Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Ötekiler

Yazar: Deniz Aydemir Döke

Toplam okunma: 1541

daydemird@gmail.com

Farkında olalım ya da olmayalım her birimiz pek çok kimliğe sahibiz. Kimlik gelişimi bazı sorulara verilen cevaplarla oluşur. Tatum (2013) kimliklerimizin oluşumunda sorduğumuz sorulara aşağıdaki örnekleri veriyor:
Ben kimim? Anne babam benim kim olduğumu söylüyor? Arkadaşlarım benim kim olduğumu söylüyor? Öğretmenlerimin ve komşularımın yüz ifadelerinde ve sözlerinde bana ne gibi mesajlar veriliyor? Kendi hakkımda medyadan ne gibi şeyler öğreniyorum? Etrafımdaki kültürel figürlerde nasıl temsil ediliyorum? Yoksa resimde hiç yok muyum? Yetiştiğim sosyal konsept nasıl? Etrafımda kendim gibi kişiler mi var? Yoksa ben sosyal çevremde bir azınlık mıyım? Benim yetiştiğim evde resmi dil mi konuşuluyor yoksa başka bir dil mi? Bir köyde, şehirde, varlıklı bir mahallede ya da bir tecrit bölgesinde mi yetiştim?
Bu sorulara verilen cevaplarda oluşan kimliklerden bazıları ayrıcalıklı, güçlü ve ezen taraf olurken diğerleri ayrıcalıksız zayıf ve ezilen taraf yani ötekiler olur. Tatum’a (2013) göre ötekileştirme yedi temel sınıfta yapılır; Irk ve etnik köken, cinsiyet, din, cinsel yönelim, sosyoekonomik statü, yaş ve engellilik hali.
Şimdi bu sorulardan bazılarına bir engelli birey gözüyle bakalım. Ben kimim? Burada engelli olup olmamayı kimliğinizin bir özelliği yapıp yapmamanız durumu sizin engellilik bakımından kim olduğunuzu değiştirir. Ben mesela kimliğimde engelli olmayı barındırıyorum, kör olmak benim bir özelliğim, aynı kadın olmam, 1.62 m uzun olmam, kumral olmam gibi bir şey. Ama engelli olmak toplumda ast guruba ait olmak anlamına geldiğinden, çoğuna göre bu bir kimlik parçası olmamalıdır, engelli olmak saklanılan, utanılan, ya da aşağılanan bir durumdur, böyle düşünen ya da hisseden, baskın gurubun engellilik algısını içselleştirmiş engelliler aslında engelli olmamak için ellerinden geleni yaparlar. Bu bazı siyahların ten renklerini açmak için beyazlatıcı kremler kullanması gibi bir durumdur.
Ailem benim kim olduğumu söylüyor? Bu durumda da pekçok farklı tutum vardır. Bazı ailelerde engelli çocuk bir çile ve kaynakları tüketen bir haşare olarak görülür. Bu ailelerin çocukları kendilerini değersiz bir yük istenmeyen ve sevilmeyen biri olarak görürler. Bazı ailelerde engelli çocuk çok sevilir ve kırılacak nadide bir porselen gibi korunur. Bu aileler her şeyi çocukları için yapar ve ondan hiçbir şey beklemezler. Böyle bir ailenin engelli çocuğu sevildiğini hisseder ama kendini yetersiz ve bir işe yaramayan, kendi kendine bir şey beceremeyen asalak bir kişi olarak görür ve kendini ailesine mecbur ve bağımlı hisseder. Bir başka ailede engelli çocuk herkes kadar değerlidir ve sevilir, engelli çocuk desteklenir ama bağımsız yaşam becerileri geliştirmesi için de yüreklendirilir. Bu ailelerin çocuklarından yetenekleri ile orantılı yüksek beklentileri vardır. Bu ailelerin engelli çocukları kendilerini değerli ve sevilmeye laik biri olarak hissederler, hayata katılmak için diğerlerinden farklı da olsa yapabilecekleri şeyler olduğunu fark eder ve kendilerine hedef koyabilirler. Koyulan bu hedeflere ulaştıkça başarabileceklerine dair olan inançları artar.
Başkalarından nasıl mesajlar alıyorum? Fanusumuzdan çıkıp başkalarıyla karşılaşmaya başladığımızda karmakarışık mesajlar almaya başlarız. “Maşallah çok akıllı”  “çok da güzelmiş maşallah, tedavisi yok mu?”, “Allah öbür dünyada mükâfatını verir.”  “ Allah çekemeyeceğiniz çile vermesin, buna da şükür.”. Bu konu komşu ya da diğer sağlam yetişkinlerden gelen tepkilerde en çok da sonuncusu benim sinirimi bozuyor, Ben çekilecek bir çile miyim? Bazı nadir diğer yetişkinler sizin ihtiyaçlarınıza duyarlı davranırken sizi ötekileştirmemeyi başarır ama bunlardan bulmak baya zordur. Arkadaşlarınızdan aldığınız mesajlar da karmaşıktır, bazen istenmeyen çocuk olursunuz, onlar sizin nasıl oyuna katılabileceğinizi bilmez. Ben bu çocuklara bir yetişkin olarak kızmıyorum, ne de olsa çocukturlar ama bu durum hep canımı sıkardı küçükken. Bazı başka çocuklarla ise çoook da iyi arkadaş olabilirsiniz.
Medyada sizin temsil edildiğiniz ya çok azdır ya da basma kalıp temsillerden ibarettir. Benim çocukluğumdaki hiçbir çizgi filmde engelli bir karakter olduğunu hatırlamıyorum. Filmlerde veya dizilerde yer alan engelli karakterler ise nedense hiç ilham verici değildi. Şu anda kültürel bir temsilde yer alan bir engelli figürü aklıma gelmiyor, eğer sizin aklınıza gelirse bize dergimizin facebook sayfasından yazın lütfen.
Son olarak yetişilen çevreye gelirsek, etrafımda benim gibi kişiler var Mı? Bu biraz karmaşık bir mevzu, eğer engelliyseniz etrafınızda sizinle benzer bir durumda olan birileriyle muhatap olmak, rol modellerine sahip olmak kendi potansiyelinizi anlamak ve gerçekleştirmek bakımından gereklidir. Ancak bu durumumu baskın gurup döndürüp kendi lehlerine kullanmak ister hep. “ama orada hep kendi gibilerle olur, kendini eksik hissetmez”, “Ama orada her şey engellilere göre düzenlenmiş, erişilebilir durumda, orada daha rahat yaşar”. Baskın gurubun her iki söylemi de engellileri tecrit edip gözden uzağa koymanın, engellileri engelli köylerine, engelli kurslarına, engelli eğlencelerine… mahkûm etmenin kılıfıdır. “Ama biz hep onların iyiliğini düşünüyoruz, bunlar da kıymet bilmiyor canım.” Şimdi en kıymet bilmeyen üslubumla yine sağlamları yani baskın gurubu eleştireceğim, hem kör hem nankör halim geliyor sıkı durun. Bu iyi niyetin altında ne gibi şeyler yatıyor dersiniz? Engellilik bir farklılık değil de bir eksiklik olarak görülüyor. Şimdi biz tüm mavi gözlü olanlar için ayrı okullar, köyler, işyerleri ve oyun alanları yapsak ve onlara desek ki siz nadir bulunuyorsunuz, ondan herkesin içinde kendinizi dışlanmış hissetmeyin diye biz sizin için bu mekanları yaptık, gidin oralarda takılın, bizim yanımıza gelemezsiniz, bizim size göre imkânlarımız yok zaten” desek nasıl olurdu? Özünde engellileri tecrit etmenin üç sebebi var: (1) “Sizi görmeye dayanamıyoruz, çekilin gözümüzün önünden sizi ucubeler”, (2) “şimdi bu topluma engelliliğin pek çok farklılıktan biri olduğunu anlatmak ve onlara çeşitliliğin güzel bir şey olduğunu öğretmek işimize gelmiyor zira biz bu toplumu biz ve onlar kalıpları üreterek, bir başka gurubu hor görerek yönetiyoruz, çeşitliliğin bir zenginlik olduğunu farkederlerse yandık”, (3) “Benim senin hayatını erişilebilir kılmaya gücüm var, bir çerez parası ya da bir ayakkabı kutusunu doldurmaz bile bu yatırım ama bu yatırımı yapmaya niyetim yok zira sarayımın elektrik parasını nasıl öderim sonra. Sana özel yerler yaptım, git oralara haline şükret, arada bana da dua et”. Bu varsayımlar siyasi görüşten bağımsız olarak tüm yöneten kesimler için geçerlidir. Zira yönetimde kalmak için azınlıklara ve onların ihtiyaçlarına eğilmezsiniz, çoğunluğun oturduğu tribüne oynarsınız ki oylar gelsin.
Uzun lafın kısası baskın gurup elinde gücü bulundurur ve sistematik olarak güçlerini ve ayrıcalıklarını kendi lehlerine kullanırlar. Ezilen gurup ise baskın guruba tabidir, oyunu onların kurallarıyla oynar ya da benim gibi fırsatını buldukça böyle şeyleri dile getirir.
Bu Ara kültürlere duyarlı psikolojik danışma ile ilgili şeyler okuyorum, ilham perilerim o taraftan geliyor, bakalım benim nankör periler ne yönden gelmeye devam edecek bir dahaki sayımızda.
Kaynakça
Tatum, Beverly Daniel. "The complexity of identity: Who am I." Readings for diversity and social justice (2000): 9-14.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş