Toplam Okunma 0
Karanlık bir ortamda, yuvarlak bir pasta üzerinde çok sayıda renkli mumlar yanıyor. Pastayı tutan kişinin sadece kolu yandan görüntüleniyor.

Gören bir küçük çocuğa anaokulu öğretmenleri ve diğer çocukların ebeveynleri tarafından sürekli olarak kör annesinin ve babasının diğer ebeveynler kadar yetkin olamayacağı söylendiğinde ne olur? Bu durumda bir çocuk, annesinin ve babasının günlük olarak normal hayatlar yaşadığını görmesini ve daha sonra başkalarının ona (hem sözle hem de eylemle) böyle olmadığını söylemesinin yarattığı çelişkiyi nasıl çözecek? Bunlar Laurie Eckery'nin aşağıdaki makalesinde dile getirilen konulardır. Laurie ve kızı Lynden, ilk Tanecik Kitabı olan Güneşin Rengi Ne’de tanıtıldılar ve hikayeleri o kadar ilgi çekici ki bu kitapta devam etmesi gerekiyor. Laurie, hikayesini böyle anlatıyor.

 

Kızım Lynden iki yaşındayken gittiği anaokulundan memnundum. Anaokuluna her hafta iki saatliğine gittiğim için diğer çocuklar beni, Lynden'in annesini, kör olan sıradan bir yetişkin olarak görebiliyorlardı.

 

Müdür benim iyi bir arkadaşım olmuştu ve anaokuluna sadece çocuklarla şarkı söylemek için değil, aynı zamanda körlük hakkında eğitim vermek için gelmemden de mutlu oluyordu. Lynden'in emin ellerde olduğunu düşünüyordum. Örneğimden körlük hakkında bilgi edinen ve gerçekleri anlayan bir arkadaşıma güveniyordum.

 

Lynden iki yaşındayken onu düzenli olarak anaokuluna götürmüyordum. Okuldaki bazı aktiviteleri kaçırsa da bu tamamen ara sıra devam etmesinden kaynaklanıyordu. Acaba gerçekten öyle miydi? Belli bir günde diğer çocukların vahşi batı kostümleri giydiğini ya da kendisi hariç tüm çocukların arkadaşlarına hediye etmek için Sevgililer Günü kartları getirdiğini bilmek ya da umursamak için çok küçüktü. Bende umursamadım çünkü çok küçüktü. İçime bir şüphe düşmüştü ama "paranoyak" olarak yaftalanmak istemiyordum ve Lynden'in bir gün okuldaki özel günlerden bana bahsedeceğini umuyordum. Sorun yoktu.

 

Geçen sonbaharda, Lynden dört buçuk yaşındayken ve geleneksel Omaha' rodeo Festivali gerçekleşirken ona Cadılar Bayramı kostümü olarak da kullanabileceğimiz bir vahşi batı kostümü aldık. Her zaman giyilebilecek kadar güzeldi. Çocukların festival için hangi gün giyineceklerini sorduğumda, müdür bana haber vereceğini ve henüz karar vermediğini söyledi. Bir gün Lynden gözyaşları içinde eve geldi. "Anneciğim, diğer çocuklar vahşi batı kostümlerini giyiyorlardı ve sen benimkini giymeme izin vermedin." Ona, kimsenin bana bu kostümlerin giyileceği gün olduğunu bildirmediğini söyledim. Kızgındı çünkü "bilmem gerektiğine" ikna olmuştu. Bundan sonra bana bu kadar güvenebilir miydi?

 

Sevgililer Günü geldiğinde, bir kez daha çocukların ne zaman kart alışverişinde bulunacakları konusunda bilgilendirilmek istedim. Lynden hemen "Ben sana söylerim anne” dedi. Müdür bana söyleyeceğine söz verdi.

 

Kartları aldım, yazdım, Şubat ayında hazırdılar. Bir gece önceden Lynden yarın kartları alacağını açıkladı. Arkadaşım anaokulu müdürünün kafasının biraz dağınık olduğunu anlamaya başladığım için bu sefer durumu kurtarmıştım. Yine de kızgın olduğum söylenemezdi.

 

Mart ayında Lynden'in beşinci doğum gününü kutlayacaktık. Showbiz Pizza Place'deki doğum günü kutlamasına en yakın arkadaşı olan ve müdürün de yakında evlat edineceği Amanda'yı davet etmek istiyordu. Davet ettik. Kutlamadan üç gün önce bize kesin bir cevap verilmediği için, hayatımın en korkutucu ama aynı zamanda en samimi telefon görüşmelerinden birini yaptım.

Müdürün davete cevap vermemesinin nedeni, kızların bu kadar gürültülü bir yerde yaramazlık yapıp yapmayacaklarını bilmemesiydi. Amanda'nın gelebilmesinin tek yolunun onu Showbiz'e bırakmaları ve, ya kendisinin yada eşinin orada kalması olduğunu kesin bir şekilde belirtti.

Birdenbire her hafta denetlediği anaokulu öğrencileri kadar itaatkâr ve onun kontrolü altında olmamın beklendiğini anladım. Öyle bir dönüm noktasındaydım ki ya geri çekilip "Sorun değil" diyecektim ya da yaptığım gibi yapmayı seçecektim.

 

Körlüğümüzün onları endişelendirip endişelendirmediğini sordum. İlk başta inkâr etti. Ancak ayrıntılara gelince, "Lynden gibi bize itaat etmek için eğitilmemiş" Amanda'nın kaçacağından korktuğu için çocukları eve götürmemizden korkuyordu. Biz otobüsü beklerken sokağa dalabilirdi ve bunun olduğunu görmezdik. Otobüsten Showbiz'e giderken kızları kaybedebilirdik  "Onları o gürültülü yerde nasıl takip edebilirdik?"

 

Nasıl olacağını açıkladığımda savunmacı olduğumu, diğer insanların endişelerini umursamadığımı ve sadece kendimi ispat etmek için çocukların güvenliğini riske attığımı iddia etti. Duruşumuzu "savunma" hakkımız olduğunu ve kendisinin de bunun gerçekten savunmacılık olup olmadığını yorumlama hakkı olduğunu söyledim.

 

"Kör olduğum için bu kadar kızgın" olduğumdan haberi olmadığını, "çocuklarla başa çıkabildiğim" için benimle gurur duyduğunu söyledi. Sonunda Jerry ve benim gören insanlar kadar bağımsız olarak işlev görebileceğimizi düşünerek kendimizi kandıracağımızı; kendi iyiliğimiz için olmasa da Lynden'in iyiliği için tıpkı herkesin yaptığı gibi sınırlarımızı öğrenmemiz gerektiğini düşündüğünü belirtti.

 

" Lynden'in farkı bileceğini biliyorsun. Sınırlarınız nedeniyle diğer çocuklar gibi arkadaşlarının ebeveynlerinin gözetimi olmadan onları evine davet edemeyeceğini anlayacaktır. Kızgın olmayacak çünkü anlayışla karşılayacak” dediğini duyduğumda dehşete düştüm.

Lynden'in diğer insanlar (öğretmenler, diğer çocukların ebeveynleri vb.) bizim adımıza (kendisinin ve/veya kör ebeveynlerinin) kısıtlanmamız gerektiğine karar verildiğinde, çocukluğunun tüm yılları boyunca her gün bizimle yaşamaktan bu tür sınırlamaların gereksiz olduğunu bildiği için şaşıracağını ve gerçekten de kızgın olacağını söyledim. Hatta sürekli olarak normal aktivitelerin dışında bırakıldığı için kendisinde bir sorun olduğunu düşünmeye başlayabilirdi.

 

Sonunda ona tüm durumun bir güven meselesi olduğunu düşündüğümü söyledim, hemen cevap verdi, "Laurie, sana şartsız güveniyorum!" Çocukların ne zaman dikkatsiz ebeveynler tarafından büyütüldüğünü anlayabildiğini ve beni mahalledeki en iyi ebeveynlere örnek olarak gösterebileceğini açıkladı; Jerry ve benim Lynden'e imtina ile öğrettiğimiz için onu farklı farklı yerlere getirdiğimiz için düzgün giydirdiğimiz için vb. bizle gurur duyduğunu ve onu sevdiğimizi bildiğini söyledi.

 

Arkadaşıma gerçekten güvenemeyeceğimi kabullenmem benim için zordu ve o da bana güvenmediğini düşündüğüme inanamadı. Dedim ki “Eğer birisi bana bir yandan bana güvendiğini ancak diğer yandan çocuğunun gören birisinin denetimi olmadan bizimle birlikte olmasına izin vermeyeceğini söylüyorsa, bu tutarsızlıktır."

 

Normalde bu denli sert ve açık bir şekilde hakkımı savunmaya alışkın değilim ve bu konuşmanın ilişkimize vereceği zararı düşündükçe midem ağrımaya başladı. Muhtemelen hem iyi bir arkadaşımı kaybetmiştim hem de Lynden ve yakın arkadaşı arasında sorun çıkmasına neden olmuştum.

 

Lynden'i başka bir anaokuluna vermek zorunda kalacak mıydım? Heyecanıma rağmen sorunun bu şekilde çözülemeyeceğini çabucak anladım. Benzeri bir durumun tekrar tekrar meydana gelmesi olasıydı. Daha önce güvendiğim kadar şartsız bir şekilde güvenemiyordum ama Lynden'in bu anaokulundaki eğitimi şimdiye kadar mükemmeldi.

 

Fakat eğer müdür, körlüğü gözlemledikten sonra bile gerçekleri daha net bir şekilde göremezse Lynden'in oradaki eğitiminde başka ne tür eksikler vardı acaba?

 

Her ne kadar istesem de Lynden ya da başka bir çocuk için mükemmel okul ortamı diye bir şey yoktur. Bu nedenle çözüm üretmem gerektiğini biliyordum.

 

Lynden bir daha Amanda'nın evine davet edildiğinde sadece ben ya da babası giderse gitmesine izin verileceğine karar verdim. Müdür ve kocası rahatsız olacak mıydı? Kızacaklar mıydı? Bunu zaman gösterecekti.

 

Lynden birkaç çocukla beraber dans dersine kaydolana kadar fırtınanın dindiğini düşündük. Ancak bir keresinde kızarıklığı olduğu için dans dersine gitmekten alıkonuldu. Bu ders için para ödemiş olmamıza rağmen bu karar hakkında bize danışılmadı. Daha sonra Lynden bize resitali hakkında bilgi vermedi. Anaokulu da bilgi vermedi.

 

Resitalden önceki gece, saat 21:30’da, arkadaşlarımızı davet etme şansımız olmadan müdür bizi aradı ve “Bilmediğinizi bilmiyordum” dedi. Çocukların dans dersinden eve bir mektup getirmeleri gerekiyordu. Lynden'in mektubunu alamamıştık.

 

Lynden'in yanlışlıkla unuttuğunu düşünerek ona mektubu sordum. Mektupların hepsinin anaokulunda onlardan alındığını ve daha sonra ebeveynlere verildiğini söyledi.

 

Resitali izledik, Lynden'in dansı hakkında çok az şey biliyorduk ve ciddi ciddi körlüğümden dolayı mahrum bırakıldığımı düşünmeye başladım. Kaçırdıklarım hakkında Evde ağladım. Ertesi gün Lynden'e neden bize dansı hakkında daha fazla bilgi vermediğini sorduğumda, "Göremiyorsunuz" dedi.

 

Birdenbire son zamanlarda bize oyun oynamaya ve çok sinirlenmeye başladığını fark ettim. Körlüğümüz hakkında kızgın olduğunu fark ettim. Ayrıca dansını "kaçırdığımızı" hissediyordu.

Hatalarımızdan ders almak gerek. Bu son durumu Ulusal Körler Federasyonu'ndaki bir arkadaşıma anlattığımda, "Lynden'in sana ne öğrendiğini göstermesini sağladın mı?" diye sorarak körlüğümle ilgili kendi şüphelerimi giderdi. Hayır, yere inerek bize hareketleri göstermesini sağlamamıştık.

 

Lynden'e dansını göremediğimiz için değil, bize ne yaptığını göstermesini istemediğimiz için kaçırdığımızı açıkladığımda hemen rahatladı. Neşeyle dans eğitmeni rolünü üstlenerek bize tüm dans rutinini gösterdi. Komik, eğlenceli ve aydınlatıcıydı.

 

Birdenbire bize güvenilebileceğini, görmememizin çevremizde neler olup bittiğini bilmediğimiz anlamına gelmediğini anladığını anladık. Davranışları normale dönmüştü.

 

Bunlara benzer farklı durumlarla da uğraşmak zorunda kalacağımızı biliyorum. Körlük meseleleriyle uğraşırken yakın arkadaşlara bile güvenmekte daha dikkatli olmam gerektiğini biliyorum ve kendi tecrübeme güvenmem ve fikirlerimi savunmam gerektiğini biliyorum. Lynden'in bir süre kafasının karışacağını biliyorum ama umarım bir gün yazdıklarımı okur ve beş yaşında değilken bana söylediklerini hatırlatır: "Anne, keşke görebilseydin."

 

“Ah, canım” diye düşündüm. Kendi çocuğumdan acınmayı kabul edemem! "Lynden, görebilseydim ne farklı olurdu?” diye sordum. “Çünkü o zaman anneciğim, insanlar seninle çocukmuşsun gibi konuşmazdı."


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.