Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Şekerli ve Kör Olmak

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 834

filerime@gmail.com

Sayı 45, Kasım 2017

 

Merhaba değerli okuyucular,

Bu güne kadar şeker hastalığı hiç gündemimde olan bir şey değildi, ta ki hamilelik şekeriyle tanışana kadar. Hamileliğimin 28. haftasında yapılan şeker yüklemesi testinde bu tanıyı aldım ve maceram başladı. Doktorum parmaktan kan alıp günde yedi defa, evet yanlış duymadınız tam yedi defa kan şekerimi ölçmemi ve not etmemi istedi.

Hemşire bir şeker ölçme cihazı getirdi ve kullanmayı öğretti. Şeker hastalığı ve körlük birlikte sıkça görüldüğünden midir bilmem ama hemşire körcül anlatımlar konusunda çok başarılıydı. Genelde yaşananın aksine, yanımdaki kişiyle muhatap olmak yerine direkt bana yöneldi ve parçaları tek tek elime vererek tanıttı. İşin bu kısmı gayet güzeldi. Fakat cihaz konuşan bir cihaz değildi. Cihazın açıldığını bile anlayamıyordum. Yalnızca kan alındığında, ölçüm tamamlandığında ve hatalı ya da kullanılmış ölçme çubuğu takıldığında bipliyordu. Olsun bu da bir şey.

Şimdi önümde üç temel sorun vardı; cihazı açıp açmadığımdan emin olmak, kanı bulup çubuğa koymak ve ölçümü okumak. Durumun farkında olan hemşire, konuşan şeker ölçme cihazından bahsetti ve reçeteme yazdılar. Sevgili sigortam bu cihazı karşılamadığını fakat cihazı ben alırsam ölçme çubuklarını karşılayacağını belirtti. O an çok sinirlendim. Bu resmen bir ayrımcılıktı. Görenlere anında doktorun ofisinde verilen bir cihaz, görmeyenlere ise ihtiyacı olduğu haliyle verilmeyen bir cihaza dönüştü benim için. Annem de şeker hastası olduğundan az biraz fikrim vardı. Türkiye’de sigorta kapsamında ona konuşan bir cihaz verildiğini biliyordum hem de annem tamamen gören bir hasta olmasına karşın.

 

Ölçümlere hemen başlamam gerektiği için konuşmayan cihazı doktorun hemşiresinden aldım ve konuşan cihazı araştırmaya başladım. Çok yaygın bir cihazdı ve Amazon’da bile satılıyordu, hem de 12 Dolar gibi ufak bir ücret karşılığında. Konuşan cihazım, markası Protegy, gelene kadar konuşmayan cihaz üzerinde iyice uzmanlaştım. Parmağımı delince kanı da bulabilirsem alıp çubuğa koyuyor TapTapSee ile de sonucu duyuyordum. Makarna kutusunu yeri geldiğinde ayırt edemeyen TapTapSee, şaşırtıcı bir biçimde avuç içi kadar cihazın üzerindeki rakamları bir denemede okuyordu. Yine de kanı bulma ve çubuğa koyma konusunda sıkıntı yaşıyordum.

Ölçüm çubukları yaklaşık yarım santime bir ya da bir buçuk santim ölçülerinde plastik parçalar. Bu çubuklar her makine için farklı oluyor. Zaten makine üreticileri makineden değil bu çubuklardan asıl parayı kazanıyor. Bu nedenle de makineler ucuz hatta bazen bedava. Makine alırken kesinlikle araştırılması gereken bir durum bu çubuk konusu. Benim konuşmayan makinenin çubuklarının iki ucunda iki yana doğru çıkan iğne ucu kadar minik çıkıntılar var. Kanı bu minik çıkıntılarda çubuğa emdirmeniz gerekiyor. Fakat her makinenin çubuğunun olayı farklı.

Kanı bulma konusunda bazen sorun yaşıyordum. Kan çıktı mı çıkmadı mı emin olamıyordum ve bazen makine kanı alamıyordu. Sebebi kan çıkmaması mı yoksa benim kanı bulamamam mı bilmiyorum. Konuşan makineden daha umutluydum, ne de olsa körler için tasarlanmıştı. Kanı almak da daha kolay olurdu her halde. Bu arada kendimce bazı yöntemler geliştirdim. Lanset ile elimi delerken başparmağımı lansetin hemen yanına koyup öyle delmeyi, sonra da başparmağımı diğer elimle bulup oradan kana ulaşmayı keşfettim. Böylece kanı bulma şansım oldukça arttı.

Yaklaşık bir hafta sonra konuşan şeker ölçme cihazım elime ulaştı. Onun ölçme çubukları da hemen hemen aynı ölçülerdeydi fakat kanı alma mekanizması farklı tasarlanmıştı. İki yana uzanan çıkıntılar yerine kısa kenarın tam ortasında kanı çeken bir boşluk vardı, bir çeşit mikro tüp denebilir. Bu cihaz çubuğu makineye yerleştirdiğimde konuşuyor, hazır olduğunda haber veriyor ve ölçümü okuyordu. Bunlar çok hoşuma gitti fakat gel gelelim ben bir türlü kanı bu yeni çubuklara koyma işini beceremedim. Bu çubukların kanı alabilmesi için, kan çıktığı yerde bir damla halinde dururken çubuğun kısa kenarını yaklaştırıp damlayı dağıtmadan çektirmek gerekiyordu. Ayrıca ilginç biçimde diğer cihazdan daha fazla kan gerektiriyordu. Pek çok zaman “yetersiz kan” uyarısı aldım. Ayrıca bir kör olarak kan damlasını ararken tüpün ucuyla ona dokunup dağıtmam da gayet yüksek bir olasılıktı. Sonuç olarak konuşan cihazla baş edemedim ve konuşmayan cihaz ve TapTapSee ikilisine geri döndüm.

Neden bu konuşan cihaz bu şekilde tasarlanmış bilmiyorum. Diğer körlerden böyle bir şikâyeti olan var mı onu da bilmiyorum. Fakat ben herkes için tasarlanmış diğer cihazı çok daha rahat kullanabildim.

Hayat insana yeni yeni deneyimler yaşatıyor, bir sürü şey öğretiyor. Kan kokusundan midesi bulanan ben artık günde en az yedi defa kendi parmağını delip şeker seviyesi ölçen bir insan oldum. Hatta işler biraz daha kötü gitseydi kendi kendime insülin vurmayı da öğrenmek zorunda kalacaktım ki bu beni fazlasıyla korkutmuştu. İnsülinin dozunu ayarlamak çok önemli eğer fazla kaçırırsanız şekeriniz çok düşer ve komaya girebilirsiniz. Başa gelen çekilir. Burada şeker hastası olan körler grupları var ve oralardan biliyorum ki pek çok kör kendi kendine yıllardır başarılı bir biçimde insülin yapabiliyor. İşte hayat böyle bir şey her an yeni bir beceri edinmeniz gerekebilir hazırlıklı olun. Sağlıklı kalın.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş