Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Eşi Benzeri Yok

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 1624

guleycane@gmail.com

Mayıs 2016

 

Sizlerden çok özür dileyerek başlıyorum bu ayki yazıma. Anımsarsanız geçen sene size bir söz vermiştim. Bu yılki Ankara Engelsiz Filmler Festivali'ne bizzat gidecek ve gözlemlerimi yaşayarak bildirecektim sizlere. Ancak sözümü tutamadım.

İşte bu gibi durumlarda daha çok önem kazanıyor ne olursa olsun bir insanın bağımsızlığını kazanabilmiş olması. Kişisel durumum ve biraz da korkaklığımdan, bağımlı bir engelliyim ne yazık ki ben. Bunun sonucu olarak da istediğim yerde, istediğim zamanda ve istediğim şekilde olamıyorum. Diğer bir açıdan bakınca, böylesi güzel organizasyonlara uzaktan salya akıtmakla yetiniyorum.

Sadede gelecek olursak… Bu ay sizlere Ankara Engelsiz Filmler Festivali'nin bu yılki etkinliklerinden söz edeceğim. Gerçi çok daha fazlasını festivalin sitesinden ve son derece ayrıntılı hazırlanan bülteninden bulabilirsiniz ama ben gene de siz okurlar için bir de buradan duyurmak istedim. Kısmetse önümüzdeki ay da bu festivalin organizatörü olan Puruli Kültür Sanat'tan bahsedeceğim. Bu noktada bir özür borcum da Puruli Kültür Sanat'a var. Neden mi? Geçen seneki festival yazımda bu festivalin organizasyonunun Sesli Betimleme Derneği'ne ait olduğunu yazmıştım. Çünkü öyle sanıyordum. Artık duyuruyu nasıl okuduysam! Bir sonraki sayıda düzeltme notumuzu eklemiştik ama bir kez de konu gene festivalken altını çizmek isterim. Böyle bir etkinliği düşündükleri için ve düşünmekle yetinmeyip hayata geçirdikleri için sonsuz teşekkürler ve tebrikler.

Erişilebilirliğin devlet kurumlarının çoğu tarafından bile angarya görüldüğü, verilen yasal sürede fiziki erişilebilirlik adına bile tek bir çivi çakmayan, mesela belediyelere ek süre tanıyan TBMM gibi, bizi temsil etmesi gerekenlerce bile erişilebilirliğin hak olarak algılanmadığı bir ülkede böylesine bir organizasyonu üstlendikleri için de ayrıca tebrikler. Darısı tüm diğer festivallerin başına.

Puruli Kültür Sanat tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Ankara Engelsiz Filmler Festivali 24-29 Mayıs 2016 tarihleri arasında Goethe Institut Ankara ve Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu ev sahipliklerinde gerçekleşecek.

Festival duyurusunda da altının çizildiği gibi “Türkiye'nin en kapsayıcı festivali” olan festival, kültürel faaliyetlere katılımın da bir hak olduğundan yola çıkmış ve tüm gösterimlerinde ve yan etkinliklerinde erişilebilirliği vazgeçilmez bir koşul olarak görüyor; tıpkı hayatın her alanında olması gerektiği gibi. Bu sayede engeli olsun olmasın herkes hiçbir ayırım olmaksızın bir arada film izleyebiliyor. Veya diğer etkinliklerde yan yana olabiliyor.

Kültürel yaşama katılımda eşitlik bağlamında festival mekânları ortopedik engellilere uygun olanlardan seçiliyor. Tüm gösterimlerde görmeyenler için sesli betimleme, duymayanlar için ise alt yazı ve işaret dili çevirisi seçenekleriyle filmler herkes için sergileniyor. Bunun yanı sıra festival kapsamında yapılan söyleşiler ve atölye çalışmaları işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleştiriliyor. Ayrıca açılış ve ödül törenleri de sesli betimleme ve işaret dili seçenekleriyle birlikte sunuluyor.

Böylece engelli olup olmadığına bakılmaksızın tüm aile üyeleri veya arkadaşlar, sıkılmadan, kimse kimseye bir şeyleri açıklamak zorunda kalmadan keyifle film izleyebiliyor ve çıkışta yapılan değerlendirmelerde kimse konuya tabiri caizse Fransız kalmıyor.

Festival'de, görme engelliler festival stantlarından edinecekleri kulaklıklarla filmleri Türkçe ya da Türkçe dublajlı ve sesli betimlemeli olarak, işitme engelli seyirciler ayrıntılı Türkçe altyazı ve filmin sağ alt köşesine yerleştirilen işaret dili çevirisi ile engeli olmayan katılımcılar ise orijinal sesleri ile filmleri izleyebiliyorlar.

Filmlerin herkes için izlenebilir kıvama getirilmesi, yani erişilebilirlik işlemleri 2013 yılından bu yana Sesli Betimleme Derneği tarafından yapılıyor.

Festivalde bu sene uzun ya da kısa metrajlı veya belgesel tarzında çekilmiş 27 film, sekiz ana başlık altında gösterimde. Film gösterimlerinin yanı sıra yukarıda da belirttiğim gibi işaret dili çevirisi eşliğinde filmlerin yönetmen, oyuncu ve film ekipleriyle söyleşiler gerçekleştiriliyor.

Geçtiğimiz festivallerde olduğu gibi bu sene de atölye çalışmaları, sinemaya ilgi duyan, bilgi ve becerilerini geliştirmek isteyen, sinema dalında fikirlerine yaşam alanı sağlamayı arzulayan engelli ya da engelsiz her yaştan festival katılımcısına açık. Nasıl mı? Özellikle 2015 festival tanıtım filminde genç bir kadının vurguladığı gibi, çoğu zaman kendi okullarında 23 Nisan etkinlikleri gibi faaliyetlerde katılım hakkı verilmeyen işitme engelli çocuklar için, canlandırma atölyeleri ve her yaştan katılımcıya açık olan senaryo atölyesi işitme ve görme engelliler dâhil herkes için festival kapsamında.

Bu seneki yan etkinliklere bir yenisi eklenmiş ve çok da anlamlı bir ad ile festival katılımcılarıyla buluşuyor. Etkinliğin adı, “Erişiyorsam Varım - AccessAbility”. Bu etkinlikte Türkiye ve İsveç'ten farklı yaş ve engel gruplarından 22 kişinin portreleri ve hikâyelerinden oluşan bir fotoğraf sergisi yer alıyor.

Festival geçen sene Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sinema Salon'unda idi. Bu sene buraya bir de Goethe Institut Ankara eklendi. Goethe Institut Ankara, yenilenmiş binasını Nisan ayı başında açmış ve sıcağı sıcağına Ankara Engelsiz Filmler Festivali'ne ev sahipliğine soyunmuş. Ulucanlar Cezaevi geçen seneki duyuruda da bildirildiği gibi 81 yıl cezaevi olarak kullanılmış ve 2011'de kültür sanat merkezi haline dönüştürülmüş.

Festival'in ana destekçisi bu yıl, Açık Toplum Vakfı. Bununla birlikte festival, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı himayesinde ve Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla gerçekleşiyor. Ayrıca Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, ABD Büyükelçiliği, British Council, Fransız Kültür Merkezi, Goethe Institut Ankara, İsveç Başkonsolosluğu ve Swedish Institute festival destekçileri arasında. Festival'in taşıma sponsoru ise MNG Kargo. Engelsiz mekân destekçileri de Altındağ Belediyesi ve Goethe Institut. 

Festivalde tüm etkinlik ve yan etkinliklerin de ücretsiz olduğunu belirtip ana başlıklar çerçevesinde gösterimlere ve etkinliklere bir göz atalım.

Türkiye sinemasının en önemli güncel filmlerinin erişilebilir formatlarıyla birbiriyle yarıştığı Engelsiz Yarışma'da bu yıl 2015 yılına damga vuran filmlerden Emin Alper'in yönettiği Abluka, Faruk Hacıhafızoğlu'nun yönettiği Kar Korsanları, Deniz Gamze Ergüven'in filmi Mustang, Emine Emel Balcı'nın yönettiği Nefesim Kesilene Kadar, Tolga Karaçelik'in Sarmaşık filmleri; Seyirci Özel Ödülü, En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri için yarışıyorlar. Ödüller, 29 Mayıs Pazar günü Opera Sahnesi'nde gerçekleştirilecek ödül töreni ile sahiplerini bulacak.

Ankara Engelsiz Filmler Festivali’nin alelade bir organizasyon olmadığı yarışma jüri ekibinden de belli. Jüri, oyuncu Tansu Biçer, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan ve yazar ve psikolog Gündüz Vassaf'tan oluşuyor.

Festival, her anlamda erişilebilirliği gözetiyor. Örneğin, Seyirci Özel Ödülü oylamaları için hazırlanan pusulalar, görmeyenler için Braille alfabesiyle basılıyor.

Türkiye Sineması başlığında bu yıl yarışma dışı iki güzel film daha gösterimde olacak. İlki Yüksel Aksu'nun yönettiği İftarlık Gazoz. Diğeri ise Yağmur Taylan, Durul Taylan'ın birlikte yönettiği Vavien.

Festival bülteninde her sene olduğu gibi, filmler hakkında kısa bilgiler verilmiş. Biz de buradan bir kez daha duyurmuş olalım.

İftarlık Gazoz, yetmişlerden başlayarak darbeye uzanan bir dönemde ülkenin içinde bulunduğu durumu Muğla'nın Ula ilçesi sıcaklığında, dram ve güldürüyü iç içe sokarak anlatan bir film. Başrolünde ise Cem Yılmaz'ın olmasıyla biraz daha popüler olan bir film belki de.

Vavien'de ise kara mizah ve suçla harmanlanan bir taşra hikâyesi anlatılıyor. Bununla birlikte şehir hayatının karanlığı, orta sınıf ikiyüzlülükleri ve ruhsal gelgitler de yansıyor beyaz perdeye. Başrolleri Engin Günaydın, Binnur Kaya ve Settar Tanrıöğen paylaşıyor.

Dünyadan başlığında ise son dönemde ödül alan İngiltere, Yunanistan ve Fransa'dan üç önemli örnek sergileniyor.

İlki 45 Yıl (45 Years), 2015 yapımı bir film. Andrew Haigh'in yönettiği filmde, Charlotte Rampling Oskar’lık bir performansla başrol oynuyor. Filmde 45. yıldönümlerini kutlamaya hazırlanan evli bir çiftin geçmişindeki muğlak sayfaların, şimdiki zamandaki yankıları konu ediliyor.

Diğeri ise bültenden olduğu gibi aldığım Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos'un her türlü geleneksel ilişki kalıbını yerden yere vurarak unutulmaz bir kara mizaha imza attığı Istakoz (The Lobster), 2015 yapımı film.  Istakoz, bekâr olmanın yasadışı sayıldığı ve insanların kendilerine uygun bir eş seçmek için kamplara kapatıldığı distopik bir dünyayı anlatıyor.

Dünyadan başlığı altında sergilenecek son film, İnsanlıktan Uzakta (Far From Men), 2014 yapımı film. Albert Camus'nün Misafir adlı hikayesinden uyarlanmış olan Film'de, Cezayirli isyancılarla Fransız kuvvetleri arasındaki bağımsızlık savaşının ortasında insan kalabilmeye çalışan bir adam anlatılıyor.

Bence üçü de izlenmeye değer, hatta festival tadında seyri kaçırılmayacak filmler.

Engel Tanımayan Filmler kategorisinde ise Myroslav Slaboshpytskiy'in yönettiği, Kabile (The Tribe); Oktay Altunlar'ın yönettiği, Yüzde 12.29; Sylvelin Måkestad'ın yönettiği Seni Görüyorum (I See You). Yönetmenliğini Daniele Suraci’nin yaptığı, Salyangoz Adımı (Snail's Pace); yine yönetmenliğini Jacob Frey'in yaptığı, Hediye (The Present) izleyicilerle buluşuyor. Festival'in en önemli temalarından biri olan bu kategorinin amacı, engelliliğe dair ezberleri bozmayı, yeni bakış açılarını katılımcılara kazandırmak.

Bu filmlerden birer kısa film olan Hediye ve Salyangoz Adımı, engellerin çocukların dünyasındaki yansımalarını konu ediyor. Belgesel filmler Yüzde 12.29'da İstanbul'da yaşayan bir grup tiyatro oyuncusu bedensel engellinin hikâyeleri anlatılıyor. 2014 yapımı bir film olan Seni Görüyorum da ise İsveç'te yaşayan görme engelli Rena Yass'ın hikâyesine tanık oluyoruz.

Bu kategorinin en dikkat çeken filmi kuşkusuz başrol oyuncusunun da Festival kapsamında izleyicilerle söyleşeceği Kabile adlı film. Belki de bir ilk, tamamı işaret diliyle çekilen yapımda konu aynı şekilde çok çarpıcı. Film'de Ukrayna'daki bir sağır ve dilsizler okulundaki hiyerarşik ilişkiler konu ediliyor. Yaşanan psikolojik ve fiziksel şiddet son derece başarılı bir şekilde işlenmiş. 2014 Cannes Film Festivali’nde, Eleştirmenler Haftası Büyük Ödülü’nü almış olan Kabile’nin sloganı; “Aşk ve nefretin çeviriye ihtiyacı yok”. Yaşama dair pek çok şeyi hiç konuşmadan da yaşanabileceğini gösteren film geçen yılın festivallerde en çok konuşulan filmi olmuş. Kim bilir belki Ankara Engelsiz Filmler Festivali'nde de hak ettiği yankıyı bulur?

Filmin dikkat çeken bir özelliği de bu hususu belirtmeden geçemeyeceğim, hiçbir konuşma ve alt yazı içermiyor olması.

Uzun Lafın Kısası bölümünde de bu yıl kısa film severleri yedi adet Türk yapımı film karşılıyor. Gökalp Gönen'in yönettiği, Altın Vuruş; Derya Durmaz'ın Gri Bölge filmi; Selcan Yılmazoğlu'nun Hurşit adlı yapımı; Süleyman Arslan'ın yönettiği, Hüvelbaki; Ulaş Karaoğlu'nun Karadeniz filmi; Onur Saylak ve Doğu Yaşar Akal'ın birlikte yönettiği, Orman; Ziya Demirel'in Salı adlı filmleri görücüye çıkıyor.

Sinema Tarihinden başlığında Türkiye ya da Dünya sinemasının klasikleşmiş yapıtlarını erişilebilir olarak izleyiciyle buluşturmak hedefleniyor. Bu bağlamda bu yıl gösterilecek film ise Amerikan sinemasından. Cephede Eğlence (M*A*S*H), kült komedi dalında bir film. Filmde Kore Savaşı'nda cephe gerisinde görev yapan bir grup cerrahın hikâyesi anlatılıyor. Film, tek bir çarpışma sahnesine yer vermiyor ve sinema tarihinin en iyi savaş karşıtı filmlerinden biri sayılıyor.

Çocuklar için Filmler tematik başlığında ise birbirinden renkli karakterlerle tüm çocukların ayrım gözetilmeksizin tanışmaları ve onlarla birlikte hep beraber düş dünyasına dalmaları sağlanıyor.

Yönetmenliğini  Mark Burton ve Richard Starzak'ın birlikte üstlendiği Kuzular Firarda, (Shaun the Sheep Movie); Mark Osborne'nin yönettiği Küçük Prens, (The Little Prince); Christian De Vita'nın Minik Kuş, (Yellowbird); ve Hubert Weiland ve Nina Wels'in yönettiği Sevimli Ejderha Kokonat (Coconut: The Little Dragon) küçük izleyicilerin beğenisine sunuluyor.

Filmler hakkında kısa açıklamalar yapacak olursak… Kuzular Firarda stop-motion tekniğiyle çekilmiş yetişkinlere de hitap edebilecek bir animasyon filmi. Filmde şehir yaşamına adapte olmaya çalışan utangaç koyun Shaun'un maceraları var. Kara mizah tavrıyla yansıtılan eğlenceyle küçük izleyicilerin de tanışmaları bakımından önemli bir yapıt.

Küçük Prens ise yabancı olmadığımız, her yaştan insanı hayatının belli bir döneminde etkilemiş bir baş ucu kitabı olan hikâyenin sinema uyarlaması.  Geçen sene Cannes Film Festivali'nde ilk kez izleyiciyle buluşan film, sadece bir yıl rötarla bizlerle de buluşuyor. Bizler, sinemaya ilgi duyanlarca alışılmamış bir şeydi bu. Bu yıla kadar özellikle Hayal Ortağım Uygulaması ile bazı filmlerin sesli betimlemeli hallerinin akıllı cihazlarla sinemada izlenebilir olmasından söz ediyorum. Bu kadar kısa zaman aralıklarıyla filmleri izleyebilmek, imkansız gibi bir şeydi bu.

Minik Kuş'ta öksüz ve sakar bir kuş olan Gus'un kimlik arayışı konu ediliyor. Sevimli Ejderha: Kokonat da ise kanatları olmasına rağmen uçamayan sevimli ejderhamızın arkadaşlarıyla olan maceralarına tanık olacağız.

Otizm Dostu Gösterim başlığında; ilk kez geçen yıl gerçekleştirilen bu temada otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençler için de erişilebilir sinema deneyimi sağlanıyor. Bu kapsamda loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterim gerçekleşecek. Seans öncesi herhangi bir tanıtım filmi ya da reklam gösterilmeyecek; seyirciler gösterim sırasında salonda yiyecek ve içecek bulundurabilecekler ve salonda diledikleri gibi hareket edebilecekler. Böylece öğrenme güçlüğü ya da duyusal problemler yaşayan çocuklar ve yakınları bu gösterim sırasında birlikte özgürce film izleyebilecekler. Bu yıl için bu temada izleyiciyle buluşacak film ise Küçük Prens The Little Prince adlı canlandırma film.

Herkese iyi seyirler dileriz. Ne mutlu orada olabilene, birlikte film izleme deneyimini yaşayabilene ve bu organizasyonun kıymetini bilip değerlendirebilene....

Ankara Engelsiz Filmler Festivali kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra yukarıda da belirttiğimiz üzere çeşitli etkinlikler de yapılıyor. Bunlardan söz edeceğimiz ilk etkinlik: Duygular Canlanıyor Animasyon Atölyesi.

Atölye'de, 9-12 yaş grubundan 12 işitme engelli çocuk, oyun ve hareket yoluyla duygularını anlıyor, anladıklarını hayal gücünün sınırsızlığıyla tekrar yorumlayarak animasyona dönüştürüyor.

Bu yolla katılımcılar, hissettiklerinden yola çıkarak kendi düşsel hikâyelerini oluşturacak, oyun ve danslarla kendi karakterlerini canlandırıp kısa animasyonlar deneyecekler. Atölye çalışmasının sonunda duygularını gözlemleyerek sınırsız bir ifade biçimi olan canlandırma tekniğini deneyimlemiş olacaklar.

Çalışmalar işaret dili çevirmeni eşliğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun olan Işık Dikmen eğitmenliğinde gerçekleştiriliyor. Dikmen, üniversite eğitimi sırasında Canlandıranlar Yetenek Kampı’na katıldı. Kampta Şekerleme ve İçine Kaçan Kız adlı kısa animasyon filmleri yaptı ve yönetti. Çeşitli oyun tasarımları yaptı. Halen kısa animasyon filmler ve çocuklar için çizgi dizi yapıyor. Atölye hakkında ayrıntılı bilgi ve başvuru için event@puruli.co  adresine elektronik posta atabilirsiniz. Unutmadan, bu atölyede gülmek ve şımarmak serbest.

Ankara Engelsiz Filmler Festivali kapsamındaki bir diğer etkinlik Herkes İçin Senaryo Atölyesi. Bu isimdeki "herkes" sözcüğünün içi tam dolu. Çünkü engeli olup olmadığına bakılmaksızın 15-45 yaş arası herkes bu atölyeye katılabilir. Geçen yıl engeli olmayan katılımcıların yanı sıra görme engellilere açık olan atölye, bu yıl kapsamını daha da genişletmiş ve işitme engellileri de dâhil etmiş. Gerçi siz bu satırları okurken Herkes İçin Senaryo Atölye'sinin başvuruları bitmiş olacak. Çünkü başvurular 13 Mayıs'a kadar. Dilerim festivalin bildirisini okumuş ve bu hususu atlamamışsınızdır. Zira gerçekten ilgilisi için bulunmaz bir fırsat.

Gelelim atölyede nelerin öğrenileceğine. British Council işbirliğiyle düzenlenecek atölyede katılımcılara fikir aşamasından başlayarak senaryo yazım pratiklerini nasıl geliştirebilecekleri konusunda temel senaryo eğitimi verilecek. Bununla birlikte katılımcılar; film hikayesi nasıl tasarlanır, dramatik yapı nedir, karakterler nasıl yaratılır, diyalog nasıl yazılır gibi temel senaryo bilgilerini öğrenecekler. Bu teorik bilgilere eğlenceli yazma alıştırmaları eşlik edecek. Dünya sinemasından önemli filmlerin sesli betimleme ve işaret dili çevirisi eklenmiş sahneleri yorumlandıktan sonra katılımcılar kişisel deneyimlerinden yola çıkarak kendi senaryo fikirlerini oluşturacak ve bu fikri geliştirerek kendi öykülerini yazacaklar.

Tüm katılımcıların etkin olmasını sağlayan keyifli yöntemler içerecek atölye sırasında her katılımcı, içinde gizlenmiş olan potansiyeli keşfedecek.

Senaryo Eğitmeni Ceyda Aşar hakkında bilgiyi duyurudan olduğu gibi kopyalıyorum. Hepsine ve çok daha fazlasına festival sitesinden ulaşabilirsiniz. Senaryo atölyesinin yürütücülüğünü “herkes senaryo yazabilir” ilkesiyle yola çıkan senarist ve sinema yazarı Ceyda Aşar yapıyor. Çeşitli dergi ve gazetelerde sinema yazarlığı yapan, SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi Aşar, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku filminin hikâyesine ve senaryosuna yönetmenle birlikte imza attı. İnsan hakları ile ilgili sinema filmi Kıyıdakiler'in senaryosunu yazdı. Aşar'ın Küçük Bir Hata isimli uzun metraj film senaryosu, !f Sundance Screenwriters’s Lab’e, 2014 yılında Türkiye’den seçilen üç projeden biri oldu. Aşar halen İstanbul Galataperform’da senaryo dersleri veriyor.

Ankara Engelsiz Filmler Festivali her geçen yıl büyüyor ve etkinliklerine bir yenisini ekliyor. Bu senenin yeniliği ise Erişiyorsam Varım adlı fotoğraf sergisi. ‘Erişiyorsam Varım /AccessAbility Sergisi İstanbul’dan sonra şimdi de Ankaralılarla buluşuyor. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne göre, onurlu bir yaşam sürmek herkesin hakkıdır. Bu noktadan hareketle tasarlanan sergide İsveç ve Türkiye'den farklı yaş ve engel guruplarından 22 bireyin hayatlarını konu alan portrelere yer veriliyor. Sergide; portreleri bulunan kişilerin hikâyeleri sayesinde günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları engelli çerçevesinden anlama ve toplum içinde eşit ve onurlu bir yaşama sahip olmaları için taleplerinin neler olduğunu öğrenme fırsatı buluyoruz. Yeri gelmişken vurgulamadan geçmeyelim. Sergi; İsveç Enstitüsü, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği (RUSİHAK), Engelli Kadın Derneği (ENGKAD) ve İsveç Konsolosluğu Kültür İşleri Bölümü’nün birlikte organize ettiği bir projedir.

Erişiyorsam Varım Sergisi, 23-30 Mayıs 2016 tarihleri arasında Goethe-Institut Ankara’da ziyaret edilebilir.

Peki bu bir fotoğraf sergisi, körler ne anlayacak diye mi düşündünüz? Bu Festival'in felsefesi erişilebilirlik. Dolayısıyla bu sergi de erişilebilir. Görmeyenler için tüm fotoğraflar ve hikâyeler sesli betimlemeli. Sergi alanında dağıtılan kulaklıklar aracılığıyla dileyen ziyaretçiler sergiyi gezerken sesli betimlemeyi dinleyebilirler.

2016 yılı festival organizasyonun en dikkat çeken özelliklerinden biri de oyuncu Yana Novikova’yı ağırlıyor oluşu. Son yılların en sarsıcı filmlerinden biri, Kabile’nin başrol oyuncusu olan Ukraynalı işitme engelli Navikova, Festival’in açılış töreni için ilk defa ülkemize geliyor. Kabile filminin gösterimi sonrasında ise izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Yana Novikova, Titanik filmini 6 yaşında izlediğinde oyuncu olmaya karar vermiş. Ancak annesi sağır olduğu için bunun mümkün olmadığını söylemiş. Oysa 23 yaşında ve hayatında ilk deneyimini başrol oynayarak gerçekleştirmiş ve bu ağır görevin altından başarıyla kalkmış. Kabile hiçbir alt yazı içermediği için yüz ifadeleri ve beden dili yoluyla rolünü oynadığını ifade eden oyuncu, filmdeki rolünün karanlık bir karakter olması sebebiyle kendisine hiç benzemediğini, bu nedenle çok zorlandığını söylüyor. Önümüzdeki dönemde iki ayrı filmde daha oynayacak olan Yana Novikova’nin erişilebilir söyleşisinin Ankaralılarca kaçırılmayacağından eminim.

Son olarak ne diyebilirim ki... Bir şarkı geçiyor içimden. Şimdi İstanbul'da olmak Vardı Anasını Satayım diyor ya mesela Melike Demirağ. Ben de bu ay sonunda Ankara'da olmak vardı anasını satayım demekle yetinmek zorunda kalıyorum. İşte bu zorunda kalmak... Çok zor be!

Not: Yazıda kimi yerlerde de belirttiğim gibi, bazı cümleleri festival bülteni ve festival ile ilgili e-posta adresime gönderilen tanıtımlardan olduğu gibi aldım. Çünkü daha güzel ifadeler bulamadım etkinlikleri tanıtmaya. Bu nedenle metin yazarlarının affına sığınıyorum.

Tüm bunlara ve daha da fazlasına festivalin sitesinden ulaşabilirsiniz.

http://puruli.us6.list-manage.com/track/click?u=634e5e4bc54caa25307d3231f&id=fc1fe91f93&e=bf14bfc654

www.engelsizfestival.com

Ayrıca Facebook

http://puruli.us6.list-manage.com/track/click?u=634e5e4bc54caa25307d3231f&id=5c2f0005a0&e=bf14bfc654

 ve Twitter

http://puruli.us6.list-manage.com/track/click?u=634e5e4bc54caa25307d3231f&id=fc93bc8dfe&e=bf14bfc654

 hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Puruli Kültür Sanat hakkında bilgi edinmek isterseniz de aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

http://puruli.us6.list-manage1.com/track/click?u=634e5e4bc54caa25307d3231f&id=e838eff769&e=bf14bfc654

 

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş