Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Bu Sınavların Bağımlısı Olabilirim

Yazar: Eylem Yurtsever

Toplam okunma: 1492

eylemyurtsever@gmail.com

29. Sayı, Temmuz 2016

 

Merhaba, Hayatımın miladı olabilecek günlerin müjdecisi olan bir sınavdan bahsedeceğim sizlere şimdi…

 

Evet, beni tanıyanlar bilir, sınavlara girip bölüm değiştirmekte üstüme yoktur. Beni daha iyi tanıyanlar da bundan ne kadar hoşnut olmasam da, asla pişman olacak bir karar vermediğimi bilir. Yine de liseyi bitirince Dokuz Eylül Üniversitesi’ndeki bölüme gitmeyi düşündüğüm; ancak zorunlu kurs ücreti yüzünden gerçekleştiremediğim bir düşümü gerçekleştirebilmenin mutluluğu tüm yarım bırakılmışlıklarımı unutturacak bana.

 

Evet… Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nden bahsediyorum. Yetenek sınavıyla girilen bir bölüm olduğu için tamamen farklı bir sistemi olan bu alanın 2016 yılında iki yazılı bir sözlü mülakat olmak üzere üç aşaması vardı.

 

Tüm bunları anlatmadan önce, sizlere YGS sonuçlarını aldığım hafta bölüm odasına gidip öğretim üyelerine bilgisayardan sınav olmamın bir sakıncası olup olmadığını sorduğumu, ertesi gün beni arayacaklarını söylediklerinde o ertesi günün üç ay sonra olabileceğini ümitsizlik içinde düşünürken, gerçekten de ertesi gün aranıp herhangi bir sakıncası olmadığını öğrenince oluşan mutluluğu mutlaka belirtmem gerekiyor. Bu konuda genelde en kötüsüne hazırlandığımı fark ediyorum şimdi olanları yazarken. Hem de olayın her aşamasında… Onun için olacak, her aşamada olağanüstü bir şekilde mutluydum.

Mesela, İstanbul’a atandığım ilk yıl, üniversiteye yakın bir okula atanmak isteğimin nedeninin herkes Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü devam ettirmek istediğim için olduğunu zanneder. Aslında ben dahil herkes, desem daha iyi olur. Ben bile, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturgi Bölümü’nü kazanacağımı ummuyordum; ama daha önceden okuduğum bölüm için değil de bu bölümde okuma ihtimali yüzünden oralara atanıp her gün Bakırköy’den Aksaray’a gidip gelmeyi göze alacak kadar hayalci olduğumu kendime bile itiraf edemiyordum. Nitekim Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün ikinci öğretimine kaydolup harcı ödedikten sonra bir kere bile gitmeyerek rengimi belli etmiştim. O kadar hayalciydim ki, yılda ortalama on beş kişinin alınacağı bir bölüm için yaklaşık üç yıl o kadar yolu tepmiştim. İstanbul’a geldiğim ilk yıllar psikolojik olarak sınavlara girecek güçte olduğuma güvenmediğim için başvurmamıştım bile. Yani, tam zamanında sınavlara girdiğimi düşünüyorum. İnsanlara söylediğimde bana inanmadıklarını anlıyordum; ama yapacak bir şey yoktu. Bir kere istemiştim bu bölümü. Hatta şimdi bile insanlar bu bölümü de yarım bırakacağımı düşünüyorlar. Hep birlikte göreceğiz bakalım.

 

Her neyse, bunlar oldukça kişisel meseleler… Ben sınavdan bahsedeyim sizlere.

İlk aşamada bir sahne verdiler ve sahne hakkında dört tane soru sordular. Tema, karakterler, sahne dekoru ve sahnenin geçtiği zaman,  bir karaktere yazılmasını istedikleri monolog…

 

En çok sevdiğim soru da monologdu. İlk aşamayı geçtiğimi ertesi gün bölümün sitesindeki duyurulardan öğrendim. Panolarda ve sitede yer alıyordu liste. Erişilebilirdi hem de. Ne kadar mutlu olduğumu bilmem söylememe gerek var mı?

 

İkinci aşamada çok daha heyecanlı olduğumdan, aceleyle hareket ettim ve kullandığım mac booktaki Pages programı hata verdi. Çıkmaya zorla uygulamasını kullanmayı aklıma getirmeden önce çok daha az gelişmiş bir program olan Text Edit adlı programı kullandım. Bu arada süre yarım saatti. Çok yeni bir mac kullanıcısı olmamın burada bir etkisi olsa gerek. Gerçi her şeye rağmen kriz anında kafamın çok iyi çalıştığını söylemeliyim…

Neyse sorunu hallettim, yazımı Pages’ta yazıp teslim ettim. Ardından beklemeden ikinci sınavın ikinci kısmına geçtik. Bu kısım bir buçuk saatten ibaretti ve bir sahneyi, sahnede belirtilen dekora göre tamamlamamız gerekiyordu. Ben de yazılı olan dekordan yararlanarak bir buçuk saatte finali olan kısa bir oyun yazıverdim.

 

Tam da bu anda, sizlere herkesle birlikte sınava girmenin mutluluğundan bahsetmek istiyorum. Bu sınav ilk değildi gerçi. Yani Türk Dili ve Edebiyatı’nı okurken de kendi başıma sınava giriyordum; ama o zaman kürsüdeydim ve her şeye rağmen öğrencilerden ayrı idim. Oysa bu kez öğrencilerle birlikte aynı sıralarda girdim sınavlara. Voice Over’ın ekran perdesini açabilme özelliği sayesinde… Silgi sesleri, kalemi kağıda bırakırken çıkan çıtırtılar, benim küçük klavye tıkırtılarımla birleşti ve kulaklarıma harikulade bir senfoniymişçesine ulaştı.

 

Ve mülakat… En zor aşama… Karanlık bir sorgu odası düşünün… Sorgucuların sesleri çok yakından geliyor; ama siz kaç kişi olduklarını bilmiyorsunuz… Birisi konuşuyor ve siz yeni birisinin daha olduğunu anlıyorsunuz… Belki de konuşmayan birkaç kişi daha vardır orada, bilmiyorsunuz. En ufak bir fikriniz bile yok…

 

İşte ben hayatımda girdiğim ilk mülakatta böyle hissettim. Eğer hiç görmüyorsanız, siz siz olun, mülakata girerken bunu, yani kaç kişi olduğunu bilmek istediğinizi karşınızdakine söyleyin ya da en azından içeride kaç kişi bulunduğuna dair malumat alın. Aksi taktirde gerçekten panik derecesinde heyecanlanabilirsiniz. En azından benim üzerimde öyle bir etkisi oldu. Onun dışında iyi kurtarmışım ki, mülakat iyi geçmiş ve sınavı kazanan yirmi kişiden biri olmuşum.

 

Bu arada mülakatın kötü geçtiğini, asla kazanamayacağımı düşündüğüm, hatta buna kesinlikle emin olduğum zaman bile düşündüğüm şey bir dahaki yıl sınava girmekti. Bu kez gideceğim kursu bile belirlemiştim…

 

İşte böyle dostlarım… Daha fazla ne diyebilirim ki… En çok istediğim şeylerden birisine ulaştığımı söylemekten başka… Hem de bunu herkesle eşit bir ortamda, tamamıyla adil koşullarda yaptığımı eklemekten başka…

 

Size Engelsiz Erişim Derneği’nin Erişilebilirlik Sözü’nü hatırlatmaktan başka…

 

Yo, hayır! Elbette diyecek çok önemli bir şeyim var. Bu yazımı muhtemelen okumayacaklar; zaten teşekkürümü bölümü ciddiye alarak edeceğim… Yine de buraya da yazmak istiyorum:

 

Bana böylesine eşit şartlarda sınava girmem konusunda destek verip ortam ayarlayan hocalarıma teşekkür, çok teşekkür ederim. Ben sözlü ve yazılı teşekkürlerden pek hazzetmem; teşekkürümü eylemlerimle göstermeyi tercih ederim; ama yine de bu yazılı teşekkürün görevim olduğunu düşünüyorum.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş