Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Sevgili Öğretmenim…

Yazar: Pınar Yavuz

Toplam okunma: 1348

pinyav@gmail.com

 

Geçtiğimiz Eylül ayında özel yetenekli öğrencilere hizmet veren Bilim ve Sanat Eğitim Merkezi, diğer adıyla BİLSEM’lere öğretmen seçimi yapıldı. Belli bir alanda uzmanlaşma imkânı verdiği için dikkate değer bir alternatif olduğu düşüncesiyle araştırmaya başladım. Tabii böyle durumlarda bilgiye en rahat ulaşabileceğiniz kaynak internet. Forumları incelediğimde başvurmayı düşünen kişilerin sorularının çoğunlukla  "Ücret nedir?" " Hafta sonu çalışmak zorunda mıyız?" "Ek dersi daha yüksek mi alıyoruz?"  şeklinde olduğunu gördüm. Elbette ki kişinin yaşam tarzını ve kalitesini etkileyecek ve özlük haklarıyla ilgili bu soruların sorulması son derece önemli. Ama neredeyse hiç kimse özel yetenekli öğrencilerle bilhassa çalışmak istediğini söyleyip, devletin bu kurumlardaki öğretmenlere kendilerini geliştirmeleri için eğitim verip vermediği ve uygulama için materyal sağlayıp sağlamadığı yönünde sorular yöneltmemişti. 

Başvuruda ek puan getiren bir takım değerlendirme ölçütleri de vardı. Mesela, yüksek lisans ve doktora yapmış olma, çalıştığı süre boyunca aldığı ödül ve cezalar, ulusal veya uluslararası projelerdeki görevleri, bilimsel yayınlarının bulunması, sanatsal faaliyetleri, katıldıkları çalıştay ve kongreler ve yabancı dil gibi. 

Özel yetenekli çocuklarla çalışacak kişilerin öncelikle bu alanda çalışmaya istekli, konuya ilgi duyan, yayın ve gelişmeleri takip eden, yurtdışı kaynakları anlayabilecek düzeyde yabancı dil bilgisi olan, kendini geliştirmeye açık ve proje üretmeyi seven kişiler olması gerekir. Buna rağmen  "Başvuru ölçütlerinin hiçbirini taşımıyorum yine de başvurabilir miyim?" diye sorarak mevzunun farkında olmayanlar vardı.

Benzer bir durumu zihinsel engelliler sınıf öğretmenliği sertifika programını tamamlayıp branş değişikliği yaparak özel eğitim sınıflarında çalışmaya başlayan bazı öğretmenlerde de duymuştum. Sadece 5 ya da 10 öğrenci ile çalışacağı, dolayısıyla çok daha kolay ve rahat olacağını düşündüğü için geçmeyi planladığını söylemiş insan sayısı hiç de az değildi. Ayrı bir uzmanlık isteyen bu zor görevi bu motivasyonla isteyenleri duymanın beni ve  arkadaşımı çok şaşırttığını hatırlıyorum.

Ya da üniversitede özel eğitim dersi aldıkları için bu işi en az özel eğitim öğretmenliği mezunu biri kadar, hatta daha iyi yapacağını iddia eden kişiler vardı. Tabii buradaki iddianın temeli maalesef öğretmenliği herkesin yapabileceği algısından da besleniyor. Farklı gruplarla çalışmanın genel müfredattan farklı kaynak ve yöntemler, dolayısıyla da beceriler gerektirdiğini göz ardı etmek de yine mevzuya ciddiyetle yaklaşılmadığının bir göstergesi.

Bu işe gerçekten gönül vermiş ve tüm imkânsızlıklara rağmen okullardaki farklı gereksinimleri olan öğrenciler için canla başla çalışan öğretmenler de elbette ki yok değil. Örneğin bir öğretmen arkadaşımın sınıfındaki hem bedensel  hem de zihinsel yani çift engeli olan Ayşe ismindeki  kaynaştırma öğrencisini nasıl da sınıfa dâhil ettiğini, arkadaşlarının tenefüslerde hiçbir zaman onu bir kenarda yalnız bırakmadığını ve birlikte oynadıklarını hatırlıyorum. Ayşe ince motor becerilerde de güçlük yaşadığı için öğretmenin ya da annesinin bulunmadığı zamanlarda tuvalet ihtiyacı ile ilgili arkadaşlarının yardımcı olduklarına defalarca şahit olmuştum. Burada nasıl ki Ayşe’nin bulunduğu gruba ait hissetme ve eğitim alma hakkı yerine getiriliyorsa; diğer çocukların da farklılıklarla bir arada yaşanabileceğini görme hakkı ve gerekli durumlarda alternatif yöntemler üreterek esnek ve yaratıcı düşünme gibi hayatları boyunca kullanacakları çok önemli becerileri gelişiyor.

Ayşe'nin öğretmeni olan  arkadaşım bir gün beden eğitimi dersinde sınıfı iki gruba ayırarak her gruptaki öğrencinin sırayla koşarak karşıdaki duvara elini değdirip geri döneceği ve en önce bitiren grubun kazanacağı bir oyun oynatacağını söylemişti. Ben de henüz okulda yeni olduğum için "Herhalde bizim Ayşe dâhil edilmeyecektir" diye düşünmüştüm içimden. Yarışı izlemek için bahçeye çıktığımda Ayşe'yi gruplardan birinde koşma sırasını beklerken gördüm, öğretmen önceden bir arkadaşını görevlendirmişti ve sıra Ayşe'ye geldiğinde tıpkı diğer çocuklara yapıldığı gibi Ayşe'de tezahüratlar arasında ve  arkadaşı koluna girmiş bir şekilde birlikte duvara koşup, geri döndüler.  Ayşe tam da oyuna katılımını etkileyecek türde bir engeli olmasına rağmen öğretmenin kullandığı son derece basit ama bir o kadar da etkili bir yöntemle etkinliğe dâhil edilmiş, dışarıda bırakılmamıştı. Bunu görmenin bana kendimi çok iyi hissettirdiğini hatırlıyorum ve bu yöntemi neden düşünemedim diye de kendime şaşırdığımı. O yüzden farklı gereksinimleri olan öğrencilerin belirli etkinliklerde  nasıl dâhil edilebileceğiyle ilgili somut öneri ve deneyim paylaşımlarının yapılacağı platformlar ya da broşür vb tarz bilgilendirici kaynakların çok yararlı olacağına inanıyorum. 

Bu vesileyle de öğrencilerinin ihtiyaçlarına duyarlı, eşitlik ve adalet kavramları üzerinden hareket eden, öğrencisinin her anlamdaki gelişimini kendine dert edinmiş tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlarım.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş