Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Engelli Nedir? Ne İşe Yarar?

Yazar: Meral Sözen

Toplam okunma: 1185

meralsozen1@gmail.com

Sayı 39, Mayıs 2017

 

Çöpün içinde pislik bulmak kolay da, şimdi size gül bahçesinden kemirgenler sunacağım.

 

Engellilere ilişkin olumsuz ön yargılara çokça değiniyor ve olumsuz tutumları eleştiriyoruz. Peki ya engellilerin sokulmaya çalışıldığı olumlu kalıplar? Olmak zorunda hissettirildiği ideal engelli tipleri?

 

Bir engellinin toplumda acıma veya küçümsemeyle karşılaşmaması için, ekstra olarak bir başarıya imza atmasının gerekmesi? Yani ya yerilecek ya övüleceksiniz. Sıradan bir insan olma hakkınız yok gibi. Engelli, zeki, becerikli, çalışkan ve aynı zamanda da ahlaklı olmak zorundadır; toplum nezdinde kabul görmesi bunlara bağlıdır.

 

Geçen gün bir yöneticiyle konuşuyordum, "bizim iş yerinde çalışan iki engelli var" dedi, "ikisi de santral görevlisi, biri çok cana yakın ve kendisiyle barışık biri, diğeri ise çok alıngan ve asık suratlı."

 

"Eeee ne var bunda?" dedim.

"Yani diğeri de öyle olsa, kendiyle barışık olsa" dedi.

"Dairenizde çalışan diğer herkes aynı mı ki, bu iki kişiden aynı olmasını bekliyorsunuz?" diye sordum, "hem de birini örnek model ilan ederek birini diğerine göre ölçüyorsunuz."

 

Anlaşılan, olumlu görünüşler altında, ideal bir engelli profili oluşmuş kafalarda. Doğal ve canlı bir ortamın içinde maket engelliler kurgulanıyor, nerede duracağı belli olan, doğru yerde durup, doğru işleri yapan, belli standartlarda yürüyen, konuşan, davranan, yaşayan robotlar...

 

Bir engelli aciz olmak zorunda olmadığı gibi, tam performanslı bir makine de olmak zorunda değildir; bir engelli, bilgisayar teknolojilerinden çok iyi anlamak zorunda değildir; kendiyle barışık olmak, gerektiğinde kendisiyle alay edebilmek zorunda değildir; sakin, uyumlu, bilgili, yetenekli, zeki, başarılı vb. olmak zorunda değildir ve ahlaklı olmak zorunda da değildir; herkes gibi.

 

Evet, bir hak olarak ahlaksızlıktan da bahsetmek istiyorum, "Ahlak dışı davranmak bir hak mı?" diye sorabilirsiniz; ben de diyorum ki, seçim yapmak bir haktır, bir davranışta bulunurken etik olanı veya olmayanı seçmek bir haktır; davranışın sonucunda göreceğimiz karşılık herkesle aynıdır, yani ahlak dışı bir davranışın yaptırımı herkes için aynı olmalıdır. Olumsuz davranışlar içinde olan herhangi birine ne kadar kızıp, o kişiyi ne kadar eleştirebiliyorsak, engelli için de tepkimiz bu kadar olabilir; örneğin, başkalarının sırtından geçinen, tembellik eden, uyumsuz davranan, insanları sömüren, elinden pek bir iş gelmeyen, teknolojiden anlamayan, kişisel bakımına veya giyimine önem vermeyen sıradan bir kişiye ne kadar kızıp tepki veriyorsak, aynı durumdaki bir engelliye de o kadar kızıp, onu da o kadar yargılayabiliriz. Engelli bir öğrencinin kopya çekmesi, herhangi bir öğrencinin kopya çekmesi kadar sıradandır, zira engelli bir öğrenci de sıradan bir öğrencidir.

 

Giderek engelliler arasında da yayılan bu idealize etme ve tek tipleştirme çabaları, engelliler üzerinde bir baskı oluşturuyor. Soylu bir ailenin çocuğu olduğunuzu düşünün, ya da anne babanızın toplum nezdinde çok saygın ve ünlü olduğunu, ya da kardeşlerinizin çok büyük başarılara imza attığını ve üzerinizde oluşacak baskıyı hayal etmeye çalışın; en küçük bir uygunsuz davranışınızın nasıl tepkiyle karşılanacağını, hatta hiçbir uygunsuz durumunuz olmasa bile büyük başarılara ulaşamadığınız için otomatik olarak başarısız ilan edileceğinizi... Her hareketinizde ailenizi temsil ediyor olduğunuzu ve bunun doğuracağı tutsaklık duygusunu düşünün; her davranışınızda, engellileri temsil ediyor olmak, bunun bilinciyle hareket etmek ne kadar haklı görülebilir? Zedelenmemesi ve sürekli güçlendirilmesi gereken bir engelli imajının esiri olarak, kendiniz olabilme hakkınızın elinizden alındığı bir yaşam ne kadar anlamlı?

 

Engellinin içine düştüğü psikolojik bir girdap bu; bir savunma mekanizması olarak, insan eksik hissettiği bir yönünü, kuvvetli olduğu bir başka yönünü ön plana çıkararak kapatabiliyor; bir yere kadar yararlı da oluyor; toplum önünde olumlu yönleriyle ve artılarıyla temsil ediyor kendini. Ancak burada hatalı bir alt metin var; o da: engelliliğin, başkaca bir takım becerilerle üstü örtülmesi gereken bir eksiklik olarak algılanıp kabul edilmesi. Bir diğer sağlıksız durum da: benlik saygısının başarıya bağımlı kılınmasıyla doğan, sürekli bir efor sarf etme hali, buna bağlı sürekli kaygı ve gerilim...

 

Oysa insana asıl lazım olan koşulsuzca deneyimlenebilen sevgi ve saygıdır; nasıl ki, bir babanın, kazandığı para ölçüsünde saygı görmesi veya bir annenin, güzel yemek yapabildiği ölçüde sevilmesi kabul edilebilir değilse, bir engellinin de benlik saygısının ve değerinin başarılarına ve toplumca kabul gören olumlu davranışlarına bağımlı olması sağlıklı değildir.

 

Sıradan bir insan olduğunu önce engelli kabul etmelidir; memurların en çalışkanı olmak zorunda değilsiniz, kızların en bakımlısı, annelerin en iyisi, insanların en geçimlisi, en hoş sohbetlisi olmak zorunda değilsiniz.

 

Adına "el alem" dediğimiz Dünya'nın en acımasız jürisine bir el sallayıp yaşamanıza bakın; bu hayat bizim ve bir tanecik hayatımız var; bir de üstüne yaz mevsimi gelmiş... Keyfinize bakın.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş