokul birinci sınıfa gidiyordu ve elinde bastonu vardı. Bu işte çok önemli bir şey. Çocuklar için bastonlar ve diğer bağımsız hareket destekleyici gereçler var. Bir kör çocuk ne kadar erken eline baston alır ve körlüğünün görünürlüğüyle başa çıkmayı öğrenirse daha sonraki hayatı o kadar kolaylaşır. Ben aile desteği konusunda çok şanslıyım. Annem, babam ve ablam beni hiçbir zaman eksikmişim ya da değersizmişim gibi değerlendirmediler. Her zaman yanımda oldular ve kendim için koyduğum hedeflere ulaşmam için ellerinden geleni yaptılar. Annem hep “Senin böyle başarılı olacağını bilseydim sen küçükken hiç ağlamazdım” der. Hiçbir zaman kör bir çocuğun körlüğü inkâr edilmemeli. Kör bir ergen motor bisiklet alın illa bana diye tutturduysa, sırf kendini kör gibi hissetmesin diye yok yere “Olur canım yaza söz sana bir motor bisiklet alacağım.” denmemeli. Bir diğer yandan da çocuktan makul beklentileri olmalı ailenin. Çocuk bir köşede durması gereken tuzluk muamelesi görmemeli, körlüğünden ötürü eksik, ya da bağımlı olduğu izlenimi yaratılmamalı. Yetişkin kör rol modelleriyle tanışmak ve onlarla birlikte vakit geçirmek kör çocuğu olan ailelere de çocuklarından neler bekleyebilecekleri konusunda yardımcı olabilir. Ailenin uygun desteğiyle yetişen kör bir çocuk, körlükle ilgili kimliğini daha kolay oluşturup sağlamlaştırabilir.

Güçlü bir kimlik oluşturan kör, sokaktaki acıyan muameleyle de daha kolay başa çıkabilir. Benim sokaktaki insana verdiğim tepki o andaki ortama ve kendi psikolojik durumuma göre değişiyor. Eğer tepkinin altında merak varsa, elimden geldiğince anlatarak bir bakış açısı oluşturmaya çalışıyorum. Örneğin; Ankara’dan Safranbolu’ya giderken tüm yol boyunca yanımda oturan genç üniversite öğrencisiyle, engelli birine nasıl yardım edebileceği, ne gibi tutumların yanlış olduğu, görmeyenlerin neyi nasıl yaptığıyla ilgili uzuun bir sohbet ettik. Bu kişinin hayatında bir izlenim bırakabildiğimi sanıyorum. Başka bir sefer Mersin’den Ankara’ya giderken yanımda oturan sınıf öğretmenliği öğrencisiyle yaptığımız kısa sohbette, ona özel eğitim ile ilgili ders alıp almadığını sordum, tam olarak ne konuştuk hatırlamıyorum, tuvalete gitmek konusunda ondan yardım istedim. Yolculuğun sonunda, elime bir kâğıt tutuşturdu ve birinden o kâğıdı okutmamı istedi. Kâğıt bir nevi mektup gibiydi, ilk kez engelli biriyle etkileşimde bulunduğunu ve onu ne kadar etkilediğini anlattıktan sonra özel eğitimle ilgili ders almak için elinden geleni yapacağını söylemiş. Bunlar olumlu örnekler. Elbet olumsuzları da oluyor. Mesela Güvenpark’ta o dolmuş kargaşasının içinden ezilmeden geçebilmek için gören birinden yardım istediğimde, adam bastonumdan tutup çekmeye başladı beni. Kolunuza girebilir miyim diye sorunca da bir şey söylemeden devam etti. O anda ne yapacağımı bilemedim ama sonra birisi tekrar aynı şeyi yaparsa tasmasından tutulan köpek gibi havlamaya karar verdim. Henüz havlamadım. Aynı şeyle tekrar karşılaştığımda havlayabilmek için psikolojik olarak güçlü hissettiğim bir günde olmam lazım ama o kadar güçlü hissetmiyorsam bile, o kişiye bastonumu bırakmasını söyleyip başka bir kişiden yardım isteyebilirim. Yardım etmek isteyen kişiler bizim ülkemizde hiçbir şey sormadan kolunuza girebilirler, ya da sizi tutup çekiştirebilirler, o anda yardıma ihtiyacınız yoksa ben kendim gidebilirim deyip yardımı reddedebilirsiniz. Bir keresinde Ankara metrosunda yönümü karıştırdım ve bir kenarda durup nereden geldiğimi ve ne yöne gittiğimi düşünüyordum ki bir adam kolumdan tutup “Nereye gidecen?” diye beni yürümeye zorladı, ben de yardıma ihtiyacım olmadığını söyleyince beni bıraktı ama birkaç adım atıp “Ne yapayım yardıma ihtiyacı yokmuş” dedi. Belli ki bir gurup insan bana yardım etmesi için onu görevlendirmişti. “Nereye gidiyorsun?” sorusunu da sevmem hiç. Sana ne nereye gittiğimden, sen sokakta tanımadığın insanlara nereye gittiğini söylüyor musun? Bu durumlarda eğer yardıma ihtiyacım varsa, sadece o kadarını anlatırım mesela “Üst geçidin merdivenlerini bulmaya çalışıyorum”. Yardıma ihtiyacım yoksa da bunu belirtirim. “O elindeki ne” soruları da bayağı sık karşılaştığım sorulardan. Elif bunlardan birinden yazılarından birinde bahsetti, çalıştığım kurumun tuvaletinde ellerimi yıkarken, “O elindeki ne delik açıcı çubuk mu” diye bir soruyla karşılaştım. O anda “Ben görmüyorum bu da baston” dedim. Şimdi elbet böyle bir soru için de yaratıcı bir cevabım var ama onu sizinle burada paylaşmayacağım. Boston’da bir çocuk “Sopanı sevdim” dedi bana. Annesi de çocuğu susturmaya falan çalışmadı. Çocukların açık ve içten soruları ya da yorumları hiçbir zaman rahatsız etmez beni. Doğrudan “Senin gözün kör mü?” sorusuyla karşılaşmayı çok severim hatta. O çocuğa kör olduğumu ve bastonun ne işe yaradığını anlattım. Bastonumun ucunda dönen portakal uç var. Uçun rengi de kırmızı, onun ne işe yaradığını sordu. Onu da anlattım. Çocukların sorularını ve tepkilerini bir fırsat olarak görüyorum, önyargı oluşmadan elinize geçen bir fırsat. Ama bazen yetişkinlerin tepkileri beni çileden çıkartabiliyor, öyle zamanlarda nezaketimi koruyamadığım da oluyor.

Uzun lafın kısası kör olmak utanılacak ya da gizlenmesi gereken bir şey değildir. Baston kör olmayı tam anlamıyla kolaylaştıran ve hayata katılımı sağlayan bir şeydir. Bastonla daha güvende hareket edebilirsiniz. Baston sadece önünüzde ne olduğunu anlamanıza yardımcı olmaz, onu görenler sizin göremediğinizin farkında olur ve ona göre davranır. Karşınızdan gelen kişi mesela sizin kenara çekilmenizi beklemektense, kendisi kenara çekilir. “Kör müsün? Önüne baksana”  çıkışına elinizde bastonla “Körüm, ya sen?”  cevabını verebilmek başka bir haz verecektir. Bastonunuzu gören başkaları size istemediğiniz biçimde davranabilir ama bu sizi yıldırmasın. Aileniz ilk başlarda direnç gösterebilir ama siz elinize geçen fırsatları kullanın ve baston kullanabileceğiniz fırsatlar yaratın. Bu ilk başlarda yanınızda gören bir rehber varken baston kullanmak şeklinde olabilir. Kafanıza uyan ve birlikte bir yerlere bağımsız olarak gidebileceğiniz kör arkadaşlar, ağabeyler, ablalarla tanışmaya çalışın. Sizi hayata bağımsız katılım yönünde destekleyebilecek, engelliliği zavallılık ya da bir çeşit sömürü aracı olarak kullanmayan, günahkâr olduğunuz için cezalandırıldığınızı söylemeyen sivil toplum kuruluşlarında yer alın. Kendinize bakışınız, neler yapabildiğinizi gördükçe gelişecek ve güçleneceksiniz.

İleriki sayılarımızda sihirli değnekle ilgili yazmaya devam edeceğim.

 

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş