Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Bu Sene Tecrit Moda

Yazar: Mihri İlke Çeperli

Toplam okunma: 1668

homoibretus@gmail.com

 

(Sevgili ibrettaşlar ve ibret olmayan arkadaşlar, son zamanlarda tecrit fikirlerinin birçok versiyonuna şahit olduk. LGBT yani lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüellerin “hapiste işkence görmemeleri” için tasarlanan –Ak Saray kadar olmasa da- kocaman pembiş kodesler, İstanbul’un kuş uçmaz metro geçmez Kısırkaya’sına yapılan hayvan barınakları, Karadeniz’de fındık kadar emeği olmayanların tarlalardaki emekçileri tıktığı ve “Nazi yani?” dedirten toplama kampları tesadüf olabilir mi? Ha, bir de bizim şu “engelli köyü” projesi çıktı, zaten o bardağı taşıran son damla oldu. Ben de bu yazımda “Yine çeşitlendi tecrit lafları” diyor ve tecrit edilmeyen lekesiz kusursuz insanın ağzından bu “trend”i anlatıyorum. Biz hep karşı çıkıyoruz da, bir de o “tecrit eden” insanı dinleyelim bakalım o neler diyor bu konuda)

Merhaba. Ben kendimi normal diye kabul ettiren güçlü, zengin, sağlam, kültürlü, heteroseksüel –yani olunması gereken- bireyim. Bu birey olmak da bir ara ne modaydı! Neyse, zaten artık buralarda bizden başka kimse barınamayacağına göre “birey olma” çabası için de sorun çıkaran kimse kalmayacak. Neden mi? Çünkü bu senenin modası tecrit.

Tecrit çok muhalif bir kelime. Buna biz “bölgesel konuşlandırma” diyelim, daha entelektüel bir söylem. Bölgesel konuşlandırma dediğimiz uygulama aslında tamamen toplumun (yani bizim) rahatı için.

Bir kere, her tecrit uygulamasının bir mantığı var.  Mesela şu sakat aktivisti İbretus mudur Kibritus mudur nedir onun karşı çıktığı “engelli köyü” projesi. Yahu engellidir diye sesimizi çıkarmıyoruz, nasıl olsa anlamaz diye anlatmaya çalışmıyoruz. Bir de kompleksli ki sormayın. Ailesi onu körler okuluna vermemiş, yazık o da görenlere özeniyor. Neyse efendim, bu proje sayesinde engelliler engellerini hissetmeyecek. Yaaaa! Engelliler niye agresif hiç düşündünüz mü? Sürekli bir ispat çabası, ben de yaparım masalları. Niye? Bizim yaptıklarımızı görüp kıskanıyorlar da ondan. Çözüm belli. Onlar bizi görmezlerse nerden bilecekler ki farklı olduklarını? Hem onlara o izole köyde mahsusçuktan iş yeri de açtık ki bir işe yarıyormuş hissine kapılsınlar. Hem bir gün topluma karışacaklarına olan inançları onları hayatta tutar.

Bu, işin engellilerle ilgili olan kısmı. Bir de bizi düşünün. Kaldırımdaki arabalarımıza bastonla vurulmayacak. Binalardaki asansörlerimiz bozulmayacak. Bardak tabak kırılmayacak evde. Sorunun büyüğünü böyle çözdük.

Görmeyen kimse kalmadığına göre, sıra görüntü kirliliğini gidermeye geldi. Geçen İstiklal’de yürüyormuş bizim ortamcı kuzen Berkecan. Bakmış kadın kıyafeti giymiş adamlar var. Ağızlarında da jilet taşıyorlarmış. Sen erkeksin kardeşim erkekliğini bil, değil mi? Geçen ben de Bebek’te gördüm, taş gibi hatunlar öpüşüyorlar. Hayır erkek mi kalmadı? Bunlar hiç hoş şeyler değil. Kadın dediğin erkeğini bulmalı. Errrrkek dediğin de evinin direği, çocuklarının babası olmalı. Başka türlüsü olmaz. Yahu bir de carlıyorlar yok istihdam yokmuş yok hapiste işkence ediliyormuş. Sizin idam edilmeniz lazım be idam! Sapkınlar sizi! Neyse efendim, hayır iğrençliklerini geçtim, çarkın dönmesini engelliyorlar. Tedavisi falan da yok ki sağlık sektöründen parayı kıralım. Neyse onları tımarhaneye kapatsak birileri çıkıp homofobi transfobi diye ortalığı yıkarlar. Çözüm belli. Onların iyiliği için, işkence görmesinler diye yapılmış pembiş kodeslere toplumun huzurunu bozmak suçundan onları tıkacağız. Sonra sen sağ ben selamet.

Eh, iğrenç insanları def ettik etmesine de, bir akşam villamda oturuyorum. Bizim kedi acıkmış galiba miyavlıyor. Ama ne miyavlamak! Tamam dekor olsun diye aldık da bu kadar da olmaz yani. Aşkitoşkomla bir ağız tadıyla oynaşamadık. Bir de ortalığa pisliyor bu meret. Neyse, çözüm belli. Onları doğal ortamına bırakalım. Bizim burda AVM’lerin içinde yapamazlar zaten. Onları şöyle en uzak, en insansız yere yapacağımız barınaklarda misler gibi yaşatalım.

Görüntü kirliliğini de hallettik. Ama şöyle bir sorun var. Şimdi biz eğitimli, kültürlü, soylu soplu insanlarız, ilkokul mezunu pis amelelerle aynı ortamda nasıl yaşarız? Tamam onlar bize para kazandırıyor ama çok da ayak altında olmasınlar. Yerin altında olup para kazandıranlar var o ayrı onlar devam. Bizim diğer cahil köylü ameleleri de şehir dışında ücra fabrikalara istifleriz. Onlar orda bir şekilde kendi yaşam alanlarını oluşturur. Bizim de arabamız var zaten. Kaldı ki nerdeyse herkesi farklı yere konuşlandırınca trafik sorunu bile kalmadı. Her neyse, bazı muhalif tipler onların iğrenç ter kokusu için “emek sıvısı” diyorlar, bizim şişesine binlerce dolar verdiğimiz aloe vera sızıntısının yanında laf-ı güzaf. Hem emek sıvısı da neymiş. Biz de o kadar evrak imzalıyoruz hiç öyle kokmuyoruz? Neyse neyse. Onları da böyle hallederiz.

İşte, şimdilik projelerimiz bu kadar. Ötekileştiren insan olarak mottomuz “Olmuyorsan Tek Tip, Edilirsin Tecrit”

Not: Yazılanlar benim kişisel görüşlerimle hiçbir şekilde örtüşmeyip, yüksek dozda ironi içermektedir.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş