Yazılarda Ara

BEŞ BUÇUK GÜNLÜK VİYANA İZLENİMLERİ

Toplam Okunma 363

Aşağıda okuyacağınız satırlar, Engelsiz Erişim Derneği’nden Ben ve Sevda İle Boğaziçi Üniversitesinden Zeynep Hande Sart hocamızla birlikte Zero Project kapsamında seçimlerde yaptığımız şablon çalışmasına verilen ödülü almak ve konferansa katılmak için Viyana’da geçirdiğimiz 5 buçuk günü anlatıyor. 19 24 Şubat tarihlerinde, gerek konferansta gerekse şehri gezerken yaşadıklarımızı, insanlarla ilişkilerimizi, gördüklerimizi gün gün kısa notlar halinde oluşturup EEEH Dergi grubuna gönderiyordum. Sağ olsun dergi ekibimizden Bahar bunları tek bir dosyada topladı ve ben de son düzenlemeleri yapıp sunuma hazır hale getirmeye çalıştım. Umarım zevkle okursunuz.

Viyana İzlenimleri birinci gün: 19 Şubat:
Görünmezliğin ırkı dili yok!
Viyana'dayız. Avusturya’daki bu ilk günümüzde sizlerle insanların tepki ve davranışlarının nasıl uluslararası olduğunu anlatacağım. Otele yerleştikten sonra, önce Birleşmiş Milletler Merkezine konferans için kayıt kartlarını almaya geldik. Burası, güvenliği oldukça yüksek olan bir yer. İçeri girerken, üstünüz aranıyor, her şeyi çıkarıyorsunuz ve kapılardan kartla geçiyorsunuz. O yüzden kapılardan geçeceğimiz bir kart için fotoğraf çekip kartı basıyorlar.
Tüm bu süreç tam bir görünmezlik içinde geçti. Daha binaya girişte, Sevda ve Ben yerine Hande Hanım'ı muhatap almaya başladılar: “Söyler misiniz kemerini çıkarsın?" Kapıdan geçerken, oradaki görevlinin tutumu hakikaten komik ve ilginçti.
"Durun, nasıl geçecekler? Hayır hayır, kartı sen basma, ben kapıyı açayım. Dur dur bir adım geri…" Kadın kapıdan geçeceğiz diye garip bir panik içine girdi.
Bizim fotoğrafımızı çekecek kadının tavrı da farksızdı. Önce her şeyi Hande Hanım'a sormaya başladı: "Şuraya oturacak! Kameraya bakmasını söyler misiniz?" Neyse, kendisini uyarınca, “Konuşabiliyoruz, isterseniz bize söyleyin” diye; doğrudan konuşmaya başladı bir parça.
Viyana sokaklarında gezerken de, Hande Hanım'ın anlattıkları kadarıyla, sürekli bize bakan, ilk kez bastonlu bir kör görmüş gibi bir anda önümüzden çekilen insanlarla karşılaştık. Belki her yerde böyle bakıyor insanlar Bilmiyorum, ama biz gören birinin geri bildirimi sonrası fark ediyoruz bunu.
Bir kozmetik mağazasına girdiğimizde örneğin, Sevda'nın aradığı bir parfümün ikinci katta olduğunu öğrendik, yukarı çıkacaktık ki, kadın Hande Hanıma işaretlerle anlatıyormuş: “Asansör var, merdivenden çıkmasınlar.”
Sözün özü dostlar, görünmezliğin ırkı dili yok. Her yerde aynı. Bu da ilk günün özeti olsun.

Viyana İzlenimleri İkinci gün: 20 Şubat:
Zero Project Konferansında erişilebilirlik
Bugün gerçek anlamda konferans başladı. Sizlerle erişilebilirlik adına yapılanları paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce bir total kör olarak yine tüm erişilebilirlik tedbirlerinin bana göre olmadığını söylemek zorundayım. Braille bir program yoktu örneğin, ayrıca salonların yerini gösteren bir harita da yoktu. Dahası Zero Project için bir mobil uygulama yapmışlar programı ve konuşmacıları görelim diye; Erişilebilirliği yüzde ellinin altındaydı. Birçok etiketsiz düğme, programa ulaşana kadar çekilen zahmet vs. oldukça şaşırtıcıydı. Girişte içinde Braille program bulunmayan ve broşür, ajanda gibi tamamen görsel malzemelerin olduğu çantayı almayı reddettim. Sonrasında gelip organizasyon adına benden özür dilediler.
Şu ana dek bardağın boş tarafını aktardım sizlere,  ama dolu tarafı daha fazla erişilebilirlik açısından. Her şeyden önce bizim yarışmada yaptığımıza benzer bir uygulama var yol bulmayı kolaylaştıran. Ancak onlar kabloyla değil, 30 santimlik halı ile bunu yapmışlar. Böylece kılavuz iz olmuş. Biz de halıyı düşünebiliriz ileride sanırım.
Bunun dışında, konferansın hemen başında, konferans için yapılan erişilebilirlik düzenlemelerinden bahsettiler bir sunum olarak. İşte bazı satır başları:
• Sesli betimleme: masalarımızda telsiz kulaklıklar var ve gösterilen her video betimlemeli.
• Canlı alt yazı: Konuşmalar anımda yazılarak ekrana yansıtılıyor ve oldukça başarılı.
• İşaret dili: Tıpkı alt yazı gibi her konuşma, her salonda anlık olarak canlı biçimde işaret diline çevriliyor.
• Grafik çizimler: salonlardan birinde, tüm konuşmalar bir grafiker tarafından çiziliyor, özetleniyor ve kapıya asılıyor. Böylece öğrenme güçlüğü olanların dinlediklerini çizimlerle de birleştirerek anlamalarını kolaylaştırıyorlar. Aşağıdaki satırlarda bu çizimleri yapan arkadaşla yaptığım röportaja da yer vereceğim.
• Engelli tuvaleti, rampa ve asansörler: her katta engelli tuvaleti var, elbette asansör ve merdivenler mevcut.
• Speech Code: Bunu yeni keşfettim, bir uygulama Speech Code. Tüm ajandayı ve kapıları koda yüklemişler. iPhone veya Android cihazınızı koda tuttuğunuzda yazılı program veya her neyse size sesli olarak okunuyor veya ekran okuyucunuzla takip ediyorsunuz. Sisteme NFC kodlar koyabildiğiniz gibi, basitçe, speechcodes. eu adresinden yeni kod da basabiliyormuşsunuz. Bunu kullanarak tuvalet üzerindeki kodu ve programdaki kodu okuyabildim. Daha sonra Türkiye’ye döndüğümde buradan ücretsiz bir hesap açtım ve GETEM’de bastığım rastgele bir yazıyı sisteme yükledim. Bana verdiği kodu da yazının başına resim olarak yapıştırıp yazıcıdan çıktı aldım. Sonrasında iPhone ile kodu okuttuğumda, bana tüm yazıyı okudu sistem. Erişilebilir ve herkese hitap eden bir broşür vs. Hazırlayacaksanız çok ideal olabilir. Tek sorunu kodun okunmasının bir hayli zor oluşu. Bakalım ileriki sürümlerde bunu düzeltebilecekler mi?
Konferansın bir güzel tarafı daha şu: Programı sunan az gören bir arkadaş. Konuşmacılar arasında, sağır, CP'li, tekerlekli sandalyeli birileri var. Yani engelliler figüran konumunda değiller. Daha anlatacak çok şey var. Ama bugünü erişilebilirlik düzenlemelerine ayırmak istedim.

Viyana İzlenimleri 3. gün, 21 Şubat:
Sunum ve panellerden satır başları:
Şu ana dek hep dış faktörlerden bahsettim, biraz da sunumlara bakalım dilerseniz. Önce güzel bir gelişmeyle başlayayım: Artık güvenlik görevlileri bize alıştı, kapılardan kartımızı basıp geçerken, büyük bir olay oluyormuş gibi davranmıyorlar.
Sunumları izlerken, önemli bir söylem ve paradigma farkını yakaladım. Biliyorsunuz biz bağımsız yaşam kavramını çok vurguluyoruz. Burada onun yerine yeni bir kavram kullandılar: bireysel yaşam veya destekli bireysel yaşam. Gerekçe şu: Aslında hepimiz birbirimize bağımlıyız ve etkileşim içindeyiz. Kuyudan su çekip kendi ekmeğimizi pişirip, benzin için kendi petrolümüzü çıkarmıyoruz örneğin. Önemli olan, hayatımızda bireysel seçimlerimizi özgürce yapabilmek ve kimden, ne kadar yardım alacağımızı kendimiz seçebilmek. Bunu Beyza da bazı yazılarında vurguluyordu, ama bir kez daha duymak harika oldu.
Konferansın üçüncü günü olan 22 Şubat sabahının konuklarından biri Tom Shakespeare idi. Ve o da benzer bir kavramı vurguladı. Özellikle bedensel engellilere bakım hizmeti verenlerin seçiminde doğrudan sakat kişinin belirleyici olmasının önemine işaret etti. Ve yapılacak bakım ve yardımda da pratik açıdan sakat kişinin etkin olmasının önemini vurguladı. Sakat kişinin yaşam alanı kişisel yardımcının çalışma alanı ve buradaki çizgi çok önemli. İşin duygusal boyutunu da ihmal edemeyiz diyor Shakespeare.
Esasında çoğu sunum seçimlerle ilgili değildi, farklı alanlarda engellilerin katılımını hedefleyen sunumlar da vardı. Örneğin, kadın ve cinsellik konulu sunumda, Kolombiya'da son 10 yıl içinde yüzlerce zihin engelli kadının kısırlaştırıldığını öğrendik. Zihin engelli kadınların da kendi cinsel yaşamları üzerinde söz hakkına sahip oldukları belirtilerek bunu güçlendirmek için yapılabilecekler tartışıldı.
Başka bir sunumda, Greta adlı bir Almanya uygulamasını gördük. Uygulama bizim Hayal Ortağım'daki sinema kısmına benziyor. Sesli betimleme yapanlar bunları uygulamaya gönderiyorlar ve kör kullanıcılar filmi her yerde, filmle eşleştirip izliyorlar.
Kör kadınların göğüsteki kistleri çok daha hassas biçimde önceden anlayabildiklerine ilişkin araştırma sonuçlarının paylaşıldığı sunumlar da vardı.
Dünyadaki tüm yetimhanelerin kapatılması gerektiğini savunan ve kurucusu j. K. ROWLİNG olan vakıf da epeyce çok yerde sunum yaptı.
Her iki gün sabahında iki kısa film izledik. İlki bir konferansı anlatıyordu ve erişilebilirlik olmadığında yaşananları hicvediyordu. Oradaki bir repliği aktarayım: "İşitme engelli misiniz?" "Hayır, sağırım."
İkinci günkü filmin konusu ise evli olan iki down sendromlu kişinin çocuk sahibi olması üzerineydi. Tahmin edeceğiniz üzere aile buna karşı çıkıyor, ama Yine de sonunda down sendromlarının yaşamlarını engellemediğini söyleyip sürece devam ediyorlar.
Gelelim seçimlerle ilgili yapılanlara. İzlediğim sunumlarda, Meksika, İspanya, Brezilya, Avustralya, Amerika ve Gürcistan'dan örnekler gördük. Amerika, Avusturalya ve Brezilya'da elektronik oylama var. Ancak, örneğin Brezilya'da yine de oy vereceğiniz yere gitmek zorundaymışsınız. Sistemler İnternet'e bağlı değil. İspanya ve Meksika bizim gibi. Elektronik oylama yok. İspanya oy hakkı ve seçimlerle ilgili mücadelesini yeni kazanmış. Orada engellilerin oy kullanabilmesini sağlamak bile ciddi bir sorunmuş. Süreç orada da engelli bireyin talebine göre yürüyormuş. Kişi Braille pusula istiyorsa önceden başvuruyormuş, ama Braille pusulayla neyi kastettiler pek anlamadım.
Gürcistan modeli bize en yakın olan. Oy pusula rehberi adında bizim şablona çok benzer bir şey üretmişler. Bizden farkı üzerinde Braille yok çünkü Gürcistan federasyonu çoğu kişi Braille bilmiyor diye bunu istememiş. Yerine her yuvarlak deliğin üstünde uzun çizgiler var. Böylece, sayabiliyorsunuz. Delikler çok küçük çünkü orada oylama kalemle yuvarlak bir çizik atmaktan ibaret. Bir de şablonu bir kere üretmişler ve kişiler bunu her seçimde kullanabiliyorlarmış. Üzerine referandum için de bir bölüm eklemişler oradaki boşluklar daha büyük. Ben sevdim şablonlarını ve bir örnek aldık.
Biz de bu oturumlardan birinde sunum yaptık. Sunumumuz ve videomuz oldukça beğenildi. Oturum başkanının sorduğu bir soru çok önemliydi: "Peki kişi hem kör hem bilişsel farklılıklar yaşıyorsa, çözümünüz ne?" Biz Braille bilmese bile kişinin yalnızca saymayı bilerek oy kullanabileceğini vurgulasak da, bence bu konularda da gruplardan geri bildirim alıp farklı çözümler de sunmamız gerekiyor.
Bu arada erişilebilirlik sözümüzün İngilizcesini de söyledik ve oturum başkanımız çok beğendi.
Akşam da ödül törenindeydik. Her şey gayet güzel organize edilmiş. Seksene yakın organizasyon ödül aldı ve her şey iki saatte bitti. Ödül alırken, herkese anchor dedikleri bir asistan veriyorlar. İsterseniz onunla beraber yürüyebiliyorsunuz. Oranın kişi üzerindeki etkisi gerçekten hoştu. Sevda, Hande Hanım ve Ben ödülü birlikte aldık ve sonra bizi 30 saniyelik bir çekim yapmak için stüdyoya aldılar.
Buradaki eleştirim, ödülün yine erişilebilir olmayışı. Diploma gibi bir sertifika verildi ama üzerindeki yazıyı yine birine okuttuk. Daha önce de söylediğim gibi, bir total kör olarak maalesef ihtiyaçlarımız üvey evlat muamelesi görüyor. Birçok erişilebilirlik düzenlemesi var, ama total körler için yalnızca halıdan yapılmış kılavuz iz ve sesli betimleme seçeneği mevcut. Burada diğer engel gruplarına nazaran çok az bastonlu kör görmemizin de etkisi var mı bilmiyorum, ama böyle noktalarda daha çok yer almamız gerektiğinin altını tekrar çizmek istiyorum.

Viyana izlenimleri 4. Gün, 22 Şubat:
Stantlar Üzerine
Bugün biraz da konferans sırasında açılan stantlardan bahsetmek istiyorum sizlere. Her benzer çalışmada olduğu gibi, burada da stantlar açıldı ve çeşitli gösterimler yapıldı. Bunlardan beni en çok etkileyen, Facebook'ta röportajını da paylaştığım Porto Rikolu kör astrofizikçi Wanda Diaz oldu. Kendisi üniversite yıllarında diyabet sonucu tamamen kör kalıyor. Eğitimine devam ediyor ve şu an post doktora yapıyor. Astrofizik erişilebilirliğini sağlamak için, birçok sesli ve dokunsal deneme yapmışlar ve bunların bazılarını da direkt kendisi geliştirmiş. En çok ilgimi çeken bir nevi ışık algılayıcısı cihaz oldu. Bu cihazın bir parçasını teleskopa bağlayınca yıldızları izliyor ve çıkardıkları seslere göre yaşlarını buluyormuş. Genç yıldızlar daha çok ışık yayıyor ve daha ince ses çıkarıyormuş, yaşlı yıldızların yaydığı ışık azaldığından sesleri kalınlaşıyor. Ayrıca tüm gezegenlerin 3 boyutlu çıktıları, ay yüzeyindeki kriterler vs. dokunsal bir tat da veriyor bize.
Bu konuda inspiring Stars adlı bir sergi yapılmış geçen yıl Viyana'da. international Astronomical Union, uluslar arası astronomi birliğince desteklenen bu projede daha kapsayıcı bir astronomi için dokunsal teleskoplardan başlayan geniş bir yelpazede çalışmalar sürdürülmüş.
Ben bunları yazarken, Türkiye'de doktorların engellilerin hangi alanlarda çalışamayacağını belirleyebilmelerinin önünü açan yönetmelik gündeminin tartışmasını görmek ne garip!
Neyse, ertesi gün Wanda ile bir kahve içtik, onu festivalimize davet ettik. Kim bilir, sponsor bulursak, belki Türkiye'de ağırlarız onu.
Mevzuyu Wanda ile aramızda geçen şu diyaloğumuzla kapatayım: "Sence kör biri uzaya gidebilir mi?" "Tabii ki, uzayın kendisi karanlık bir yer zaten."
Ne dersiniz, Wanda için Türkiye'den bir rapor alsak, doktorlar hangi işi yapabilir derdi?
Biraz daha yere indiğimizde, karşıma çıkan diğer bir figür Petra Plicka oldu. Size erişilebilirlik düzenlemelerini anlatırken, sunumların çizimlerle yapılan görsel betimlemesinin duvarlara asıldığını söylemiştim. İşte Petra bunu yapan kişi. Kendisi aslında sosyolog muş ama on yıldır öğrenme güçlüğü yaşayanlarla çalışıyor. Bu çalışma onların isteğiyle oluşmuş ve oldukça yararlı oluyormuş. Evet konferans bir total kör olarak erişilebilirlik noktasında beni tatmin etmedi belki, ama erişilebilirliğe özel bir önem verilmesi ve bunun için çaba harcanması o kadar değerli ki.
Esasında yapılması gereken bu; ama biz hiç göremeyince, ağzımızı açıp bakıyoruz. Ve işin garibi bunları eleştirdiğimiz için biz, nankör, fil dişi kulesinde olarak niteleniyoruz. İnsanları yukarı çekmemiz istenmiyor, bizim aşağı inmemiz isteniyor.
Petra bir parça Türkçe de biliyor, küçüklüğünde İstanbul'da yaşamış, herkese Türkçe selam gönderdi.
Biraz da Stantlarda karşımıza çıkan ürünlere bakalım. Bir Avusturya Firması bizim iPhone'da ekrandan Braille yazmamızı temel alan küçük bir Braille klavye geliştirmiş. Daha prototip aşamasında ama yapısı oldukça güzel ve basit. İphone arkasına bile bağlanabilir. Dokunmatik ekranlarla arası pek hoş olmayanlar için bence faydalı. Fiyatını 50 Avro civarında planlıyorlarmış.
Aynı grubun geliştirdiği diğer bir ürün tek elini kullanabilenler için düzenlenmiş bir klavye. Tek elinizi koyduğunuzda tüm harf, tuş ve rakamlara hakim oluyorsunuz ve oldukça hızlı yazabilmeniz mümkün. Harflerin dizilimi biraz farklı ama kolayca alışılabilir bence. Farklılıkların ihtiyaçlarına göre, her şey ne kadar da kolay düzenlenebiliyor, onu gösterdi bu klavye bana.
Yine bu grubun ürettiği dille bile kontrol edilebilen helikopter çok hoştu. Bedeninizin boyundan aşağısını kullanamasanız bile, bu küçük sensorlar sayesinde her şeyi kumanda etmeniz mümkün.
Diğer bir ürün ise, İsraillilerin geliştirdikleri Step Here. Kaç seferdir kendilerini takip ediyordum, tanışma fırsatı bulduk. Ürünleri bizim Sesli Adımlar ve Yol Arkadaşım’a benzemekle beraber, bir de ses çıkaran bir ürün yapmışlar. Tam hayal ettiğim gibi, bunu telefonla etkinleştirirseniz, bulunduğumuz yerde ses çıkarıyor. Uygulamasını pratikte daha net görmek lazım tabii, ama bir yerlerin tam olarak bulunmasında oldukça faydalı olabilir bence.
Step Here demişken, Almanya kökenli geliştirilen Guide Me, bana rehber ol çalışmasını da anlatmalıyım. Bu çalışma bizim Aira mantığına benziyor. Hatırlayın Elif Emir Öksüz yazmıştı Aira ile ilgili. Uzaktan bir asistanın sizi yönlendirmesi… Bu grup gözlük kullanmıyor doğrudan telefon kamerasıyla, bir asistana bağlanmanızı sağlıyor. Bunu daha çok metro, hava alanı gibi yerlerde satmayı istiyorlar. Oradaki çağrı merkezlerine lisans verdiklerinde, siz alana girdiğiniz an, operatörü arayıp destek alarak işinizi halledebilirsiniz. Her gün yaşadığımız havaalanı tartışmalarına farklı bir çözüm sunabilir bence bu tür bir çalışma. Yüzlerce kişiyle uğraşmak yerine, uzman bir personeli arayıp gitmek istenen yere ulaşmak kulağıma kötü gelmiyor. Tabii gerçek erişilebilirliğin bu olmadığını hatırda tutmak önemli.
Son olarak Yine İsraillilerin ballandıra ballandıra anlattıkları ama test etme fırsatı bulamadığım bir eklentiden söz edeyim. Adı Envi gibi bir şeymiş sanırım ve Firefox ve Chrome içine kuruluyormuş. Yaptığı şey erişilebilir olmayan web sayfalarına erişilebilirlik kazandırmak, ama kendilerini bir türlü yerlerinde bulamadığım için çok fazla fikir veremiyorum. İleri ki zamanlarda daha çok bilgi bulursam, paylaşırım.
Seçimlerle ilgili çok bir özel çözüm göremedim. Orcam dediğimiz gözlük sistemi bir çalışma yapmış ama birleşik pusula olmayan sistemlerde gözlüğü tutup yazılı adayın bilgilerini okumaktan ibaret. Hem bizim seçimlerimize uymaz, hem de zaten elimizdeki akıllı telefonlarımızla bunu yapabilirdik eğer her aday ayrı bir kâğıtta olsaydı, muhtarlık seçimleri gibi.
Sanırım bugünlük anlatacaklarımın sonuna geldik. Son günde biraz Viyana’daki sanat gezi izlenimlerimden söz edeceğim. Zero Project konferansı 22 Şubat itibarıyla sona erdi.

Viyana Avusturya izlenimleri 5, 23, 24 Şubat:
Şehre ve sanata dair Genel toparlama:

Bu sefer bir günü değil toplam kaldığımız 5 buçuk günü değerlendirmek isterim sizlere değerli dostlar. Bu son yazıyı uçakta, dönüş yolunda yazıyorum. Avusturya'da kaldığımız büyük döneme genel olarak baktığımda, güzel vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Zero project konferansındaki erişilebilirlik düzenlemeleri, her ne kadar bir total kör olarak beni her yönüyle tatmin etmese de, bu konuya özel bir önem verilmesi ve gösterilen çaba etkileyiciydi. Ne var ki, engelliler için yapılan bir organizasyon diyebilirsiniz, Ama Türkiye'de böyle çok organizasyon var ve maalesef gösterilen hassasiyetin yarısını bile görmek pek söz konusu değil.
İkinci olarak şehirdeki genel erişilebilirlik oldukça iyi. Önemli yerlerde kılavuz izler var. Her yerde, istisnasız sesli trafik ışıkları var. Bunu başka bir yerde belirttim mi emin değilim, ama tekrar yazayım. Avrupa'daki sesli ışık sistemi daha başarılı. Bir kesik kesik tık sesi duyuyorsunuz. Yeşil yandığında hızlanan bir tık sesi var. Işıklar karşı karşıya olduğundan geçerken, karşı kaldırımdaki sesi de duyduğunuzdan, yönünüzü tayin etmek çok daha kolay. İstanbul'da bilenler bilir, “Şimdi karşıya geçebilirsiniz” uyarısı var, ama dil bilmeyenler için bu, çok anlamlı değil aslında. Ayrıca, Avrupa'da ışıklar yolun gürültüsüne göre ses seviyesini otomatik ayarlıyor. Teoride bizde de öyle, ama çoğu ışığın sesi o kadar kısık ki, duymak mümkün olamayabiliyor.
Öğrendiğim kadarıyla durakların bazılarında, sesli betimleme sistemiyle durak tarif ediliyormuş, ama ben rastlamadım. Yalnız, havaalanına gitmeden önce beklediğimiz otobüs durağında bir düğme vardı ve düğmeye bastığımızda, bir sonraki otobüsün kaç dakika içinde geleceğini söylüyordu ve bu bilgi her basışımızda güncelleniyordu.
İnsanların davranışları ise, ilk gün belirttiğim gibi evrensel ve mikro saldırganlıklar içeriyor. Bugün meseleye bir de bizimle beraber proje ortağımız olarak Viyana'ya gelen Hande hocamız açısından bakmak istiyorum. Çok ilginç bir saptama yaptı Hande hoca: Kendimi rehber köpek gibi hissettim. Tabi bunu şakayla karışık söylüyordu, ama gerçeklik payı da yok değil. İlk karşılaştığımız herkes Hande Hanım'a bizim refakatçimiz muamelesi yaptı. Aynı projenin iki ortağı olduğumuzu anlatmakta güçlük yaşadık açıkçası. Örneğin, stantları dolaşırken, Hande Hanım'ın dediğine göre, onunla hiç göz kontağı kurmadan doğrudan bize yöneliyorlarmış. İlginç değil mi, bu sefer de o görünmez oluveriyor. Sonra son gün otelde yemek almamıza yardım eden görevli, Sevda ve Hande Hanım'ı kardeş sandı. Yani, eşit iki arkadaş, iki ortak gibi görmekte bile güçlük çekiyor insanlar bir gören ve bir görmeyeni.
Bu arada minik bir sosyal Aikido ipucu vereyim, yemek alırken otelde, hiç Hande Hanım'la birlikte inmedik restorana. Bunu bilerek öyle olsun diye yapmadık, ama daha erken uyanıyorduk ve iniyorduk. Sonra Hande Hanım masamıza geldiğinde biz yemeğimizi almış oluyorduk. Bu, sürekli bizi muhatap almalarını sağladı.
Son olarak da biraz müze ve sanat erişilebilirliği üzerinde durmak istiyorum. Belki bilirsiniz, Viyana tam bir müze ve sanat şehri desem yanlış olmaz. Her yerde bir müze bulmanız, opera konulu bir şeylere rastlamanız mümkün. Biz de Mozart, Sigmund Freud ve Klimt müzelerine gittik. Her 3 müzede de sesli rehber hizmeti vardı hatta Freud müzesinde iPhone üzerinden Media Guide denen bir sistemle bunları dinleyebiliyordunuz. Ama bu seni tatmin etti mi derseniz, hayır asla. Bir kere sesli rehber zaten körler için değildi, yani betimleme değil yapılan bilgi vermek. İkincisi de betimleme olsa dahi, bunu çok yetersiz buluyorum.
Türkiye'de Sesli Betimleme Derneği harika bir iş yapıyor ve bazı müzelerde, sergilerde betimleme hizmetiyle tanıştırıyor bizleri. Fakat şunu çok daha iyi anladım ki, eğer sanat aynı zamanda gördüğünüz, duyduğunuz şeylerden haz almaksa veya etkilenmekse, betimleme ya da sesli rehber bunu yapamıyor. Yalnızca ansiklopedik bilgi veriyor bize. Resim, heykel gibi sanatsal bir ürünü kör birine anlatmak için, dokundurmak şart bence. Burada yapılacak dokunsal bir replika. Bunun da bir sanatçı gözüyle tasarlanması önemli. Yalnızca birebir kopya da sorunu çözmüyor. Betimlemelerde, belki o an; yaşatacak ses efektleri, 3 boyutlu sesler kullanılsa, bir yere kadar fayda edebilir. Ama bugün maalesef müzelerin erişilebilirliği, rampa, tuvalet, kulaklık kavramlarının ötesine geçemiyor.
Hatta, bir tane müzik aletleri müzesi bulduk, oradaki sesli rehber cihazı da dokunmatikti. Varın gerisini siz düşünün.
Klimt müzesinde bir tek onun ünlü resmi olan kiss öpüşme resmini kabartmışlar. O bile haz vericiydi bence. Ama orada da Rodin'in bir heykeline dokunuyorduk ki, hemen görevli yanımızda bitti. Neymiş, yasakmış. Alçıdan yapılmış, ortada duran bir heykel. Ama hemen bir yasaklama çabası. Bize yalnızca özel olarak ayrı gelirsek dokundururlarmış falan. Zaten çok az dokunulacak şeyi bir de böyle kısıtlamışlar.
Her neyse, yine pek farkımız yok gördüğünüz gibi değerli dostlar. Diyeceğim o ki, bizim bir biçimde, bir körsel sanat müzesi tasarlamamız ve yalnızca bilgi edinmeyi değil, hazzı da hedeflememiz gerekiyor. Sanatsever yaratıcı insanlar orada mısınız?
Uçağımız inmek üzere. Tekrar ülkeme dönüyorum. Yaşadıklarımı damıtıp bir seçki hazırlamaya çalıştım sizler için. Aman ne güzel gezdim gördüm demek değil niyetim, izlenimleri daha eşit, erişilebilir ve engelsiz yaşam çabamıza katık olsun diye yazdım. Kusurum varsa affola


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.