Toplam Okunma 0
Beyaz bir zemin üzerinde kahverengi bir hâkim tokmağı ve tablası çizimi yer alıyor. Fotoğrafın sağ üst köşesinden uzanmış ve sadece siyah cübbeli kolunu gördüğümüz birisi tokmağı tablaya vuracak şekilde tutuyor. Tabla ile tokmağın arasında işitme engelli, görme engelli ve bedensel engelli kişi sembolleri var.

Merhaba sevgili dostlar, yine dertleşmeye geldim sizlerle. Evet, bizim adaletimiz nerede?

 

Yaklaşık 19 yıllık avukatım. Bu sürenin 15 yılı aktif avukatlıkla geçti. Görev yaptığım her ilde hem o il barosuna hem de adliyelerde bulunan adalet komisyonlarına, bina erişilebilirliğinden personel tutumuna kadar dert anlatmaya çalıştım. Peki, “Geldiğin nokta ne?” derseniz, koskocaman bir “Hiç.” Bu bir kenarda dursun. Anladım ki bina erişilebilirliği konusunda arpa unu kadar dahi yol alamıyoruz. Hoş, bu yasal düzenlemeler ve bu denetim mekanizmasıyla ilerlememiz de imkansızın ötesinde ya neyse. “İmkansızın ötesinde” diyorum çünkü imkansız olsa, biz onu mümkün kılmanın bir yolunu buluruz.

 

Kişisel tutumları ne yapacağız? Herhangi bir yeti farkı olan avukatı, kendi idaresinde bir çocuk sanıp nerede duracağına karar vermeye kalkan mübaşirinden, sizi muhatap almayıp yapacağınız işi katibine ya da mübaşirine anlatıp size aktarmasını isteyen hakime kadar kime, neyi anlatacağız?

 

Ya söylediğiniz şeylerin doğruluğuna güvenmeyip “Yanılıyor olabilir misiniz Avukat Hanım/Bey?” sorusuna muhatap olduğunuzda, yanılmadığınızı neden anlatmak zorundasınız?

 

Tanıklık yapacağınız dosyalarda engel durumu neden belirtilir? Elbette olayın niteliğine göre bazı durumlar için bu önem taşıyabilir. Ancak her dosya için bu açıklamanın yapılması neden gerekli?  Neden tanık listesini gören hakim, “Hiç erkek tanık yok muydu?” sorusunu sorabilme özgürlüğünü buluyor kendinde. Taraflardan birisi kadınsa, neden bir adım yenik başlıyor adalet mücadelesine? Hani adalet dağıtıcılar herkese eşit davranmak zorundaydılar? Hani edilen büyük büyük yemin metinlerinde geçen eşitlik sözleri…

 

Ya adliyeye ilk kez yolu düşmüş sıradan vatandaşı ne yapacağız? Bir kere bina erişilebilirliği sıfır olduğu için aradığı yeri bulamayacak. Duruşma salonunda ne olup bittiğini anlaması zor olacak. Çünkü fırça atarken mikrofonsuz konferans verebileceğine inandıran hakimler, duruşma zaptı yazdırırken katiplerine dudak okuma eğitimi veriyor gibiler; sesleri tamamen içlerine kaçıyor. Zaten işaret dili vesaire bilgisini hiç aramayın, 15 yıldır ben bulamadım. Üstelik henüz yeni bitip hizmete açılmış adliye binalarının duruşma salonlarına tekerlekli sandalye ile girmek imkansız. Sonra adalete erişimden bahsediyoruz değil mi?

 

Milyon dolar harcayıp hizmete sunulan binaların gösterişli açılışlarını yapıyor, binlerce doları da o açılış törenlerine harcıyoruz. Kör avukat, duruşma salonlarında takip etmesi gereken ekranı okuyamıyormuş, kime ne? Sağır avukat, kendine seslenildiğini duyamıyormuş, ne gam. Tekerlekli sandalyedeki avukat, duruşma salonlarına ulaşamıyormuş, boş ver. Yeti farkı olan vatandaş, adliye binalarında aradığı yeri sora sora ilerlemek, kendini ”normal” olarak nitelendirenlerin elinde oyuncak olmak zorundaymış, adalet yolunda olur o kadar… Valiliklerdeki komisyonlara şikayet edip sözüm ona herkese hizmet veren ve bu hizmeti de en üst düzeyde yaptığını iddia eden adliye binalarını denetletmeye, eksikliklerini tespit ettirmeye çalışıyorsunuz. Gelen ekibin, ilgili adalet komisyonu başkanından bir özür dilemediği kalıyor. Eksiklikler, forma kerhen işleniyor ve unutulup gidiyor. Sonra da “Adalete erişimde eşitliği sağladık” nutukları atılıyor. Takdir sizin…


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.