Burak Sarı: Merhaba Çağlar Hocam. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Çağlar Arsu: 1978 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğumun tamamı İstanbul’da geçti. Müzik eğitimime piyano ile başladım. Genç yaşlarda glokom nedeniyle görme yetimi kaybettim.
1998 yılında müzik eğitimime devam etmek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. Cambridge’de bulunan Longy School of Music’te, okulun ilk görme engelli öğrencisi olarak kompozisyon bölümüne kabul edildim. Yaklaşık yedi yıl ABD’de yaşadıktan sonra, 2005 yılında İstanbul’a döndüm.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nde kompozisyon alanında yüksek lisansımı, West London Üniversitesi’nde ise aynı alanda FLCM eğitimimi tamamladım. 2008 yılında “Arsu Güzel Sanatlar Akademisi” adlı sanat okulunu kurdum. Hâlen İstanbul Teknik Üniversitesi’nde doktora çalışmalarımı sürdürüyorum.
Burak Sarı: Müzisyenliğin yanı sıra resim sanatıyla da ilgileniyorsunuz. Farklı bir teknikle icra ettiğiniz bu sanatı bize biraz tanıtabilir misiniz?
Çağlar Arsu: Kendimi kesinlikle bir ressam olarak tanımlayamam. Müziğin aksine bu alanda herhangi bir akademik eğitimim yok. Yaptığım görsel üretimleri, fiziksel temas kurulabilen, yani dokunulabilir tasarımlar olarak nitelendirmek daha doğru olur.
Yaklaşık kırk yıllık müzikal geçmişimin aksine, görsel sanatlara olan ilgim 2020 yılında bir arkadaşımın doğum günü hediyesi olarak bana verdiği, üç boyutlu çizim yapabilen bir kalemle başladı. Bu kalem, üç boyutlu yazıcılarda da kullanılan ve “filament” adı verilen renkli makaraları eritip akıtarak çalışan bir sistemle işliyor.
Resim sanatında kullanılan boyalardan farklı olarak filamentler parmak uçlarıyla hissedilebildiği için; şekiller, hatlar ve yoğunluklar dokunsal olarak algılanıp yönlendirilebiliyor. Resim sanatının profesyonellerinden, üretimlerimin özgün, eşsiz ve son derece orijinal olduğu yönünde geri bildirimler alıyorum.
Burak Sarı: Görsel bir sanatla uğraşıyorsunuz. Toplumda hâlâ, görme engellilerin görsel sanatlarla ilgilenemeyeceğine dair ön yargılar var. Siz bu yola çıkarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Çağlar Arsu: Ne küçük yaşlarda piyano çalmaya başlayıp bunu profesyonel bir düzeye taşırken, ne dünyanın önde gelen konservatuvarlarından birinde eğitim alıp Türkiye’ye döndükten sonra kendi sanat okulumu kurarken ne de resim sanatıyla ilgilenmeye başladığımda -teknik sorunları, materyal eksikliklerini ve asistan arayışlarını saymazsak- kayda değer bir zorlukla karşılaştığımı söyleyemem.
Bunun en önemli nedeni, kendime duyduğum güçlü inanç ve hayatın karşıma çıkardığı değerli fırsatlar ile bana sonuna kadar inanan insanlardı. Her ne yapmaya çalışıyorsanız, doğru yolda olduğunuzu hissediyor ve bunu deneyimliyorsanız; dış etkenlerin, olumsuz düşüncelerin ve size yakıştırılan kalıpların sizi etkilemesine izin vermeden hedefinize odaklanmalısınız. Ben de tam olarak bunu yaptım.
Eğitim, müzik ve resim alanındaki tüm çalışmalarımda; diplomalarla, konserlerle ve sergilerle somut başarılar elde ettim. Bugüne kadar beni mutsuz eden hiçbir sonuçla karşılaşmadım.
Burak Sarı: Sanatınızı icra ederken geliştirdiğiniz yöntemler nelerdir?
Çağlar Arsu: Hayatımın her alanında -eğitim, müzik öğrenimi, beste yapma ve bilgisayar teknolojileri dâhil- teknoloji temel bir unsur oldu. Nota yazım programları, metin okuma yazılımları ve bunları birbirine entegre eden yardımcı teknolojiler, üretim sürecimin merkezinde yer alıyor.
Kabartma yazı okumayı bilmediğim için öğrenme ve üretim sürecim büyük ölçüde teknolojiye dayalı ilerliyor. Ancak birçok nota yazılımı ekran okuyucularla yüzde yüz uyumlu çalışmıyor. Bu nedenle zaman zaman asistan desteğine ihtiyaç duyuyorum.
Günümüzde görme engelliler için geliştirilen teknolojiler, üniversite yıllarıma kıyasla çok daha ileri bir seviyede olsa da hâlâ tam anlamıyla güvenilir bir çalışma ortamı sunmuyor. Yazılan bir eseri orkestraya göndermeden önce, notasyonun kâğıt üzerindeki estetik görünümünden emin olmak için mutlaka başka bir profesyonelin görüşüne başvurmak gerekiyor.
Resimlerime gelince; bu alanda herhangi bir teknik eğitimim olmadığı ve çalışmalarımı üç boyutlu kalemlerle ürettiğim için kullandığım tüm yöntemler tamamen kendi el becerilerimin ve deneyimlerimin ürünü. Bu kalemler yaklaşık 230 °C sıcaklıkta çalışıyor. Bir elinizle kalemi kullanırken, diğer elinizin parmaklarıyla akan malzemeyi yönlendirerek hedeflediğiniz formu oluşturmaya çalışıyorsunuz. Bu süreç, zamanla parmak uçlarınızın yanmasını ve sertleşmesini de göze almayı gerektiriyor.
Bestelerimde kullandığım modern müzikal dili, görsel üretimlerime de dokusal, akışkan ve haritalandırmaya dayalı bir yaklaşımla yansıttığımı söyleyebilirim.
Burak Sarı: Diğer görme engelli ressamların yöntemlerinden yararlanıyor musunuz?
Çağlar Arsu: Eşref Armağan’ın resim yapma biçimi bana, doğaüstü bir gücün kendisini onun aracılığıyla ifade etmesi gibi geliyor. Yaptığı şey gerçekten inanılmaz. Görme engelli bir kişinin resim yapmasının, görmenin yerini alabilecek ilk duyu olan dokunsallık üzerinden mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu noktada belki de bir benzerlikten söz edilebilir.
Ancak ben geleneksel yöntemleri; yani boya, fırça ve tuval gibi malzemeleri kullanmıyorum. Resimlerim, MDF ahşap plakalar üzerine uyguladığım ve kalınlıkları bir milimetre ile iki santimetre arasında değişen dokularla ortaya çıkıyor.
Burak Sarı: Bu tekniğe ilgi duyan görme engelli bireylere tavsiyeleriniz nelerdir?
Çağlar Arsu: Görme duyumu, çocuklukta başlayıp gençlikte tamamlanan bir sürecin sonunda kaybettim. Dolayısıyla renklere, elle dokunulamayan nesnelere ve doğanın görsel yapısına dair bir hafızam var. Bu sayede renk kombinasyonlarını, şekilleri ve bunların yaratabileceği olasılıkları zihnimde canlandırabiliyorum.
Hiç görmemiş biri olsaydım, bu yaptığım işlere daha geniş bir hayal gücü mü eklerdi yoksa bu bir kısıtlamaya mı dönüşürdü, bunu şu an kestiremiyorum. Ancak resimle ilgilenmek isteyen görme engelli bireylere, denemekten çekinmemelerini; deneyerek kendi yöntemlerini, malzemelerini ve ifade dillerini keşfetmelerini tavsiye ederim. Bugün özgün ve sıra dışı işler üretebildiğim bir noktadaysam, bu tamamen deneme sürecinin bir sonucudur. İlk zamanlarda ise ancak çocuk çizimlerini andıran, belki de “Cin Ali” benzeri figürler ortaya koyabiliyordum.
Burak Sarı: Resimlerinizin diğer görme engelli bireyler tarafından da incelenebilmesi için teknolojik çözümler üzerine çalışıyor musunuz?
Çağlar Arsu: Buna “evet” diyebilmeyi isterdim; ancak başka görme engelli bireylerin yaptığım resimleri anlayabilmesi için gereken teknik donanıma şu an sahip değilim. Belki bu, teknolojiye benden çok daha hâkim, yazılım geliştirebilen gençlerin üstlenebileceği bir çalışma olabilir.
Burak Sarı: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Çağlar Arsu: Engel denilen şey; görmemek, duymamak, yürüyememek ya da benzeri fiziksel durumlar değildir. Engel, kişinin fiziksel bir eksiklik nedeniyle kendi zihninde yarattığı ya da çevresi tarafından -çoğu zaman korumacı yaklaşımlar sonucu- empoze edilen bir algıdır. Engelli olma fikrinden vazgeçip zihinlerdeki engelleri kaldırdığınızda; inançlarınızı takip ederek, hedeflerinizi yetenekleriniz doğrultusunda belirleyip önce başarmaya, ardından da örnek olmaya gayret ettiğinizde; farklılıklara rağmen her türlü başarının mümkün olduğuna inanarak yolunuza devam edebilirsiniz. Bu yaklaşım, ruhsal, sosyal, fiziksel ve ekonomik başarıyı mümkün kılar.
Hiçbir şeyin engel olduğunu kabul etmeyin. Kendinize engel olabilecek tek kişi yine sizsiniz.