Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İşte Tam Orası

Yazar: Eylem Yurtsever

Toplam okunma: 1376

eylemyurtsever@gmail.com

 

Merhaba,

Her ne kadar aynı konular üstünde dönüp dolaşsam da; birkaç gündür düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istiyorum:

Bir buzağı iken bir boğayı kucağında taşıyan ve koskoca bir boğa olduğunda bile taşımaya devam eden bir genç kızın hikâyesini biliriz. Eh, boğa büyürken genç kız yerinde saymaz tabii. O da yaşlanmaktadır; ama o kadar yaşlanmış olmasına rağmen boğayı taşımaya alıştığından ve bunu yapamayacağı konusunda herhangi bir telkin almadığından, belki de sırf sevgiden boğayı taşımaya devam etmiştir bu kadın. Peki biz neden kendimizi bile taşıyamayacak hale getiriliyoruz? Böyle dan diye girdim konuya; ama bu konu hakkında o kadar kızgın hissediyorum ki… Bir yerden inerken; bir yere binerken; yürürken; yiyeceğimiz yemeği keserken...

Kız boğayı taşımış yahu, koskoca boğayı! Bunun bir masal olması umurumda bile değil bu arada.

Bazen, şu yatılı okullarda insanların bizim için bir şey yapmak istediklerinde onlara izin vermemek konusunda telkinler verip bizi bu konuda alıştırmaya çalışmalarını ne kadar isterdim. Yani sadece almak konusunda… Oysa tam tersi oluyordu bence. En azından benim okuduğum okulda, öğretmenler önemli bir şey istediklerinde az görenlerden isterlerdi. Ben olsaydım, yapamayacaklarını düşündüğüm kişilerden, onları geliştirmek için böyle ufak tefek şeyler isterdim. Onlara sorumluluk verirdim. Yani onların beni kaşımalarına izin verirdim.

Yatılı okulda zaten çoğu şey ayağımıza gelmiyordu; ama sorumluluk verme konusunda eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Yaşanmış bir olayı daha yeri gelmişken anlatmak isterim: Zengin bir insanın bir köpeği varmış. Bir gün gelmiş ki, köpek yerinden bir an dahi kıpırdamaz olmuş. Yemeğini bile almıyormuş artık. Bunun üzerine zengin, köpeğini doktora götürmeye karar vermiş. Doktor köpeği evirmiş, çevirmiş ve “bu köpeği o kadar çok yıkıyorsunuz ki, üzerindeki pireler kaçmış, köpek de pireleri olmadan kıpırdamak için herhangi bir sebep de görememiş olmalı. Siz kesin yemeğini de önüne koyuyorsunuzdur…”

Yani, bence bizim tek sorunumuz, insanların bizi kaşımıyor olması. Daha doğrusu, kaşısa da yanlış yeri, kaşınmayan yeri kaşıyıp gereksiz bir şekilde sırtımızı bereliyor oluşu. Hatta, biraz ileri gidip; şunu da söylemek gerekiyor. Evet, insanlar bizi kaşımıyorlar; kaşınmamıza izin bile vermiyorlar; ama biz de pekala sırtımıza ulaşamamayı bir sorun olarak görmeyip bir sırt kaşıyıcısı alabiliriz… Gerçi hiçbir sırt kaşıyıcısı, neresinin kaşınmasını istenildiğine dair söz dinleyen bir elin yerini tutmaz. Şunu da düşünüyorum. Kaşınmak ve birisinin seni kaşıması bencil ve başkalarına ihtiyaç duyulan bir eylemdir. Eee o zaman bunun sorumlulukla nasıl bir ilgisi var? Doğru söylüyorsunuz… İşte tam da bunu söylemeniz için lafı buraya getirdim…

Evet, kaşınmak ve birisinin sırtınızı kaşıması sadece sizin işinize yararmış gibi görünür; ama şunu da akılda tutmak lazım. Eğer birisi sizin sırtınızı kaşımak için çaba harcadıysa, sizden de kendi sırtının kaşınmasını bekliyordur. Bunun için size güveniyordur. Size bunun için yatırım yapmıştır.

Maymunlar da birbirlerinin bitlerini ayıklayıp tüylerini taramaları için topluluğun diğer üyelerine güvenir. Dışlanan maymunlara bir şey yaptırılmaz.

Çoğu kişi tarafından bilinse de; anlatmak istediğim şeyi anlatmak için biçilmiş kaftan olan bir kıssa anlatıp yazımı sonlandırmayı düşünüyorum:

Adamın biri, bilge bir kişiye mutluluğun ne olduğunu sormuş. Bilge ona bunu uygulamalı olarak göstereceğini söyleyerek; upuzun kaşıkları olan bir sofra hazırlayıp art arda iki topluluğu davet etmiş. İlk grup bu uzun kaşıklarla bir türlü yemek yiyememiş. Oysa ikinci gruptaki insanlar kaşıkları karşılarında oturanlara yemek vermek için kullanmışlar. Yemekten de doymuş, dolayısıyla mutlu bir şekilde kalkmışlar.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş