Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Bu İş Zor, Çok Zor Yonca

Yazar: Eylem Yurtsever

Toplam okunma: 1629

eylemyurtsever@gmail.com

Mayıs 2016

 

Merhaba değerli okurlar,

Bu sayıda çok merak ederek gittiğim, Koku ve Şehir sergisi hakkında yazacaktım; ama bundan vazgeçtim. Nasılsa internetten bakarsınız ve gidiverirsiniz. Gidemeyenler için de ne diyebilirim ki… Şanslarına küssünler…

Ben bu sayıda hayallerden bahsetmek istiyorum. Özellikle gerçekleştirilmeyen hayallerden…

Aslında yazıda çıkış noktam yine Koku ve Şehir sergisi olacak. Daha önce Kokularla Maceraya Atılmak adlı bir yazı yazmıştım. Bu yazımda da erişilebilir hassas terazilerin olmayışı yüzünden parfüm yapma konusunda ilerleyemeyişimden bahsetmiştim. “Acaba bir hassas terazim olsaydı gerçekten bu işe eğilir miydim” diye sordum kendime o sergiden çıktığımda. Emin olamadım…

Çocukluğumdan beri bayıldığım bir şeydi kokularla uğraşmak oysa.  Sadece hassas bir teraziye erişememem mi beni dizginledi; yoksa başka bir şey mi? Cevap “başka bir şey” ise o başka şey ne olabilir?

Hassas terazilerin erişilebilir olmadığını parfüm yaparken de biliyordum. Ona rağmen birçok parfüm yaptım… Sonra o isteğim dağıldı… Söndü demesem de; dağıldı ve dağılan her şey gibi yoğunluğu azaldı.

Peki, benim bu yaptığım şeyle herhangi bir hayalini gerçekleştiren birisi arasında ne fark var?

İsteğin yoğunluğunu, onu dağıtmamak için sıkıştırarak o isteği gerçekleştirmeye odaklaması mı? Yoksa o isteği bir yumurta akı kıvamında tutup her şeyi içine alabilse de dağılmayacak hale getirmesi mi? İdeal olan hangisi?

Mesela ben koku oluşturmaya olan arzumu karın yoğunluğuna benzetiyorum. Yumuşacık, uçucu; ama aslında, sıkıştırıldığında ve birisin attığında da can yakabilecek kadar da sert ve yoğun.

Peki, gelelim sadede:

Her eyleminde milyonlarca kere engellenmiş, gerek sözlü olarak gerekse teknik imkânsızlıklar yüzünden, bir engellinin bir şeye olan isteği ne kıvamda olmalı ki tüm engellenmişliklere rağmen o isteğini/hayalini gerçekleştirsin sizce?

Yumurta akı kıvamında olsa, mesela çamurla karşılaşan bir yumurta akı, kıvamını ve saflığını ne kadar sürdürebilir? Kar yoğunluğunda bir şeyi söz konusu bile etmiyorum zaten. Peki katı bir kıvamda olsa nasıl olur? Yani bir tek şeye yoğunlaşmasına izin verecek kadar onunla dolsa ve o istek/motivasyon kaskatı, tüm engellemelere rağmen  orada dursa… O kadar katı olsa ki, yoluna daha iyi bir şey çıksa da o istekte diretse kişi. Başka bir şeyi gözü bile görmese…

Çoğunlukla basında “engellinin azmi” konulu haberler çıkar. Başarılı insanlara bir şey dediğim yok; ama bu engellenmişliğe, engellemelere karşı direnirken ne kadar katılaşıyoruz acaba? Nereye kadar… Katılaşmak için, azmetmek için kendimizden ne kadar feragat ediyoruz?

Peki azmetmediğimizde kendimizden feragat ettiğimiz şeylerin hesabını yapsak…

Ooof oof!

Bu yazıya Bülent Ortaçgil’den Bu İş Zor Yonca şarkısı iyi gider. Ne diyeyim, iyi dinlemeler.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş