Toplam Okunma 0
Kenarları yeşillikli bir otoyolda bir araba arkadan fotoğraflanmış halde, arabanın sol ön tarafındaki dikiz aynasından güneş ışığı parlıyor. Yolun ucunda deniz kenarında bir kent bulunuyor.

Merhaba. Ağustos ayının son çeyreğinde biz Fatoş’la yine yollardaydık.

Bu sefer 12 gün içerisinde 4 farklı yere seyahat ettik. Tam bir yolculuklar silsilesi anlayacağınız.

 

Önce Eskişehir’e gittik trenle. Eskişehir benim memleketim ve ailem orada yaşıyor. Bu yüzden sık sık gidiyoruz sevgili memleketime. Bir başka yazıda sadece Eskişehir’i anlatacağım için Eskişehir kısmını geçiyorum.

 

Eskişehir’den Kuşadası’na geçtik otobüsle. Yaklaşık 8 saatlik gece yolculuğundan sonra Kuşadası terminalinde indik ve taksiyle kalacağımız “Le Bleu” oteline geçtik.

Bu otel ultra her şey dahil konseptindeydi. Otele daha önce hiç kör gelmemiş. Bir oryantasyon aldık ve yaklaşık olarak her şeyi belirledik. Tek sorun otelin dar bir araziye yayılmasından kaynaklı çok giriş çıkış kapısının olmasıydı. Bu konuda biraz zorlandık. Ancak bütün görevliler bizle çok ilgilendi ve sorun yaşamadık.

 

Otelin en keyifli yeri seyir terasıydı. Burası yaklaşık 300 metrekare ve hafif yüksekte, denize sıfır, rahat koltukların olduğu bir yer. 24 saat açık lobi bara da kolayca ulaşabiliyordunuz bu terastan. Denizin esintisiyle burada dilediğiniz içecekleri tüketirken zaman geçirmek gerçekten çok keyifliydi.

 

Otelin sahili dardı. Tek sıra halinde şezlonglar sıralanabiliyordu. Çoğunluğu taşlıktı ancak biraz yürürseniz kumdan denize girebiliyorsunuz. Tabi ki deniz ayakkabısı şart.

 

Bu otelde 4 gece geçirdikten sonra yakın zaman önce İstanbul’dan kaçarak Kuşadası’nın beldesi Davutlar’a yerleşen dostlarınızı ziyaret ettik. Gıptayla baktık yaşadıkları mahalleye, sakinliğe. 5 ve 3 yaşlarındaki çocukları gece saatlerinde sokaklardaydı mahallenin diğer çocuklarıyla beraber. Neredeyse bir ev bulup kaparo verecektik, artık gerisini siz düşünün!

 

Kuşadası’ndan yaklaşık 10 saatlik yine bir gece yolculuğuyla Ankara’ya geçtik. Burada birkaç saat geçirdikten sonra yine bir gece yolculuğuyla Ankara’dan Amasra’ya geçtik.

 

Haziran ayının başında Amasra’ya gitmiştik ve yazısını da yazmıştım hatta buraya. Bu kez yalnız değildik. İstanbul’dan dostlarımız Canan ve Ramazan da Amasra’ya geldiler. Ve çok eğlenceli 2 gün geçirdik beraber.

 

Amasra’da bu kez öğretmen evi yerine Bedesten Otel isimli bir yerde kaldık. İş hanından bozma bir otel burası ama odaları büyük ve konforluydu. Bu otel yine Amasra’nın merkezinde tabi ki. Yine her yere rahat şekilde yürüyerek gittik. Düşünün yolda 4 kör yürüyoruz ve arkadan gelen arabalar bizi bekliyor. Ve hatta camdan seslenip, “Amasra’ya hoş geldiniz, rahat olun, biz sizi bekliyoruz” diyorlar.

 

Amasra’da yine tekne gezisi yaptık ve yine danış uygulamasından betimleme desteği aldık. Çekiciler çarşısında yine sıkılmadan saatlerce gezdik. Amasra’nın bu yıl 2. Kez düzenlenen kültür festivaline denk gelmek ve bu festivalde Yeni Türkü konserini dinlemek ise gezimizin kaymağıydı.

 

Amasra’da bu kez Gün batımı restorana gittik. Lezzet güzel ve fiyatlar uygun sayılırdı. Mustafa Amca’nın yerinde yer bulamadık. Amasra’dan ayrılacağımız gün çok kısa süreli de olsa bir tufan şeklinde diyebileceğim yağmur ile karşılaştık. Bu bile çok keyifliydi.

 

Bütün bu yolculuklar silsilesinin sonunda kürkçü dükkanı İstanbul’a döndük.

Özellikle Kuşadası’ndaki hayatı gördükten sonra bu şehirden bir an önce ve bir şekilde kurtulmanın artık şart olduğu gerçeğinin farkına vardım. Umarım hepimiz gelecekte mutlu olacağımız yerlerde yaşayabiliriz. Sonraki yazılarda görüşmek üzere.

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.