Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Konuşuyorum

Yazar: Sevgi Mart

Toplam okunma: 278

sevgi.mart@gmail.com

Sayı 59, Ocak 2019

 

Benim adım Jaws ve farklı adları taşıyan birçok kardeşim var. Şimdi size kendimi tanıtmak istiyorum. Adıma bakıp; beni korkunç adaşımla karıştırmayın. Muhteşem işler yapıyor ve kendimle gurur duyuyorum. Beni tanıyınca, eminim siz de seveceksiniz.

 

Benim yaratıcıma “Yazılımcı” diyorlar. Ben, onlarca rakamsal kodun bir araya gelmesi ile oluştum. Bir sabah, ilginç bir yerde bir hareketlenme oldu bende. Etrafımda birsürü makineler çalışıyor; garip garip sesler çıkarıyorlardı. Sonra kendi sesimi duydum. Bu çok ilginçti. Daha oluşur oluşmaz; hem okuyabiliyor hem de konuşabiliyordum. Görevim, içinde yaşadığım ve adına bilgisayar denilen makinenin ekranında gördüğüm her şeyi okumak; klavyesine her dokunulduğunda; dokunulan tuşu seslendirmekti. Önce anlamlandıramadım bu işlevimi. Çünkü zaten ekrandakiler görünüyor; klavyeye dokunulunca da temsil ettiği işaret ekranda çkıyor ya da yardımcım imleç sağa-sola, yukarı-aşağı hareket ediyordu. Peki, benim işlevim ne olacaktı? Sonra anladım; ben görme engellilerin bilgisayar yardımcısıydım. Onların bilgisayarı sıfır sorunla kullanmaları için tasarlanmıştım. İçinde yaşadığım makinenin her hareketini, ekranındaki her değişikliği; yardımcım olan yazılımların menülerini; o menülerdeki seçeneklere, klavye dostumla dokunulunca neler olduğunu tek tek seslendiriyordum. Onlara, yazı yazarken; internette dolaşırken; video izlerken; sunu ya da tablo hazırlarken; kendi web sitelerini tasarlarken; sosyal medyada gezerken; oyun oynarken arkadaşlık ediyor; bu işten de çok zevk alıyordum. Çünkü Onlarla birlikte ben de öğreniyor, eğleniyordum.

Benim farklı kardeşlerim de vardı. Ama hepimiz bilgisayarlar için tasarlanmıştık. Daha sonra, bizim ilk gençlik çağlarımızda akıllı telefonlar üretilmeye başlandı. Bu daha eğlenceliydi. Evet, bizler görme engelliler için bilgisayarda sıfır sorun demektik. Erişilebilirlik anlamına geliyorduk. Ama ya dışarıda, okulda, yolda, trende, takside, otobüste nasıl yardımcı olacaktık onlara; nasıl girecektik bu akıllı telefonların içine. Biz tam bu mevzulara kafa yorarken; Yazılımcılarımız; yeni kardeşlerimizi getirdiler. Bunlar VoiceOver ve TalkBack idi ve telefonlara yerleşip; bizlerin bilgisayarda yaptıkları işi orada yapacaklardı.

Kardeşlerimiz, telefonların ekranında gördükleri her şeyi seslendiriyor; böylece görme engelliler, birilerini arayabiliyor; kısa mesaj gönderebiliyor; tüm sosyal medya sitelerinde gezebiliyor; tüm mesajlaşma uygulamalarını kullanabiliyor; erişilebilirliği hak gören bütün yazılımcıların hazırladıkları uygulamaları kullanabiliyor; eşitliğe değer veren tüm bankalarda rahatça işlem yapabiliyor; haber ya da makale veya kitap okuyabiliyor; hiç bilmedikleri adresleri bulup gidebiliyor; fotoğraf çekip, paylaşabiliyor; kısacası kardeşlerimizin içine yerleştiği telefon neyi yapmasına izin veriyorsa; hepsini, onların aracılığı ile yapabiliyorlardı.

Biz hayatımızdan memnun, coşkulu biçimde görevimizi yaparken; bir araya geldiğimiz bir toplantıda, VoiceOver kardeşlerimizin ağzını bıçak açmıyordu. Biraz zorlayınca anlattılar. Onlar ellerinden geleni yapmalarına rağmen, bazı firmaların yayınladıkları uygulamalarda, telefon sahiplerine, istedikleri işlemi yaptıramadıklarını; çünkü o uygulamanın kardeşlerimizi görünce, işlemi yapmayı reddettiğini; ne yaparlarsa yapsınlar, uygulamayı ikna edemediklerini, bundan da çok üzüntü duyduklarını; görevlerini eksik yapıyormuş gibi hissettiklerini söylediler. İşte o zaman anladık ki; insanların bir kısmı, hayatı kolaylaştırmak için gecelerini gündüzlerine katarken; bir kısmı da insanı insan olarak görmekten bile aciz, sadece hayatı zorlaştırmak için çalışıyor.

Kardeşlerimizi teselliye çalıştıysak da başarılı olamadık. Çünkü haklıydılar, yapılan apaçık bir ayrımcılıktı. Üstelik bu ayrımcılığı, insana yine kendi soydaşları yapıyordu. Bir takım soydaşlarını, sadece bizim kardeşlerimizi kullanıyor diye; ötekileştiriyor, yok sayıyordu. Elbette halen kardeşlerimizi teselli edecek bir çözüm üretilmedi. Ama bu durum bizi yıldıramaz. Biz erişilebilirlik savaşçıları, her an görevimizin başındayız. Biliyor musunuz? Şimdi sizlere hayat hikayemi anlatmama yardımcı olan, bu yazının yazarı da bir görme engelli ve ben, bir yandan onun kulağına hikayemi fısıldarken; bir yandan da hikayemi yazışını izliyor ve ekranını ona seslendiriyorum.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş