Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Empati Salonu Körleri

Yazar: Burak Sarı

Toplam okunma: 974

buraksari2014@gmail.com

Sayı 52, Haziran 2018

 

İçinde yenemediği bir heyecan, salonun içerisinde dönüp duruyordu. Yeni ve denenmemiş bir şey yaptığında hep böyle olurdu. Bütün iradesi devreden çıkar, yüreğinde bir fırtına gibi savrulan heyecan duygusu onu gönlünce sürüklerdi.

Bugün denemek istediği çalışma yıllardır kafasını kurcalıyordu ama bir türlü adım atmaya cesaret edemiyordu. Adeta gökyüzünden saçılmışçasına her yerde uygulanmaya başlanan empati projeleri onun da gündemine girmişti. İşyerinde, toplu taşımada ve buna benzer her yerde.

Elinde bastonla onu gören herkes bu projeleri ballandıra ballandıra anlatıyordu. Gözleri bağlanıyormuş, bir saat öyle hareket etmeye çalışıyorlarmış. Merakını yenemiyor karşısındakilerin anlatımı bitmeden ne hissettiklerini soruyordu. Genellikle aldığı cevap, “Sizi daha iyi anladık ve takdir ettik” oluyordu.

Her seferinde, ne güzel bir iş diye düşünmekten kendini alamıyordu. Bazı uyanıklar proje yapıyor görünmek ve para kaldırmak için milletin gözünü bağlıyor, bir saat kör kalan insanlar da engellileri anlamanın kolay yolunun tadını çıkarıyorlardı. Ömrü boyunca ayrıkotu olmaya alışmış bir kişilik olarak, bu duruma müdahale etmek için can atıyordu. Sonunda tüm cesaretini toplayıp harekete geçmişti. Çeşitli meslek gruplarından insanları bir araya getirecekti. Projeye katılacak gönüllüleri, daha önce bir saatliğine kör olma seanslarına katılanlardan seçecekti. Öyle ya, kolay mı bir saatte engellileri anlamak? Katılımcılara, en azından kapalı alanda kullanabilecek kadar beyaz baston eğitimini şart koşmuştu. Bunları düşünerek iki saatlik bekleme süresinin tamamına yakınını tüketmişti. Nihayet beklediği an gelmişti.

Davetliler, karanlık salonda acemice bastonlarını sürterek yerlerini buluyorlardı. Tabii hepsi aynı oranda başarılı değildi ama kısa sürede kendisini idare edecek kadar baston kullanabilenler çıkıyordu aralarında. Katılımcılar, bilinçli olarak önlerine konan bazı cisimler haricinde bir problem yaşamadan koltuklarına ulaşmışlardı.

Yıllardır çeşitli panellerde konuşmacı olmasına rağmen oturumu açmakta zorlanıyor, dili damağına yapışıyordu. Bu durumu katılımcılara belli etmemesi gerektiğinin bilinciyle topladı kendisini. İlk katılımcıya, “Sizi biraz tanıyabilir miyiz?” diyerek başladı işe. Katılımcı kendinden emin bir edayla cevap verdi: “İsmim Hazal. Özel bir firmada bilgi işlem sorumlusu olarak çalışıyorum. Bekârım.” Aynı soruları sırayla diğer katılımcılara da yöneltti. “Adım İlhan. Bir kamu kuruluşunda idareci olarak çalışıyorum. Dört dil biliyorum, evliyim.” “Adım Hüseyin market işletiyorum.” “Adım İlayda. 5 yıllık beden eğitimi öğretmeniyim ve bekârım.

“Bugün kendimize küçük bir dünya kuracağız. Hepimizin bir görev dağılımı olacak. Var mıyız?” dedi. Katılımcılar, mağrur bir havayla “Eveeeeeet” dediler.

“İlhan Bey, sizi şu odaya alabilir miyiz?” diyerek alçı pandan yapılmış odamsı bir yeri gösterdi. Oda; masa, telefon konsolu, üç duvar ve bir kapıdan oluşan kapalı bir mekândı. İlhan Bey yerine yerleştikten sonra, Hazal Hanım’a ekranı kapalı bir bilgisayarı işaret etti.

“Ortak sorularımızdan başlayalım” dedi sonra. “Günlük işlerinizi yapmakta zorlanıyor musunuz?” Cevap koro halinde geldi: “Zorlanmıyoruz.”

“İlhan Bey tıraşınızı nasıl oluyorsunuz?”

İlhan Bey utanç ve öfke arası bir ses tonuyla: “Herkes nasıl oluyorsa ben de öyle oluyorum.”

“Hazal Hanım makyajınızı başkası mı yapıyor?”

Hazal Hanım, kısa bir şaşkınlığın ardından biraz da sinirli bir ses tonuyla: “Tabii ki ben yapıyorum.” 

Katılımcıların özgüvenleri sönmüştü. Empati deneyimcilerimiz, kendilerini ağır bir hakarete uğramış hissetmeye başlamışlardı. İşte şimdi son darbeyi vurabilirdi. Sinsi bir merak ifadesi takınarak devam etti: “Peki genel bir soru, partnerinizle cinsel ilişkiye girebiliyor musunuz?”

“Artık yeter, buraya hakaret işitmeye mi geldik.” diye bağırarak ayağa fırladı katılımcılar.

“Durun lütfen, her ne olursa olsun salonu terk etmeyeceğiniz konusunda anlaşmıştık” dedi. Uzun uğraşlar sonucunda katılımcıları sakinleştirmeyi başarabildi.

“Hüseyin Bey, sizinle ufak bir alışveriş yapalım mı?” dedi. Salonun bir köşesine farklı abur cuburların yer aldığı stantlar kurmuşlardı. Bu kısma hiç ışık verilmemiş zifiri karanlık bırakılmıştı. “Bana x markanın gofretini bulabilir misiniz?” dedi. Uzun süre el yordamıyla masanın üzerindekileri inceleyen Hüseyin, istenen marka gofreti bulamamıştı. Tam vazgeçmek üzereyken, bir gofret jelatininin üzerinde kabartılı bir yazı gördü. Latin harfleriyle gofretin markası yazıyordu. El yordamıyla okudu ve gofreti aldığı yere tekrar uzandı. Evet, aranan ürün bulunmuştu. Muzaffer bir edayla geri döndü.

Sıra Hazal’daydı. Ondan da projenin web sitesine yeni bir ara yüz eklemesini istedi. Fakat ekranı açmasına izin yoktu. Hazal klavyeye dokunduğunda çeşitli sesler geliyor ama bu sesleri anlamlandıramıyordu. “Ekranı açmama kesinlikle izin yok mu?” diye sordu. Yanıt olumsuzdu. “Peki, ben bu bilgisayarı nasıl kullanacağım?” diye söylendi kızgınlıkla.

“Onda ekran okuyucu var, yapılan işlemi seslendiriyor. Siz yapamazsanız, ekran okuyucu kullanabilen birisi yapar. Sizin kadar bilgisayar kullanamasa da kendisini yetiştirir” dedi.

“Ama bu haksızlık!” yakarışı cevapsız kaldı Hazal’ın.

İlhan bulunduğu oda benzeri kutucuğun içerisinden bıkkın bir ses tonuyla seslendi:

“Ben burada telefona bakmaktan başka bir şey yapmıyorum. Benim vasfıma uygun iş yok mu?”

İlhanın yanına giderek elini omzuna attı: “Ne yapacaksın vasfına uygun işi, takıl git” diyerek alaycı bir gülüş fırlattı.

“Ya ben?” diye seslendi İlayda, “Saatlerdir boş boş oturuyorum.”

Onun bu sitemini de “Fiziki şartlar uygun değil” diyerek savuşturdu.

 

Evet projenin en zor kısmı bitmişti. Tekrar yerine geçti ve katılımcılara seslendi, “Yerlerinize geçebilirsiniz. Çevreye verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz.

İlhan beyle aynı vasıflara sahip engelli personel, çoğu zaman engeli bahane edilerek en âtıl işlere veriliyor. Bu iş de genellikle telefon yanıtlamak oluyor. Oysa gerekli koşullar sağlandığında, İlhan Bey’in işini bir kör ya da bir topal da yapabilir.

Hazal Hanım’la aynı düzeyde bilgisayar kullanan engelli personel, ekranla değil hoparlörle gördüğü için bilgisayar başı işlere verilmiyor. Beş dakika bile sürmeyecek ekran okuyucu yazılımını kurmak yerine, engelli personel bilgisayar kullanımı gerektiren işlerde değerlendirilmiyor. Onun yerine, aynı işi yarım dönemlik bir eğitimle ancak yapabilecek çok daha az nitelikli bir personel veriliyor. 

Hüseyin Bey çok basit bir yöntemle reyondaki ürünün markasını tespit edebildi. Fiziksel koşulların olumsuzluğunu bahane etmek yerine koşulları kendimize uydurmuş olsaydık, bugün İlayda Hanım boş oturmayacaktı. Tıpkı arkadaşları beden eğitimi dersindeyken sınıfta boş boş oturtulan engelli öğrenciler gibi.

Sözün özü dostlar, ortada bir engel durumu var ama gözün görmemesi, kulağın duymamasından kaynaklı değil bu engellilik durumu. Hayatı kendi koşullarımıza göre yaşıyoruz. Aynı şeyleri farklı şekilde yapan insanlara tahammül etmiyoruz. Hazal Hanım’ı ekran okuyucu kullanımına zorlamak yerine ekranı çalıştırmış olsaydım, Hazal Hanım engelli olmayacaktı. Tıpkı, kör bir kullanıcıya ekran yerine ekran okuyucu alternatifini sunduğumuzda olduğu gibi.

Engelli olan toplumdur. Elbette sizin nasıl tıraş olduğunuz, cinsel hayatınızın ne şekilde olduğu beni ilgilendirmez. Tıpkı benimkinin sizi ilgilendirmeyeceği gibi. O gereksiz soruları sorduğumda haklı olarak sinirlendiniz. Çünkü hiç kimse o soruları size sorma gereği duymuyor. Engelli birisine de aynı şekilde davranırsa, bir engeli daha ortadan kaldırmış olur. Bir saat kör kalarak engellileri anlayamazsınız. Sizinle aynı şeyleri farklı yoldan da olsa yapabilen insan engelli değildir. Öyleyse, tüm farklılıkların, engel değil farklılık olarak kalabildiği evrensel koşulları yaratmakta sorun. Sizinle farklı bir dil konuşanı aynı dilde konuşmaya zorlamadan anlayabildiğiniz, kendisini x kimliğinde hisseden birisini Y kimliğini sahiplenmeye zorlamak yerine kendisini hissettiği gibi kabullendiğiniz, sizin gözünüzle yaptığınız işi başka bir insanın kulağıyla yapabilmesine olanak tanıdığınız ve kendinize gösterilmesini istediğiniz saygıyı farklılıklarda gösterdiğiniz zaman engellilik tarihe karışır. Bana iki saat boyunca katlandığınız için teşekkür ederim” dedi ve projeyi sonlandırdı.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş