Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Seninki Kaçıncı Aşama

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 1065

elifemiroksuz@gmail.com

Sayı 40, Haziran 2017

 

Merhaba değerli okurlar,

Bu ayki yazımda engelli olmak ve kendini engelli olarak tanımlamak kavramlarını, bu iki kavram arasındaki farklılığı ve engelli kimlik gelişimini irdeleyeceğim. Dün derste kültürel kimlik gelişim modellerini anlatıyordum. Bu modeller temelde farklı ırk ve etnik kökenden olan bireylerin kimlik gelişimini anlamak için ortaya konmuş. Fakat ırk ve etnik köken dışındaki azınlık gruplarına da uyarlanabileceği de not edilmiş. Böyle olunca ben de hemen engellilik açısından olaya yaklaşayım dedim.

Bu modellerin temel önermesi, bir gruba ait olarak tanımlanmanın sizi gerçekten o gruba ait yapmadığı şeklinde. Yani biraz daha somut anlatacak olursam; görmemek tıbbi bir durum. Doktorlar ve resmi kurumlar, belli oranda görme kaybı olan kişileri “görme engelli” olarak niteler. Fakat görme kaybı olan bir kişi bazen engelli kontenjanından işe girmiş dahi olsa, kendini bir engelliden çok sağlam olarak tanımlar ve hayatını ona göre şekillendirir. Benim durumum da ilk başlarda bundan çok da farklı değildi. Ailem hep “bizim kızın biraz görme problemi var” diye olayı kendilerine ve etrafa açıklıyordu. Benim tanıdığım körler engellilik haftasında okulumuza gelip berbat sesleriyle şarkı söyleyip bağış isteyen insanlardan ibaretti. Bu şartlar altında, yaklaşık üniversitenin ikinci yılına kadar ben asla kendimi bir engelli, bir görme engelli, bir kör olarak tanımlamadım. Yani tıbben bir engelim vardı fakat ben kendimi engelli olarak görmüyordum. Baştaki kavramlara dönecek olursak, bir engelim vardı ama ben bir engelli değildim. Engellilik benim kimliğimin bir parçası değildi. Ben ailenin ikinci çocuğu, tek kızıydım, Bursalıydım, öğrenciydim, okulda temizlik kolundaydım, Galatasaraylıydım ama engelli değildim. Sadece tüm bunlardan ayrı olarak görme problemim vardı. Sonra zamanla bu değişti ve engellilik benim kendimi tanımlayışımın önemli bir parçası haline geldi.

Buna benzer bir süreci çevremde pek çok insanda gözlemledim. Buna ek olarak yeri geldi bir engellinin bir diğerini sırf engelli olduğu için reddettiğine, engelliler için yapılan “özel” düzenlemelerin ayrıştırıcı olmalarına rağmen yine engelliler tarafından savunulduğuna, kendisi de engelli olan birinin çocuğuna “sağlam” bir öğretmen istemesine, görmemesine karşın baston kullanmayı reddetmesine, engelliler arasında süregiden “engelliler her mesleği yapamaz” tartışmalarına şahit oldum. Sevgili Engin Yılmaz’ın Sağlamcılık ve Kör Gibi Olmanın Dayanılmaz Hafifliği yazılarında dile getirdiklerini düşündüm, sonra bir de engellilerin engelliliğe neden aynı yerden bakamadığını. İşte bunları ara ara düşünürken, bu kimlik gelişimi modelleri çıktı karşıma. Bu durum sadece engellilere özgü değildi. X de siyahtı Y de. X beyazlarla takılıyor hiçbir ayrımcılığa aldırmıyordu, ama Y siyahların yaşadıklarına sessiz kalamıyordu. A da kadındı B de. A pembe vagon uygulamasını destekliyor, B ise olanca gücüyle karşı çıkıyordu. Peki nereden geliyordu bu farklılığın sebebi?

Beş aşamalı kültürel kimlik gelişim modelini hem özetleyip hem de engelliliğe uyarlamaya çalışacağım şimdi. Bu model, var olan diğer ırk ve etnik köken modelleri temel alınarak Sue ve Sue tarafından ortaya konmuş. Son hali 2016 yılında “Kültürel Açıdan Farklı Olanlarla Danışma” adlı kitapta yayımlandı. Modele geçmeden önce bir iki kelam daha edeyim. Bireylerin birinci aşamadan başlayıp sırayla her aşamayı takip etmesi gerekmiyor. Herkes farklı bir yerden başlayabilir, gelişimde basamaklar atlayabilir, zaman zaman gerileyebilir ve son evreye hiç ulaşamayabilir. Buna ek olarak bir de kişinin içinde bulunduğu aşamaya göre; kendine, kendi grubundan olan bireylere, diğer azınlık gruplarından olan bireylere ve çoğunluğun üyelerine yaklaşım ve tepkileri farklılaşır. Bütün bunlarla ne demek istediğimi örneklerle açıklayacağım. Umuyorum o zaman çok daha açık olacak söylemek istediklerim.

Birinci aşama “Uyum” aşaması. Bu aşamaya uyum aşaması denmesini, genel olarak azınlık olan bireyin çoğunluğa uyma çabaları ile açıklayabiliriz. Bu aşamada bireyler asimile olup çoğunluktan biri haline gelmek isterler. Engelsizlerin üstünlüğünü, engellilerin astlığını benimserler. Engelsizlerin oluşturduğu grup referans gruptur. Yani bütün kıyaslamalar engelsizlerle yapılır, hayat onlara göre düzenlenir. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak içinde bulundukları durumdan kurtulmak için çabalarlar. Engelsizlerden gelen tepkiler, yorumlar, teklifler, davetler kısacası her şey engellilerden gelenlerden üstün ve daha değerlidir. Kişinin öykündüğü bireyler, yaşam biçimi ve değerleri engelsizlere göre şekillenir. Bu aşamada bulunan bireyler kendi gruplarını sembolize eden şeylerden kaçınırlar değiştirmeye çalışırlar. Örnek olarak siyahların beyazlar gibi giyinmeleri, onlar gibi davranmaları, ten renklerini açmaya çalışmaları, Asyalıların çekik gözlerinde kurtulmak için ameliyatlar geçirmeleri verilmiş. Ben okurken de aklıma, görmediği halde kör gibi görünmekten imtina edip baston kullanmayı reddeden körler geldi. Engelli kişilerin engelli bir başka bireyle asla bir romantik ilişki yaşamayı aklından bile geçirmemesi, tüm arkadaşlarının engelsiz bireyler oluşuyla övünmesi de bu aşamaya örnek verilebilecek davranışlardır. Bu aşamada kişi engelli oluşundan ve engellilikle ilgili konuları konuşmaktan kaçınabilir. Bunun derinlerinde kişinin bile bazen farkında olmadığı düşük özgüven yatmaktadır.

İkinci aşama “Uyumsuzluk” aşamasıdır. Bu aşamada bireyin ayrımcılık ve sağlamcılık gibi konulardaki farkındalığı gelişmeye başlar. Azınlık ve çoğunluğun salt iyi ya da kötü olmadığı yavaş yavaş fark edilmeye başlanır. Kişi bazı karşıt duyguları bir arada yaşayabilir. Örneğin engelli haklarıyla ilgili bir yazıyı sosyal medya hesabında paylaşıp bunu yapabildiği için hem kendiyle gurur duyar hem de engelsizlerin ne düşüneceği konusunda kaygılanır. Yine baston kullanımını örnek verebiliriz. Kişi hem bastonuyla bağımsız harekete kavuştuğu için mutlu ve gururludur hem de alenen engelli olarak algılanacağı için gergindir.

Üçüncü aşama “Direnç ve Yoğunlaşma” aşamasıdır. Bu aşamada birey kendisine “Neden kim olduğumdan utanacakmışım?” sorusunu sorar. Kişi ayrımcılık ve önyargının altında yatan toplumsal dinamikleri anlamaya başlar. Ait olduğu grubun sistemsel biçimde eziliyor olması karşısında yoğun öfke hisseder. Çoğunluğun ve çoğunluğa ait olan şeylerin aktif reddi görülebilir. İşitme engelli bireylerin, konuşma yetisine sahip işitme engellilere işaret dili kullanmak yerine konuştukları zaman gösterdikleri tepki buna örnek verilebilir. Bazı bireylerde daha önceki davranışlarıyla kendi grubunu sattığı düşüncesi nedeniyle utanma gelişebilir. Kişi bu aşamada daha çok kendi grubuna döner. Kendisine örnek aldığı kişiler engelli bireylerdendir. Grup içi bağlar kuvvetlenir. Kişinin engelli kimliği de kuvvetlenir. Sevgili Meral Sözen’in örnek verdiği üzere; “Bir engelli olarak kuru fasulyenin sucuklu olması gerektiğini savunuyorum” tarzı aşırılaşmış grup aidiyetleri de bu aşama için örnek verilebilir. Engelsiz bireylere güvensizlik ve öfke görülebilir. Kişi iletişimini engelli bireylerle sınırlamayı tercih edebilir. Bir engellinin engelsiz bireylerle arkadaşlık edemeyeceği, etse bile bunun uzun sürmeyeceği ya da yüzeysel olabileceği, gerçek dostlukların ancak engelliler arasında kurulabileceği düşüncesi de bu aşamadaki bir bireyin düşüncelerine örnek verilebilir.

Dördüncü aşama “İçe Bakış” aşamasıdır. Bu aşamada bireyler içe dönüp sahip oldukları katı değerleri sorgularlar. Örneğin bütün engelsizlerin ayrımcı olduğu, engellileri küçük gördükleri ya da bütün engelli bireylerin harika olduğu fikirleri keskin ve katı görünmeye başlar. Birey yaşadığı çelişkiler doğrultusunda koşulsuz kabul ettiği grup normlarını sorgular ve kendi bütünleşik kimliğini oluşturmaya başlar. Kişinin bireyselleşmesi de diyebiliriz buna.

Beşinci aşama “Bütünleşik Farkındalık” olarak adlandırılır. Bu aşamada yeni ve eski kimlikler uzlaştıkça bireyde güven duygusu gelişir. Birey daha esnek, toleranslı ve çok kültürlü bir birey haline dönüşür. Engelli ve engelsiz bireylerin kültürleri çatışma halinde görülmemeye başlanır, uzlaşı algılanır. Birey her iki kültürün de sağlıklı ve hastalıklı yönlerini ayırt edebilmekte ve sağlıklı olanları benimsemektedir. Bireyin özgüveni artar ve birey daha otonomdur. Birey çoğunluğun yaptığı bir şeyi yaptığında ya da engelsiz bireylerle yakınlaştığında kendi grubuna ihanet ediyor hissine kapılmaz. Artık birey, özgür bir birey olarak kendi kimliğini geliştirmiş, kendini ait olduğu grupla tanımlayan ancak gruptan bağımsız bir kimliğe ulaşmış bir bireydir. Birey kendini engelli olarak tanımlamaktan gurur duyar. Öte yandan bireyin biricikliği de ön plandadır. Kendi engelli kimliği gruptan farklılaşabilir, fakat bu onu grup dışına itmez. Birey hem engelli kültürünün hem de engelsiz kültürün hoşuna giden öğelerini benimseyebilir ve bunları bütünleştirebilir. Örneğin herkesle birlikte sinemaya gidip filmi sesli betimlemeli izleyebilir, sosyal medyada fotoğraf paylaştığında buna betimleme ekler, arkadaş grubuyla bir yere gidileceğinde tekerlekli sandalye erişimi olan bir yer tercih edilmesini hatırlatırken kendini ezik hissetmez.

İşte kuram özetle böyle. Örnekler çoğaltılabilir. Umarım bu bilgiler kendinizi, başka engellileri, diğer azınlık grubu mensuplarını ve çoğunluğu anlamada işinize yarar. Çünkü bir engelli olarak sizin vereceğiniz tepkiler de içinde bulunduğunuz aşamaya göre şekillenecektir.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş