Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Yolculuk Türküsü

Yazar: Bahar Yavuz

Toplam okunma: 856

psybahar@gmail.com

Sayı 45, Kasım 2017

 

Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!

Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.

Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça

Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,

Dalga kıvrımları ardında büyür tenhalık

Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık.

                                                           Yahya Kemal Beyatlı

 

Aşağıda tek başına yaptığı yolculuktan keyif almış ve bu deneyimini başta kendisiyle aynı kimlikten olmak üzere onu dinlemek isteyen herkese anlatmak için sabırsızlanan kör bir kadının yazdıklarını okuyacaksınız. En büyük arzum, daha çok körün tek başına, korkusuzca yola çıkıp yeni yaşanmışlıklar biriktirmesidir. En doğru zaman, tam da bu zaman, en gidilecek yer, şu an istediğimiz yerdir…

Bütün maceram ödenmiş bir uçak biletiyle başladı. Elimde vizem ve gidiş biletim varken neden kendime küçük bir hediye vermeyecektim? Mini bir rota çizip tek başıma kör bir kadın olarak çıkacağım yol için uçuşlarıma karar verdim.

Hiç bilmediğim cadde ve sokaklarda, günün farklı vakitlerine yayılmış gezinmelerime geçmeden evvel, bana ilham veren şeyin,  birçok bireyin içinde bulduğu yeni yerler keşfedip insanlar tanıma arzusu olduğunu vurgulamam gerekiyor. Sosyal medyadaki hikâyeler, çok yakınımdaki insanların bağımsızlığa ve keşfe olan ilgimi destekleyici varlıkları bu yolculuğu benim için çok daha az stresli ve çok daha fazla kolay kıldı.

Rotamı çizişimin ardından, üzerine kafa yorduğum bir diğer mesele de  kalacağım yeri ayarlamak oldu. Bunun için, birçok insanın kullandığı, gezginlerin yereldeki insanlarca konuk edilmesi mantığına dayanan CouchSurfing uygulamasından yararlanmak istedim. Öyle ya, herkes keyifle kullanıp birçok güzel hikaye biriktirebiliyor, iyi arkadaşlıklar edinebiliyorsa,  pekala benim için de aynısı geçerli olabilirdi. Fakat öyledir ya, her hikayede önce bir motivasyon kırma dalgası gelir. Başlangıçta tüm misafirperverliklerini ortaya dökecekmiş gibi olan hostlar, kör olduğumu öğrenince tabiri caizse keskin bir U dönüşüyle ortadan kayboldular. Bu caymaya dair düşüncemi paylaştığım birinin yorumu buraya yazmaya değer: “Bahar, belki senin evde bir şeyleri kırmandan endişe etmiş olabilirler.” O halde, tüm gelirimi ev eşyalarını yenilemeye harcayacağımı bir yere not etsem iyi olabilir.

Seyahatim boyunca barınma ihtiyacımı karşılayabilmek için hostellerden başka çarem kalmadığına ikna olunca, booking.com üzerinden birkaç rezervasyon yaptım.

İlk Adım: Kalacak Yere Ulaşım

Bu mini tatilde planladığım rota, Roma ve Paris’ten oluşuyordu ki zaten elimdeki bütçeyle buralar bile oldukça pahalıydı. Roma için ilk gece ve kalan iki gece Paris’te de üç gece için toplam 3 hostelde rezervasyonum vardı. Roma’ya iniş saatim gece yarısıyken Paris için biraz daha erken olmakla beraber 21.10’du. Bu saatler göz önüne alındığında, benim için ilk adım tabii ki de hostellerime ulaşım olacaktı. Başka türlü transfer saatleri için,  farklı öncelikler söz konusu olacaktır elbette. İki şehir için de havaalanından ulaşım sağlayabileceğim araçlar mevcuttu. Roma çok daha basit bir düzene sahipken, Paris’te aktarma yapmak gerekiyordu. Aslında her iki şehirde de dikkatimi en fazla vermem gereken kısım araçlardan inip kalacağım yere yürüyeceğim mesafenin alınmasıydı. Telefonumu uçak moduna aldığım için internet kullanma olanağım olmayacaktı. Bu durumda, karşılaşacağım insanlardan yol tarifi almak dışında bir seçenek kalmıyordu. Operatörümü kullanıp navigasyon programlarıyla yer bulmak da mümkün tabii ama ben tercih etmedim, çünkü olabildiğince ekonomik olsun istiyordum. Buna ek olarak, eğer güvenlik açısından görece endişeli olmadığınız bir yere gidiyorsanız, bu ulaşım sürecini yerelden insanları tanıyarak da değerlendirebiliyorsunuz. Tam bu noktada kimsenin “Nereye gidiyorsun? Gel seni gideceğin yere kadar bırakayım” demediğini de eklemek gerekiyor. Bu yüzden tarif alıp yola devam çok daha keyifli oluyor.

İtalya yolculuğu Malta’dan Bari’ye, oradan da Roma’ya Rynair havayolu şirketiyle gerçekleşti. Rynair’in sitesinden kendinize bir hesap oluşturuyorsunuz, bilet alırken engelinizi belirttiğinizde uçuşunuzdan en az bir hafta önce, ihtiyaçlarınızı bildirmek üzere, asistan servisiyle online yazışabileceğiniz bir linkin içinde olduğu bir mail alıyorsunuz. Ödediğiniz fiyat açısından problemsiz bir yolculuğun sizi bekleyeceğini söyleyebilirim, hele ki yakın zamanda Türkiye’de uçağa alınmama krizi yaşamış biri olarak…

Roma’da kalacağım yer hostellerin yoğunlukta olduğu Termini bölgesiydi. Fiumicino (Leonardo da Vinci) havaalanından buraya gece saatlerinde bir otobüsle ulaşabiliyorsunuz. Onun dışında gün içinde tek metroyla ulaşım mümkün.

İlk hostele, varış noktama ulaşım saati ve etrafın şartlarını göz önüne alarak, yakınlardaki bir otelde kalacak birinin nazik eşlik teklifini kabul ederek ulaştım. Bunun iyi bir fikir olduğunu, önce ana metro istasyon çevresinin ıssızlığından, sonra da hostel sahibinin yer kalmadığı gerekçesiyle beni geri çevirmeye çalışma anında anlayacaktım. Hostel sahibi bununla da kalmayıp yanımdaki beye benim ebeveynim muamelesi yaparak, yönlendirmesini sağladığımız diğer hostele gidiş yolunda da benimle ilgili alışageldiğimiz sorularını sıralamaya başladı. Bu sorulara anlam veremediği belli beyefendi: “Gördüğünüz gibi kendisi hareket edebiliyor, yalnız yolculuk yapıyor” cevabını verip hostelciye işini hatırlatmakla yetindi. Ben de derin bir nefes alarak, kendime nerede olursak olalım bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini tekrarlayıp “Bunların hiçbiri sizi ilgilendirmiyor, siz yalnızca bana kalacağım yeri gösterin” dedim. Sadece merak için sorulan sorular olmadığı, vardığımız yerin girişindeki görevliyle bana yüksek sesle bu saatten sonra dışarı çıkamayacağımı haykırması ve “Sabah gelin arkadaşınızı buradan alın!” uyarısıyla çok daha netleşmiş oldu. Cevaben suratına çarpılan kapı bir şey ifade etti mi, bilemiyorum.

Burada ilk geceden sonra başka bir hostele geçtim. Orayı BlindSquare kullanarak bulmayı tercih ettim, çünkü o gün için telefonumu açmıştım. Fakat çok sakin bir sokakta olduğundan ve genellikle hostel kapıları içeriği tahmin etmeye imkan bırakmadığından  emin olmak için yine birine sormak gerekti. İşleticileri oldukça tatlı insanlardı diyebilirim. Tabii yine bir grup rezervasyonu nedeniyle kardeş bir hostele transfer oldum, burada yolculuğumun en güzel kahvaltısını yaptığımı söyleyebilirim.

Bir sonraki sayıda detaylarını vereceğim ziyaret yerlerimse: Kolezyum, MuseiCapitolini, Trevi ve İspanyol Merdivenleri, Vatikan, Trasteverede. Paris için British Airlines’ı kullandım. Yolculuk yine sorunsuzdu.

Paris’te yol bulmak benim için üzerine daha çok kafa yorulması gereken bir meseleydi. Hayır, aktarmalardan, kalabalıktan falan değil Fransızcaya beslediğim antipati nedeniyle tek bir kelime konuşamayışımdan ve insanların Fransızca sorulmayan sorulara cevap vermeyişinden. Bu nedenle uçaktan inince ancak voiceover’la dinleterek nereye gitmek istediğimi anlatabildim. Uçuşum Orlyhavaalanına olunca, önce Orlybus kullanarak 4 Numaralı metro hattına ulaştım.  Anons sistemi vardı ve eşyalarımıza sahip çıkmamız İngilizce, Almanca ve İspanyolca olarak da hatırlatılıyordu. Gün geçtikçe İspanyolca’nın neden bu kadar sık farklı anonslarda kullanıldığını anlayacaktım. Sakinlerinin sesi yüzünden durakları zor duyduğum metro yolculuğunun ardından, etrafta hiçbir güvenliğin bulunmadığı istasyonuma ulaştım. Aslında hostelimin üstünde bulunduğu caddeye direkt çıkış varmış, fakat ben orayı telaffuz edemediğimden ve İngilizce bilen birini bulamadığımdan orada biraz vakit harcamam gerekti. Sonra, ancak az buçuk Almancamla derdimi anlatabildiğim birisi, sadece karşıya geçilerek ulaşabileceğim hostelimi bulurken bana eşlik etti. Bu yüzden Paris’e dair diyebileceğim en önemli şey: Dil bilmiyor olabilirsiniz, fakat belli başlı şeyleri ve gideceğiniz yerlerin isimlerinin telaffuzunu öğrenirseniz, tertemiz bir yolculuk sizi bekliyor olacaktır. Başka ilave bir şeye ihtiyacınız yok. Parlak bir İngilizceyle kurulacak bir cümledense, bir iki kelime Fransızca çok daha fazla kapı açıyor. Bu da, yurtdışına dil nedeniyle gitmekten korkanlar için rahatlatıcı bir fırsat demek. Paris’ten dönüş uçağında, ezberlediğiniz o birkaç sözcüğü de unutabilirsiniz.

Paris ziyaret noktalarımsa: Orsay Müzesi, ChampsElysées, Eifel Kulesi, Sen Jermen Kilisesi, Lüxenburg Bahçeleri, Louvre Müzesi.

Gelecek sayıda, yolculuğumun farklı ayrıntılarını paylaşmaya devam edeceğim. O zamana kadar sorularınız için, bana yazımın üstünde bulunan e-posta adresimden ulaşabilirsiniz.

 

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş