Toplam Okunma 0

Göçmenleri istemiyorlar. “Neden?” Bir kısmı cevap olarak bazı fotoğraflar paylaşıyor. Bu fotoğraflarda denize giren mülteciler var. Yiyor, içiyor, sohbet ediyor, belki eğleniyor, iyi vakit geçirmeye çalışıyorlar. Sorun ne peki? Sorun tam da bu. Acımamız gereken bir grubu hiç de acınacak halde görmüyoruz. O halde nefret edelim!

Yeti farklılığıyla ilgili deneyimlerimizden iyi bildiğimiz bir denklemdi bu. Acımadan nefrete geçiş o kadar hızlı olur ki acımayla nefretin aynı şey olduğunu açıkça bildiğiniz halde şaşırmaktan kendinizi alamazsınız. Yolda bastonunuzla yürürken biri gelip “çat” diye kolunuzu tutar ve en merhametli ses tonuyla, “Sana yardım edeyim” der. Siz, sertçe kolunuzu çekerseniz, bir de üstüne “Ben senden yardım istedim mi?” diye çıkışırsanız, bir anda “Bunlara da iyilik yaramıyor!” diye yüksek sesle söylenen birine dönüşür karşınızdaki.

Göçmen karşıtlığındaki bu pervasızlıkta da benzer bir durum var. Göçmenler, temel insan haklarına sahip kişiler olarak değil de “zavallı insanlar” olarak algılandığında veya yansıtıldığında; acınması ve korunması gereken, mazlum kardeşlerimizden ibaret görüldüğünde denize girmiş olmalarını veya nargile içmelerini kabul edemiyoruz. Acıdığınız kişinin hep acıdığınız kişi olarak kalması gerekir çünkü. Siz acıyarak bilmem hangi ilkel benlik algınızı tatmin ettiniz ve şimdi o kişi acınacak durumda görünmediğinde bu ayrıcalığınız elinizden alınıyor.

“Ben yıllardır tatil yapmadım” diye isyan edenler var. Göçmenler denize girmeseydi bu duruma bir şey demeyecekti belli ki. Ama şimdi kendisinden daha kötü durumda olan birilerinin varlığına duyduğu ihtiyaç katlanılmaz oluyor. Bu bağlamda tekrar etmekte yarar görüyorum ki acımak ahlaksızlıktır. Birine duyduğunuz acıma hissiyle kendinizi bir şekilde erdemli falan hissettiyseniz eğer, kendi dışınızdaki birilerinin acınası durumda olmalarını daima isteyeceksiniz demektir.

“Kimsenin merhametini değil hakkımızı istiyoruz!” derken, “Engelliliğe dayalı ayrımcılık duygusal bir mesele değil” derken, “Yardım değil dayanışma” derken bunları anlatmaya çalışıyoruz biz. Tüm bunları basit hassasiyetler, zorlama duyarlılıklar gibi görmek ve göstermek isteyen çok sayıda sağlamcıyla karşılaşıyoruz. Bu toplumun sözde aydınlarından, sözde eşitlikçilik yanlılarından, sözde kanaat önderlerinden o kadar çok sağlamcı söz ve davranış gördük ki son dönemdeki ırkçılıklarına o kadar da şaşıramadık doğrusu.

Sağlamcı düşünceleri olan ve bu konuda gelişime kapalı olan birinin, hangi siyasi görüşten ve kim olursa olsun ayrımcı olmamasına imkan ve ihtimal yoktur.

Sağlamcılık; ırkçılığı, cinsiyetçiliği, her türden eşitsizliği ve ayrımcılığı besleyen en temel zemindir.

Herhangi bir alanda gerçek bir hak savunusu yapmak, diğer konularda da ilkesel ve tutarlı bir duruşu gerektirir.

Bunun için en başta kendi içimizdeki sağlamcılığı sorgulamak, sonra da bu toplumu içinde bulunduğu Nazist bakış açısıyla yüzleştirmek zorundayız.


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.