Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Serpil Acar’ın Bebekleri

Yazar: Pınar Yavuz

Toplam okunma: 959

pinyav@gmail.com

Sayı 51, Mayıs 2018

 

Bu ay İzmir’li okuyucumuz Volkan Atahan sayesinde haberdar olduğumuz güzel bir çalışmayı tanıtacağız size. Amigurumi tekniğiyle yapılmış engelli oyuncaklar. Amigurumi Japonca kökenli bir kelime. Tığ anlamına gelen ami ve içi doldurulmuş oyuncak anlamına gelen nuigurumi kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş. Sık iğne tekniğiyle örülen bu harika oyuncakların özelliği farklı engel gruplarını temsil ediyor olmaları. Mesela bir kolu veya bacağı olmayan, yüzünde doğum lekesi bulunan, bacağına protez takılı, koltuk değnekleri ile yürüyen, hatta vitiligo hastası rengarenk, şık giyimli ve hepsi gülen bebekler. Bu heyecan verici çalışmanın sahibi İzmir’de yaşayan sevgili Serpil Acar. Serpil Hanım’la yaptığımız yazılı röportajla onu biraz daha yakından tanıyalım istedik.

Pınar: Kendinizi tanıtır mısınız?

Serpil Acar: 1963 doğumluyum. Çocuğu ve çocuk kalabilmeyi, sinemayı, okumayı, tabiatı, düşünmeyi, gözlem yapmayı, gülmeyi seven, memur emeklisi bir kadınım.

Pınar: Engellilik kavramının hayatınızdaki karşılığı nedir?

Serpil Acar: Engellilik kavramı hayatımda dışarıdan gözlemlediğim bir şey değil; ta içimde. Eğer engellilik birçok anlamda engellenmek demekse bu böyle. Bedensel farklılıkları olan arkadaşlarımın duygu ve düşüncelerini anlamamda, toplumsal engellenmişliklerin payı büyüktür. Yaşamımdaki karşılığı ise önce kendimi sonra içinde bulunduğum toplumu tanımam, öfkemi tanımam ve bu öfkeyi yapıcı bir şekle sokabilmem olmuştur. Küçük ve kapalı bir kasabada doğup büyümüş biri isen bacakların olsa dahi bazen istediğin gibi gezemezsin, gözlerin vardır fakat istediğine bakamazsın, dilin vardır söyleyemezsin, kolların vardır saramazsın. Engellilik kavramının benim yaşamımdaki karşılığı bedensel farklılıklar değildir. Sadece önümüze engeller koyarak, bedensel farklılıklarımızı engel haline getiren sistem ve toplumdur.

Pınar: Engelli bebekler yapma fikri nasıl oluştu?

Serpil Acar: Emekli olunca çevremdeki çocuklara değişik oyuncaklar örmeye başladım. Bir gün hem bebek örüp hem televizyon izlerken bir Japon kanalında protez bacak yapan birini görüp etkilendim ve ilk engelli bebeğimi yaptım.

Pınar: Bebekleri yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Serpil Acar: Çocuklara zarar verebilecek materyaller kullanmamaya, ellerimin ve malzemelerin temizliğine oldukça özen gösteriyorum. Onların hayal güçlerine odaklanarak basmakalıp şeyler yapmamaya çalışıyorum. Ayrıca kıyafetlerin kolayca giydirilip çıkarılabilir olmasına, renkli olmalarına ve gülmelerine dikkat ediyorum.

Pınar: Şu ana kadar yaptığınız bebekler ve çeşitleri nelerdir?

Serpil Acar: Genelde hediye edeceğim çocuğun isteğine ya da ihtiyacına özel olarak tasarım yapıyorum. Mesela bir bebeğe verilecekse saçları olan bir model yapmıyorum veya boyutunu ona göre ayarlıyorum. Standart sayılabilecek bebekler dışında, kolları veya bacaklarında engelleri olan, vitiligolu, albinolu, yanıkları, doğum lekeleri ya da fiziksel farklılıkları olan bebekler yapıyorum.

Pınar: Bir bebeğin yapımı ne kadar sürüyor?

Serpil Acar: Bir bebeğin yapımı ortalama olarak 4-5 gün, üstündeki kıyafetlerin yapımı ise 3-4 gün sürüyor.

Pınar: Çevrenizde yaptığınız bebeklerle oynayan çocuklar var mı? Varsa nasıl tepki veriyorlar?

Serpil Acar: Örmeye başladığım günden bu yana çevremdeki her çocuğa bir bebek hediye ettim. Genel olarak maddi durumları çok iyi değildi ve başka oyuncaklarla oynama şansları yoktu. Tepkilerine önce ben de şaşırdım. Fabrikasyon oyuncaklar daha albenili olduğu halde bunları daha çok sevdiler. Gerçekmiş gibi davrandılar. Hatta birisi plastik bebeğini koltuğa fırlattığı halde, el örmesi bebeği dikkatlice yatırmıştı.

Pınar: Bu, bebeğin engelli olmasından mı kaynaklanıyordu yoksa çocuğun oyuncağı güzel bularak etkilenmesi ve ihtimam göstermesi miydi?

Serpil Acar: Bu bebekleri daha gerçek ve güzel bulduklarını gözlemledim. Çocuk kendisi de engelli ise ailesinin kendisine özenli ve adil davranmasının bir göstergesi ya da kendisiyle özdeşleştirmesi olabilir. Ailesi tarafından kabul görmediği bir durum söz konusuysa bebeği kendi yerine koyup, kendi beklentisini ona gösteriyor olabilir. Çocuk engelli değilse, öğrenilmiş bir acıma duygusu ağır basıyor. Bebek hediye ettiğim bir çocuk, kolu kopmuş eski bir bebeğini hatırlayarak annesinden onu da getirmesini istemiş, annesi kolu koptuğu için attığını söylediğinde huysuzlanmıştı.

Pınar: Hiç sergi açtınız mı? Ya da açmayı düşünüyor musunuz?

Serpil Acar: Hayır açmadım. Çocuklara faydalı bir proje oluşturabilirsek tabi ki açarım. Sadece çocukların gelmesini, ebeveyn ön yargıları olmadan onların tepki ve konuşmalarını gözlemleyebilmek isterdim. Çünkü çocukların engelli bebeklerle, büyüklerin ve toplumun ön yargıları henüz onlara bulaşmadan tanışmalarını ve sorularıyla onları konu üzerinde düşünmeye sevk etmelerini istiyorum.

Pınar: Bu bebekleri kullanıma sunmayı hiç düşündünüz mü?

Serpil Acar: Yaptığım her oyuncağı bittikten sonra zaten kullanıma sundum. Birçoğunu yanlarında çocuklarıyla gelen kişilere vermesi için eşimin iş yerine göndermiştim. Eşim İzmir’in Kiraz ilçesi Mal Müdürlüğü’nde çalışıyordu. İlçe pazarına köylerden gelenler, çeşitli yardım fonlarına başvuru yapmak üzere yanlarında çocukları ile gelirlerdi. Ayrıca mahallemdeki her çocukta hatıra olarak birer adet var. Benim hayalim; engellerle ilgili farkındalığın çocuk yaşta uyanması ve ön yargısız çocukların yetişmesi için bu fikrin daha geniş kitlelere ulaşması.

Pınar: Satışını yapıyor musunuz ya da yapmayı düşünüyor musunuz?

Serpil Acar: Bugüne kadar yapmadım ama benden uzakta olan çocuklara erişebilmek adına düşünebilirim. Sadece bir şeyler yapmak istiyorum. Çocukların kendileri gibi bebekler istediğini biliyorum ve bu talebi karşılayabilmek istiyorum. Keşke her birinin oyuncaklarıyla kavuşma anlarını da görebilsem.

Pınar: Bu bebekleri hiç engelli bir çocuğa hediye ettiniz mi? Ettiyseniz tepkisi ne olmuştu? Onun gösterdiği tepkiye yanında bulunan yetişkinler nasıl bir karşılık verdi?

Serpil Acar: Evet bire bir gözlemlerim oldu. Tepkileri yaşlarına göre değişiklik gösteriyor. Beş yaşından küçükler ebeveynlerine bebekteki engelleri göstererek “anne-baba bak!” diyorlar ve çok seviyorlar. Daha büyükler ise hemen önce bebeğe sonra anne babalarının gözlerine bakıyorlar. Bu da bana o çocukta artık yetişkin ön yargılarının oluşmaya başladığını düşündürüyor. Sanki artık iç seslerini duymamaya başlamışlar ve duygu ve düşüncelerini ifade etmede yetişkinlerin onayına ihtiyaçları var gibi.

Yetişkinlerin tepkileri de farklı oluyor. Genel olarak çocuklarının sevinci ile mutlu oluyorlar fakat gözlerinde neden bu oyuncak benim çocuğuma veriliyor tereddüdü oluyor. Kendini bu konuda biraz daha yetiştirmiş “Benim özel çocuğum var” diyen anne babalarda bile bununla karşılaşabiliyorum.

Pınar: Bebekleri hediye ettiğiniz engelsiz çocukların ve ailelerin bebeklerin engelli olmasıyla ilgili bir tepkisi oldu mu? Olduysa nedir?

Serpil Acar: Engelsiz çocukların tepkileri de yaşlarıyla doğru orantılı oluyor. Küçükler engeli fark edip, ebeveynlerine ilginç bir şey gördüklerindeki aynı ifadeyle; “anne-baba bak!” derken, daha büyüklerde maalesef acıma duygusu görüyorum. Esasen yetişkinlerin tepkisi de yetiştirdikleri çocuklarla doğru orantılı oluyor. Yoğunlukla “Yazık!” diye başlayan cümleler kuruluyor. Daha da acısı çocuğuna; “Bak bu da kardeşine vurmuş, Allah kolunu böyle yapmış” diyen de oluyor.

Engellilik konusunda farkındalığı olduğunu düşündüğüm aileler dahi çocuklarının sorularına anında cevap veremiyorlar. Bu da bana bazen farkındalıklarının biraz yapay ve ezberden ibaret olduğunu, konu üzerinde gerçek anlamda hassasiyet göstermediklerini düşündürebiliyor.

Bir anne, bebeği severek oynayan çocuğunu bana göstererek; “Evde kolu-bacağı çıkan bebeklerini atıyor. Bunu çok sevdi, ne güzel yapmışsınız” diyerek beni onurlandırmaya çalışmıştı. Oysa “Çocuğum o kırıldı ben sana yenisini alayım ya da tamir edeyim” hatta “O bebekle evde oyna, başkalarının yanında çıkartma ayıp olur” diyerek farkında olmadan kendisi aşılamıştı bu bakış açısını çocuğuna.

Gençken yabancı filmlerde görürdüm. Durumları maddi olarak iyi ailelerin çocuklarının elinde oldukça yıpranmış, kolları, bacakları, gözleri olmayan bebekler olurdu. Onlar yenisini alamazlar mıydı? Bizler neden istemediğimiz, toplum tarafından kabul görmeyen formda olanı yadsıyor ya da ondan utanıyoruz? Çocuk herhangi bir nedenden dolayı engelli hale geldiği zaman düşünmez mi “Beni de şimdi yenisiyle mi değiştireceksiniz? Ben de bebeğim, bu şekilde toplum önüne çıkarsam ayıp olur” diye.

Pınar: Son olarak benzer bir çalışma yapmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Her türlü engelin ortadan kalktığı bir dünya hayal etmelerini, mutlaka çocuklara yönelik bir eylemde bulunmalarını, yaptıkları iş ne olursa olsun önce onunla oynayan çocuğu hayal etmelerini ve empati kurmalarını tavsiye ederim. Bunlar olduktan sonra zaten sabır ve çalışma azmi kendiliğinden oluyor.

Serpil Hanım’a bu harika fikrini hayata geçirdiği için teşekkür ediyor ve diğer kişi ve kurumlara da ilham vermesini diliyoruz.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş