Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Engellinin Kurtuluş Savaşı

Yazar: Sevgi Mart

Toplam okunma: 414

sevgi.mart@gmail.com

Sayı 52, Haziran 2018

 

Merhaba arkadaşlar, bu ay sizlerle, bir kitabın bana düşündürdükleri hakkında biraz laflayalım istedim.

Rahmetli Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı bir kitabı vardır. Eminim birçoğunuz okumuşsunuzdur. Kurtuluş Savaşımızı öyle destansı anlatır ki; sanki sizde savaşın içindeymişsiniz gibi hissedersiniz. “Şimdi bu kitap ne alaka?” diye düşünebilirsiniz. Peki, sizce biz engellilerin de bir kurtuluş savaşı var mıdır?

Yukarıdaki sorunun cevabını zaman zaman düşünürüm. Aslında her insanın bir kurtuluş savaşı vardır bence. Kimisi hayata tutunmak için verir bu savaşı, kimisi bir şeyler elde etmek için, kimisi de elindekileri kaybetmemek için. Ama galiba biz engelliler, bu bağımsızlık savaşını biraz daha fazla veriyoruz.

Bu zamana kadar, bu derginin sayfalarında, bir arada olduğumuz e-posta gruplarında, sivil toplum kuruluşlarında vesaire bağımsızlık mücadelemizden bahsedip durduk. Çözümler üretmeye çalıştık, kavgalar ettik, başarılar kazandık. Ama şunu gördüm ki; biz engelliler ordusu olarak; tek yumruk olmayı hiçbir zaman beceremedik. Birimizin “Ak” dediğine, sadece muhalefet olsun diye diğeri “Kara” dedi. Görme engelliysek; sadece kendi derdimizi gördük; işitme engelli arkadaşlarımız bizi yok saydı. Tekerlekli sandalyedeki arkadaşlarımız; kaldırımlardaki sıkıntılardan, sadece kendi dertleri ile söz ettiler. Bu örnekler çoğaltılır.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz ay Sakatlar Haftası kutlandı. Burada “kutlandı” ifadesinin yanına parantez içerisinde bir ünlem koyuyorum. Onu da bir ara konuşuruz. Biraz baktım. Kimler ne konuşuyor; kimler hangi sorunlardan bahsediyor diye. Tabii; bizleri anlamak için, tüm empati yeteneklerini ortaya koyup; gözlerini bağlayan; tekerlekli sandalyeye oturan ya da eline koltuk değneklerini alıp yollara düşen empati sempatizanlarını  bir kenara bırakıyoruz. Yine herkes ayrı telden çaldı. Elbette ki herkes kendi engel grubu ile ilgili sorunları çok daha rahat dile getirebilecektir. Bundan daha doğal bir şey düşünülemez. Ancak, kendi sorunlarından bahsederken; diğer engel gruplarının dertlerine de bir cümle olsun değinmek zor geldi. Hiç kimse kimsenin problemlerini dile getirmedi.

Şimdi gelelim Kurtuluş Savaşına. Biliyorsunuz ki; 1918’den 1923’e kadar; Türk Milleti, Türk, Kürt, Laz, Çerkez vesaire demedi; tek yumruk olup; asla yenilemez denilen devletleri alt edip; yeni bir devlet kurdu. “Bunun bizimle alakası ne?” diyeceksiniz. Bizimle alakası şu arkadaşlar; biz de bu güne kadar, görme engelli, işitme engelli, bedensel engelli, zihinsel engelli vesaire ayrıldık ve herkes kendi kulvarında mücadele etti. Ancak, görüyorum ki; bu şekilde hareket ettikçe, ayak ayak ilerliyoruz. Bir kez de birlikte olmayı denesek; birlikte hareket etsek; birimizin sorunu hepimizin olsa; inanıyorum ki koşacağız. Oluşturacağımız kamuoyu ile tek başımıza uzun zamanda halledebileceğimiz bir sorunu, çok daha kısa zamanda çözeceğiz. Bir de bu yolu deneyelim ne dersiniz?

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş