Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İnanç

Yazar: Sevgi Mart

Toplam okunma: 535

sevgi.mart@gmail.com

Sayı 54, Ağustos 2018

 

O sabah Heyecanla uyandı. Heyecan gece yavaşça yanına gelmiş; ona sarılıp uyumuştu. Görmese de güneşin kendisine gülümsediğini biliyordu. Önce derin derin nefesler alıp; duygularını kalbine çağırdı. Artık kararlıydı. Gece yanında sadece İnanç kalmış ve onunla uzun uzun sohbet edip; bu gün tüm duyguları ile toplantı yapmayı ve artık hayatını geri almayı kararlaştırmıştı.

 

Umut, Sevinç ve Neşe ile el ele, hoplaya zıplaya geldi. Uzun zamandır bu toplantıyı beklediği ve söyleyecek çok şeyi olduğu belliydi. Karamsarlık, yüzünde her zamanki sıkkın ifadesi ve kapkara maskesi ile ortama buz gibi daldı. Hüzün de bir yerlerden çıkageldi ve bir elinde sürekli gözyaşlarını sildiği mendiliyle, bir kıyıya ilişiverdi. Sıkıntı oflaya puflaya gelip de İnanç, Umut, Neşe ve Sevinci görünce, Karamsarlık ve Hüzne bakarak; bu gün onların günü olmadığını anladı. Çünkü İnanç, kalbin en güzel koltuğuna oturmuş; beyinle sürekli sohbet halindeydi. Ve Sıkıntı biliyordu ki İnancı oradan kaldırmanın bir olanağı yoktu.

 

Kalbin sahibi, içeri doğru bakarak; herkesin hazır olduğunu görünce, konuşmaya başladı; “Sevgili duygularım, geceyi Heyecan ve İnançla birlikte geçirdim ve kendine “Normal” diyen insanların, benden aldıkları hayatımı, onlardan geri almaya karar verdim. Şimdi sizin fikirlerinizi öğrenmeyi ve desteğinizi istiyorum.”

 

Umut tam ağzını açacakken, Karamsarlık atlayıverdi. “Bunun kolay olduğunu sanıyorsun değil mi? Nasıl yapacağını hiç düşündün mü? Haydi, şimdi kalk ekmek alıp gel. Daha kapıdan çıkarken, apartman boşluğuna konulmuş çöp kovaları, ayakkabılar, boş damacanalar önce bastonuna takılacak, fark edemediklerin de düşmene sebep olacak. Bunları atlatıp sokağa çıktın diyelim; kaldırımlara konulan askılar, dikilen elektrik direkleri, açılan çukurlar vesaire. Birini fark etsen diğerini algılayamayacak ve mutlaka yaralanacaksın. Oysa evinde oturup; arkadaşlarının ihtiyaçlarını gidermesini beklemek çok daha güvenli ve rahat değil mi? Lütfen haddini aşma. Sakin ol. Sen melankolini yaşa, nasılsa insanlar gelip seninle ilgilenecek.” Hüzün, içini derin derin çekerek; gözyaşlarını kuruladı ve “Ay çok acıklı ya dayanamayacağım. Hem melankoli biterse ben nasıl yaşarım? Bunu hiç düşündün mü? Lütfen beni bir kenarda unutma!” diye sızlandı.

 

Kalbin sahibi, kararsızlığı aradı. Ancak, henüz uyanamadığı için, Kararsızlık ortalarda yoktu. İnanç panikle kalbin sahibine bakıyordu. Umut, koşarak gelen Kararlılığı gördü. Şimdi saflarının daha güçlü olduğunu biliyordu. Konuşmaya başladı; “Karamsarlığın söyledikleri belki doğrudur. Belki bunların hepsini yaşayacaksın. Ama unutma ki dışarıda yaşayacağın güzellikler, doğacak olumsuzluklardan çok daha fazla. Bir kere kimseye ihtiyacın olmayacak. Özgür olacaksın. Baharda çiçekleri koklamayı çok sevmez misin, işte birilerini beklemeden parka gidebileceksin. Kaç kez, kitap okurken kahven olmadığını fark ettin; ama tek başına dışarı çıkamadığın hatta kahve bile yapamadığın için; keyfin yarım kaldı. Arkadaşlarınla buluşacağında, hep birilerinin gelip seni almasını bekledin. Şimdi buna ihtiyacın olmayacak. Sence tüm bu güzellikler için, harekete geçmeye değmez mi?” Kararlılık hafif bir gülümsemeyle söze girdi; “Harekete geçmek için, beni defalarca çağırdın. Ama Karamsarlık ve Hüzün seni kandırmayı başardı. Şimdi onların sözünü dinleme; bak ben buradayım ve bir yere gitmeye de niyetim yok.” Sevinç ve Neşe yerlerinde zıplıyorlardı. “Haydi, haydi lütfen dene. Dışarıda harika şeyler yaşayacağız. Birlikte çok eğleneceğiz. Hiç kimse ve hiçbir şey bize engel olamayacak. Hayat bizi bekliyor. Bunu yapmalısın.” diye çığlıklar atıyorlardı. Karamsarlık, Sıkıntı ve Hüzün, karşı safın kazanmaya başladığını görünce, hep bir ağızdan itiraz sözleri sıralamaya başladılar. Bu arada, İnanç, Umut, Sevinç ve Neşe de onları bastırmak için, seslerini daha çok yükseltiyorlardı.

 

Kalbin sahibi, onları susturup; Güneşe döndü. Oradaydı, tüm sıcaklığı ve gülümsemesiyle ona “Haydi” diyordu. Ellerini çırptı ve kalbine döndü. “Sevgili duygularım, biliyorum, çok zorluklar yaşayacağım. Belki takılıp düşeceğim, belki aradığım yerleri bulamayacağım, sorduğum insanlar bana yanlış yerler tarif edecek, hadsiz varlıklarla karşılaşacağım. Yürüyecek kaldırım bulmakta zorlanacağım, bastonum bir yerlere takılıp kırılacak. Bindiğim taksici beni aptal yerine koyacak. Girdiğim mağazada görevli dehşete kapılıp bocalayacak. Ama her şeye rağmen, ben sokaklarda olacağım. Parka gidip çiçek koklayacak; tiyatro koltuklarında oturacak; sinemada film izleyecek; kafelerde arkadaşlarımla buluşacak; bindiğim otobüsün anons sistemini açtırmak için tartışacak; kaldırıma dikilen direkler için tedbirler önerecek; açılan çukurların etrafına işaretler koyduracak; kütüphanelere kullanabileceğim bilgisayarlar aldıracak; yerlere işaretler döşetecek; en önemlisi de insanlara ben de varım diyebileceğim. Haydi, hazırlanın çıkıyoruz. Gelmek isteyen gelir; istemeyen kalbimi terk edebilir.”

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş