Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Bu da Oldu ya!

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 1759

guleycane@gmail.com

 

Bizim evde yarışma programları tutkunu annemdir. İzlersek onun cebri zoruyla izleriz çok zaman ailenin geri kalanları olarak. Ve ben yarışma programlarını duyduğumda ya da tesadüfen TV'de denk geldiğimde hep Marlo Morgan'ın ünlü kitabı Bir Çift Yürek'teki bölümlerden biri gelir aklıma. Anımsadığım kadarıyla ilgili bölümde gerçek insanlar kabilesi, yani Aborjinler, insanların yarışması fikrini yadırgarlar. Aborjinler üzerine araştırmalar yapması nedeniyle aralarında olan kadın kahraman onlara eğlence amaçlı bir koşu yarışını anlatınca modern denilen insanların yaşamlarına kattıkları bu eğlence biçimine anlam veremezler. Çünkü birileri kazanıp sevinirken diğerleri üzülmektedir. Ve kendini sürekli bir ispatlama çabası hâkimdir bu eğlence denilen oyunlara. Zira günümüzde gözümüze, kulağımıza ve beynimize sokulan tüm yarışmalarda bunu görüyoruz açıkça. Katılımcıların hepsi her şeyini ortaya koyuyor yarışmayı kazanmak için ama sadece bir tanesi kazanabiliyor sonuçta. Kitabı okuyanlar bilirler; Aborjinler kabilesinde kendini ilgilendiği alanda yetkin gören kimse kendi yükseliş derecesini kendisi belirlemektedir oysa. Diğer bir deyişle kendini kendine karşı kanıtlamanın peşindedir bir insan.

Yarışma denilince bilgi yarışmaları daha çok akla geliyordu sanki önceden ya da ben işime geldiğinden böyle düşünüyordum. Zira bilgi yarışmaları fazla görsellik gerektirmez. Sunucu soruyu okur, şıkları söyler ve yarışmacı da doğru bulduğu yanıtı verir. Kör izleyiciye de çok fazla takip etmesi gereken ayrıntı takılmaz. Oysa şimdilerde yarışmalar da görselleşti. Böyle söyleyince çocukluğumun Tontonlarla Ponponlar yarışmasını anımsadım. Bu yarışma, bilgiye dayalı bir yarışma değildi ama bununla beraber sunucu veya diğer yan öğelerden kaynaklanan komedi programı niteliği de yoktu. Cumartesiden Cumartesiye adlı TRT'de yayımlanan bir program vardı. Onun sonunda Keçiören'de bir parktan verilen yarışma ekranlara yansırdı. Bu yarışmalar iki grup çocuk arasında sportif aktivitelerle olan bir yarışma idi. O zamanlar gözlerim gördüğünden sorunsuzca izlerdim bu yarışmaları. Şimdi ise benim için hiçbir anlam ifade etmez yanımda doğru dürüst anlatan biri olmayınca.

Ne demiştik günümüze dönecek olursak en son: Artık yarışmalar da eğlence programı havasına büründü. Sadece sunucunun soruyu sorup yarışmacıların yarışmasından ibaret değil izleyiciye sunulan. Sunucunun şovmenliğiyle izleyici potansiyelinin artması hedefleniyor sanırım. Yıllarca süren kimi yarışmalardan bu düşüncenin hedefe ulaştığı da görülebiliyor. Mesela Çarkı Felek başka başka kimselerce sunulsa da yıllardır devam ediyor ve sunucuların birçoğunun ortak özelliği şov yetenekleri.

Ancak bu yetenek takdir edersiniz ki sadece sözle yansıtılmıyor seyirciye. Hareketler, ağız burun bükmeler, bakışlar vs vs. Doğal olarak kör seyirci tek başına ya da aile içinde ne olup bittiğini fark etmeden, çoğu zaman bu yarışmalardan pek de bir şey anlamadan anlamsızca izliyor televizyonu. Hele de benim gibi yanında olanı biteni anlatacak iyi bir rehberi yoksa vay haline! Bu nedenle kimi soru cevap bilgi veya kelime yarışmaları dışında uyuz oluyorum yarışma programlarına.

Anlaşılan biri ya da birileri benim gibi annesinin cebir ve zoruyla ekran başında oturmak zorunda olan ama izlediğinden pek de bir şey anlamayan, sadece programdaki konuşmalarla yetinmek durumunda kalan körlerin ızdırabını duymuş ve yarışma programlarını da betimlemeye almış. Evet, yanlış duymadınız! Yarışma programları da betimlenmiş. Hangi kanalda mı? Tabii ki Kanal D'de. Bu noktada Kanal D'yi bir kez daha bu köşeden tebrik etmek istiyorum. Yarışma programlarını da körler izlemeyiversinler dememiş, onları da betimleme kapsamına almışlar. Çok da iyi yapmışlar. Sağ olsunlar, var olsunlar.

Yukarıdaki satırları gözden geçirdiğimde sesli betimlemeyi Türkiye gündemine taşıyan, bunun için yıllardır mücadele veren insanları bir kalemde silmişim gibi hissettim ve kendime kızdım. İyi ki aramızdan birileri hayallerine perde çekmiyor ve sınırları zorluyor. Kimler mi? Mesela sesli betimlemenin olabilirliğine inanıp ve bu işi Türkiye’de de gündeme taşımak için çabalayanlar. Onlar da sağ olsunlar, var olsunlar.

Geçen sayılarda yazdığım bir yazı üzerine e-posta yoluyla bana ulaşan Sayın Fulya Akbaba'dan öğrendim işin doğrusu yarışma programlarının da betimlendiğini. Çok şaşırdım ve hemen Engelsiz Kanal D sitesini tıkladım. Vay canına dedim. Annemle beraber izlediğimde nasıl bir oyun oynandığını hiçbir zaman tam olarak kavrayamadığım oyunlar olabildiğince anlaşılır bir şekilde veriliyor. Mesela Çarkı Felek, tahmin yürütmek istiyorum ama harflerin nerelerde çıktığı konusunda sürekli soru sormak sinirime dokunuyordu. Ben çocukluğumdan beri Çarkı Felek'i çok severim. Ancak söylediğim sebepten zevkle seyredemezdim. O zamanlar Tarık Tarcan sunardı ve daha bulmaca nitelikliydi yarışma. Mehmet Ali Erbil ile birlikte şov özelliği ağırlık kazandı, İlker Ayrık ile de tavana vurdu. Bence bu sonuncu gayet iyi oldu. Sesli betimleme ile de büsbütün tatlandı. Ancak içime bir kurt düştü. Zira Ben Bilmem Eşim Bilir yarışmasının betimleme sayacı ilerliyor ama Çarkı Felek'in bölüm sayısı yerinde sayıyor gibi geldi bana. Ben daha önceki yazılarımda da ifade ettim. İnternet kullanımında çok beceriksizim. Bu sebepten beceremedim mi acaba diyorum ve buna inanmak istiyorum.

Sesli Betimlemeler Üzerine:

Çarkı Felek'in betimlemesi üzerine söylenebilecek pek bir şey bulamadım ben. Hemen hemen her ayrıntı özenle bildirilmekte. Zaten seslendiren Emine Kolivar olunca bir adım önde seyretmesi normal. Zira kendisi bu işin erbaplarından sayılır artık. Bu noktada bir parantez açıyorum. Çünkü Emine Kolivar’ı sesinden sesli betimleme takipçileri kolayca tanıyorlar fakat ben yarışmanın başında da sonunda da sesli betimleme emekçilerinin sayıldığını duymadığımdan metin yazarını tam olarak bilmiyorum. Eğer dikkatimden kaçtıysa özür dilerim ama tüm ekip yarışma sonunda ayrıntılarıyla sayıldığı halde sesli betimlemecileri duyamadım. Sadece şunu söyleyebilirim kendi adıma. Daha önceki paragraflarda ifade ettiğim gibi sunucu İlker'in şovmenvarı hareketleri, yarışmacıların nitelik ve halleri vs birçok şey betimlenmekte bir anda ve hızla. Bu arada da en önemli olan tabii sorulan sorularda söylenen harflerin kelimelerde çıkması ve hangi harfin, nerelerde göründüğünün kör izleyiciye söylenmesidir. Bu şekilde bizler de tahmin yeteneğimizi kullanabiliriz. Ancak uzun cümlelerde hangi harfin, nerede yandığı zaman zaman karıştırılabiliyor. Mümkün olan boşluklarda ara ara kelimelerde hangi harflerin çıktığı tekrarlanabilir diye düşünüyorum. Gerçi ekranda gösterilmediği sürece tekrarı olabilir mi sesli betimleme tekniği açısından ya da akışa uydurulabilir mi bilmiyorum. Ben sadece izlerken yaşadığım bir sıkıntıyı ilgililere duyurmak istedim bu köşeden.

Ben Bilmem Eşim Bilir'e gelince: bu yarışma kendi adıma hiç aşina olmadığım bir ses tarafından seslendirilmekte ama sesli betimleme metinleri çok akıcı ve anlaşılır okunmakta. Yarışma programındaki oyunlar gayet iyi tasvir edilmekte. Mesela oynanan oyun nasıl bir şey, nasıl oynanıyor acaba diye düşünmedim ben hiç.

Ancak gözden kaçırıldığını düşündüğüm bir kaç noktayı bildirmek isterim. Bu yarışmayı değerlendirmek anlamında birkaç bölümünü seyrettim. Hepsinde ortak özellik başlarken ve her yarışma etabının başında Ben Bilmem Eşim Bilir Jeneriğine çarpan kırmızı bir araba var ama bu kırmızı arabanın çarptığı jenerik ne menem bir şey anlamadım. Çünkü bu anlatılmıyor. Anlatılabilir bir şey mi bilmiyorum ama hayli merak ettim doğrusu. Bir de Indhouse yazısı çok güzel betimleniyor. Reklam sektörü iyi işliyor gerçekten. Güzel bir yöntemle tanıtım yapıyorlar ve sesli betimlemesi de gayet iyi verilmiş.

İzlediğim bölümler arasından 209. arabanın verildiği bölümde genel itibariyle betimlemeler daha açıklayıcı gibi geldi bana.

En başta yarışmalardan kısa kesitler gösterilirken henüz yarışmacıları tanımadığımız için daha doğru olarak yarışmacı ismi ile değil kadın yarışmacılardan biri söylemiyle anlatılıyordu.

İlk yarışmada kıyafetler, set görevlilerinin yarışmacılar üzerindeki konumları gibi ayrıntılar gayet net verilmişti. Ancak ilk oyunun tekrarında diğer yarışmacıların hareketleri detaylandırılırken Mustafa'nın ki verilmiyor. Belki de bir özellik arz etmediğinden kaynaklandı bu durum.

Bir sonraki oyun öncesinde İlker yarışmacı bayanlarla sohbet ederken yarışmacılardan birinin pilates eğitmeni olduğunu öğrenir ve “Bana birkaç hareket gösterir misiniz?” der. Bayan “Tabii” der ve ayağa kalkarlar. Ve bir ara İlker,“Kıyafetin buna uygun değil” dediğinde bayanın kıyafeti tanımlanabilirdi bence. Zaten aynı bölümün daha da ileriki oyunlarında Özge kıyafetini değiştirmiş deniyor. Oysa öncesinde ne giydiklerini bilmiyorduk ki. Ben de dahil kadınların genel itibariyle böyle cins bir takıntısı var. TV'deki kişilerin kıyafetlerine en ince ayrıntısına kadar dikkat ederiz. Yani görenler bakıyorlar, birlikte TV izlediğim kimselerin yorumlarından biliyorum. Bence yarışmacıların, özellikle kadınların kıyafetleri betimlenmeli. Yarışmacılar fizik özellikleri, özellikle boyları, saç ve göz renkleri gibi nitelikleriyle belirginleştiriliyor zaten ama buna kıyafetleri de eklenebilir. Hatta eklenmeli.

Başka bir programdan örneklendirmelerime devam etmek istiyorum. Kadın yarışmacıların tepinmelerini gerektiren ve üzerlerindeki sayaçla tespit edilen tepinme sayılarına göre liderlik köşesine oturanın belirlendiği oyunda; İlker tek tek hepsine yanaşıp en az sen tepiniyorsun diyor ama betimleme de sadece Betül ve Burcu’ya söylerken ifade ediliyor.

İkinci oyunda ise erkek yarışmacılar ellerindeki su dolu kâğıt bardaklarla kolbastı oynayan dansçıların arasından geçmeye çalışıyorlardı. Bu oyunda dansçılar kıyafetleriyle birlikte sıraları ve sıralarda kaç kişi oldukları ile birlikte gayet iyi tanıtılıyorlar. Kolbastı oyunun ayrıntıları anlatılabilir miydi? Sanmıyorum! Çünkü birincisi bu yarışmanın konusu bu değil, ikinci olarak da o oyunun figürleri anlatılırken yarışma kaçar.

Oyunlar daha önce söylediğim gibi çok anlaşılır anlatılmış ama oyun oynanırken çoğu yarışmalarda, en azından benim izlediklerimin çoğunda isabetli ve isabetsiz atışlar her seferinde belirtilmiyor. Bazen söyleniyor, bazen de atlanıyor. Mesela aynı programın bir diğer oyunu olan CD’lerin ortalarındaki deliğin hedefe geçirilmesi oyununda her atışın isabetli olup olmadığı netleştirilmemiş.

Yine başka bir oyunda zaman sayacının doksandan geri saymaya başladığı ve eşinin tahminin on olduğu belirtilmiş ancak hangi çift olduğu söylenmemiş. Bu gibi şeyler bu yarışmanın kilit öğeleri zaten bana göre. Yarışan çift, süre, tahmin ve oyunun ilerleyişindeki başarı düzeyi özellikle belirtilmeli.

Bir başka bölümde ilk oyunda ilk iki çift arasındaki araba çekme yarışından sonra ikinci çit arasında yarış yapılacakken arabanın sürücü koltuğunda siyah giyimli bir set görevlisinin olduğu söylenir. Acaba oyunun kuralı gereği o set görevlisi ilk oyunda da var mıydı yoksa kıllığına ikinci çiftleri korkutmak için mi oturmuştu. Benim kafamda soru işareti kaldı? Zira bu set görevlisi ilk çiftlerin çekişmesinde söylenmemişti.

Tüm bu ufak tefek giderilebilecek eksikliklerin dışında baş döndürücü bir hızla süren sesli betimleme maratonundaki ilerleyişin hem nitelik hem de nicelik itibariyle artarak sürmesini diliyorum yeni yılda da. Hedef belli, her filmi, her programı, her diziyi, her yarışmayı vs aralarında hiçbir ayrım olmaksızın herkesle birlikte aynı anda izleyebileceğimiz günlerin aynı baş döndürücü hızla gelmesi ümidiyle, hoşçakalın.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş