Toplam Okunma 0
Özge Gül’ün polyester dikdörtgen formundaki bir eseri. Mavi bir gökyüzü, çatı ve pencereleri  sarı gövdesi pembe bir şato, şatonun kahverengi kapısı önünden denize inen basamaklar var.  Şatonun solunda minik bir tane, sağında ise büyük üç tane ağaç yer alıyor. Denizde kuğu ve  ördekler yüzüyor.

Burak Sarı:

Hoş geldin Özge, seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Özge Gül:

Merhabalar Burak, ben Özge 27 yaşındayım. Psikoloğum emniyette çalışıyorum. İstanbul'da yaşıyorum. Heykel, resim, seramik yapıyorum. Evde atölyem ve her şeyden çok sevdiğim kedim var. Kedimle yaşıyorum.

Burak Sarı:

Anladım. Peki seramiğe ilgin nasıl başladı ya da bir kör sanatçı olarak seramikte çalışırken herhangi bir sağlamcı uygulamayla ya da ayrımcılıkla, vazgeçirme çabalarıyla karşılaştın mı? Yani mesela ben müzisyenim ben bile zamanında karşılaşmıştım.  Kurs aradığın dönemlerde falan böyle bir şeyle karşılaştın mı? Yani işte “Kör birisi olarak başka bir alana yönelebilirsin, müziğe yönelebilirsin” falan gibi.

Özge Gül:

Aslında direkt sanatla ilgili ilk dönemimde yani o dönemimde modelaj öğretmenim vardı Sinem hoca. Sinem hocanın modelaj dersleri çok zevkli geçerdi zaten. Sanata hep ilgim vardı. Sonradan gelen bir şey değil. Demek ki benim için sanat çocukluktan başladığım bir şey diyebilirim. Ama profesyonel eğitime başlamam tabi üniversitede oldu. Üniversitede aynı zamanda çalışıyordum. O zamanlar memnundum. Kazandığım parayla özel dersler alarak, atölyelere katılarak başladım. Önümde bir engel olmadı açıkçası. Bu konuda şanslıydım. Sadece iyi insanlara denk geldim sanat üzerine. O yüzden beni çok zorlamadı. Önüme çok engel koyan insan olmadı. Sanatta gerçekten karşıma iyi çalışan insanlar çıktı. İşte Yeşim Us’la başladım profesyonel seramik dersine. Sevilay Ökçe’den heykel dersleri almaya başladım. Aslında şu anda da profesyonel heykel yapmaya devam ediyorum. Yani seramik heykel ile aynı gibi görünse de aslında bunlar farklı kulvarlar. Bunlardan bahsedeceğim ama hiçbirisi beni üzmedi açıkçası. Önüme bir engel koymak yerine öncelikle teknik geliştirdiler bu insanlar.

Burak Sarı:

Bilmiyorum ama bence avantajlarından birisi aslında odur. Ben de modelaj dersi almıştım ve hâlâ ilgim vardır hatta kil de almıştım eve ama vakit bulup senin gibi uğraşamadım üzerine. Şunu sormak istiyorum. Mesela yaptığın eserlerin görsellerini nasıl ayarlayabiliyorsun? Boyuyor musun? Renk ayrımlarını falan nasıl yapabiliyorsun?

Özge Gül:

Mesela seramik yaptık. Seramiği 2 defa fırına verirsiniz. Bir bisküvi kıvamında şekle sokarsınız. Eseriniz çatlayıp patlamadıysa çıkartırsınız. Bir de onu toz boyalarla boyarsınız tuzlu suyla karıştırdığınız için ayran kıvamına getirdikten sonra boyayıp tekrar sarıp fırına koyarsınız. Tekrar boyarım tutar. Ben hem seramik hem de heykellerimi Boyuyorum. Elbette bunu yaparken profesyonel insanlarla çalıştığım için destek alıyorum. Taşan yerlerini silmeleri gibi. Yani mesela zaten sanatta destek aldığım kısım boyama kısmı.  Ben yine boyuyorum. Mesela erişilebilir hale getirebilirsiniz boyalarınız üzerine kabartma etiketler yapıştırarak. Evimize alacağımız seramiğe gelince; hangi tip seramik aldığını bilmiyorum. Havayla kuruyan bir seramik aldıysan fırına ihtiyaç olmadan süs objeleri yapabilirsin ama fırına ihtiyaç duyduğun bir seramik aldıysan evine, kendi kendine kurur ama fırında pişirmen gerekir. Onları tabak çanak için de gıda için de kullanabilirsin. Dağınık gidiyorsam söyle lütfen.

Burak Sarı:

Ben bağlamdan koptuğunu düşünmüyorum. Çok güzel. Ve hatta bütünlüklü olsun diye şunu soracaktım, biraz önce erişilebilirlik konusuna değindin ya, sonuçta bu işlerle uğraşmak isteyen körlere tavsiyelerin nedir? Ya da daha doğrusu herkesin kendine göre yöntemleri vardır. Ya senin erişilebilirlik yöntemlerin nelerdir mesela? Biraz bundan bahsedelim.

Özge Gül:

Haklısın tabii ki öncelikle gerçekten kör bir bireyseniz ve sanat yapmak istiyorsanız, yapmanız gereken odaklanmanız gereken şey, neyi yapabilirim değil neyi ne kadar yapabilirim ya da ney ne kadar erişilebilir? Hangisi bana uyar? Odaklanmamız gereken tek şey ben ne yapmak istiyorum? Benim ihtiyacım olan kendimi gerçekleştirmek istediğim şey ne? Mesela ben detaylı bir şekilde bir balerin çalışmayı, bir insan heykeli yapmayı çok seviyorum. Mesela Yunan tanrıları, fantastik şatolar. Şimdi bunları yapmayı çok seviyorum. Bunu seramikten yapabilir miyim? Hepsini seramikten yapamam. Bir de seramik sanatının sistemi, heykelin incelikli çalışma sistemine çok uygun değil. Onun denge merkezi vardır, statik denge. Heykelde ise istediklerini yapabilirsin ama seramik fırınında pişirmezsin. Alçı kalıbını alıp yapmış olduğun modelin polyester dökümünü falan alırsın. Biraz da o bambaşka bir sanattır. Mesela ben seramik eğitimi aldım ama ihtiyacım olan heykel çalışmak mı? Bu sanat üzerine eğitimimi geliştirdim. Ya da mesela boyayabilir miyim diye düşünmeyeceksin. Ben bu renge boyamak istiyorum. Bu boyayı nasıl erişilebilir hale getirebilirim? işte üzerine etiketler mi yapıştırsam? Esanslar mı enjekte etsem? Bunlar istediğin şeyler için aradığın çözümler. Bence sanat dünyasının alternatifi çok fazla yani, mesela şundan bahsetmek istiyorum. Yakın zamanda üç boyutlu kabartma resim çalışmak istedim. Seramikle hareketlerden ayrı bir mantık üzerine ilerledim. Mesela plastilin hamurundan kadının yüzünü, saçlarını ipten, kıyafetlerini gerçek kumaştan. Çok meşakkatli ve zahmetli idi. Arka fonu kuru yapraklarda kar tanelerini oluşturmak için beyaz kumlardan yaptım. Farklı farklı malzemeleri kullanarak hiç kimsenin yapmadığı şeyleri deneyerek de bambaşka bir şey ortaya koyabiliriz. İlle de farklı sanat akımlarına bağlı olmak zorunda değiliz. Her şey sanat malzemesi olarak kullanılabilir. Sadece sen ne istersin? Buna odaklanmak gerek. Ama bu arada benim için çok meşakkatli oldu çünkü evim tuhafiyeye döndü. Boncuklar, ipler, kumaşlar yorucu oldu. Buna devam eder miyim bilmiyorum. Asıl önemli olan siz ne yapmak istiyorsunuz? Araba yapmak istiyorsak makete odaklanacaksınız. Odaklanılması gereken tek bir şey var. Ben yapabilir miyim? Bu soracağın en son soru bile olmasın sanata girmek istiyorsan.

Burak Sarı:

Aslında sanata bakış açımız çok benziyormuş. Ben, sen onları söylerken biraz da şunu düşündüm aslında bir taraftan sağlamcılığa karşı da bir tepki niteliğinde sanatın kendisi. Çünkü o kadar yaratıcı ki. Yani hani bizi belli bir kalıba sıkıştırıp işte “siz şunu yaparsınız, bunu yapamazsınız” diyenlere sanatın yaratıcılığı direkt cevap veriyor. “Hayır, ben kendi koşullarını yaratarak, erişilebilirlik koşullarını yaratarak istediğimi yaparım.” demek oluyor. Aslında bana bunu düşündürdü bilmiyorum sen ne diyorsun?

Özge Gül:

Evet, evet kesinlikle. Yani sanatın yaratıcı gücünün önünde hiçbir şey duramaz. Sanat yaratmayı sever. Sanat çok takılmaz. Kesinlikle başka bir şey olsun. Sanat takılmaz sanatı yapan sanatçılar takılır. Bunlar insanların bireysel dünyası değil mi?

Burak Sarı:

Zaten şabloncu birisi sanatçı da olamaz yani. Çünkü o yaratıcılığı olmadığı sürece, o bozup yeniden yapma cesareti olmadığı sürece sanatçı da olamaz. Sadece taklitçi olabilir. Belki iyi bir taklitçi olabilir diye düşünüyorum.

Özge Gül:

Şuradan örnek vereyim. Mesela seramik hamuru çok esnektir. Bunla yani ben heykel yaparım. Seramik ile heykel aynı hamuru kullanabilir. Bunlar ortak malzemelerdir. Çok esnektir. İstediğin şekle gelir esnekliği. Yumuşaktır, sabırlıdır, hatanı düzeltebilirsin. Hani demek istediğim sanatçı olacaksam bu malzeme gibi hareket etmek, esnek görüşlü olmak gerek.

 Burak Sarı:

Sana şunu sormak istiyorum. Biraz önce insan üzerine çalışmanın, insan heykelleri yapmanın daha çok hoşuna gittiğini söylemiştin. Mitolojik şeyler de var sanırım değil mi aralarında? Mesela bu aslında birbirini tamamlayan bir şey. Hani sanatın bütün disiplinleri birbirini besliyor değil mi?

 Cihat Aşkın var biliyorsundur; keman virtüözü. Onun hayatını anlatan bir kitapta şöyle yazıyordu. Bir eve konuk oluyor. Çaykovski’nin çok güzel bir eserini kusursuz çalıyor. Dinleyiciler diyor ki “Bunda eksik bir şey var” “Notalar önümde bir yayı bile yanlış kullanmadım. Ben orada neyi eksik çalabilirim?” Onlar da diyor ki “Sen Tolstoy okudun mu?” “Okumadım” diyor.” İşte o eksik” diyorlar. Bir taraftan sen sadece şekiller ortaya koymuyorsun. Yani hani mitolojiye de bir taraftan ilgin olması gerekiyor ki onu da yansıtabilesin. Edebiyatla da ilgili olman gerekiyor. O bağlamda güzel bir noktada ilerlemişsin. Sen ne tarz eserler üretiyorsun biraz daha bunu açabilir misin?

Özge Gül:

Ben Yunan Mitolojisini çok seviyorum. Öncelikle mesleğimle ilgili bir durum bu aslında. Mesela ben psikoloğum ve sanat terapisi alanında daha çok heyecan duyuyorum. Neden mesleğimden bahsetmek istedim? Yunan mitolojisinde Demeter var. Demeter çok acılar çekmiş bir kadın.  Kızı elinden alınıyor. Kızını yeraltı kralı Hades kaçırıyor. Acı çekiyor, üzülüyor Demeter  kızı gittiği zaman. Demeter buğday tanrısı, bereket tanrısı. İşte her yer kar oluyor, yağdırıyor, ekinler çıkmıyor. Neyse, hayatımın kötü gittiği bir dönemde Demeter çalışıyorum ben. Yani kendimi dipte gördüğüm bir anda, otomatikman biraz da dışa vurum çalışıyorsun.  O kadının yaşamış olduğu çaresizlik, güçsüzlük duygusu, onu benim duygumla özdeşleştirip onu yaratmak istemiştim. Ya da mesela çok güçlü olduğum bir anda Apollo'yu yaptığımı hatırlıyorum. Mesela zeka tanrısı Athena'yı çalıştım. Bunların psikolojik alt metinleri olduğunu da düşünüyorum. Bir yandan da çok seviyorum. Ben zaten insan yüzü derken mitolojileri çalışıyorum. Direkt bir insan yüzü çalıştığımı bilmem. Genelde bir ölümsüzleştirme isteği üzerinden gidiyorum ben. Bu ölümsüzleşmeli. Bu duygu, bu insan, bu tanrıça. Kendime güvenli alanlar yarattığımı hissettiğimde, şatolar yaptığımı fark ediyorum. Şatolar, palmiyeler, denizler ama bir fantastiklik olması gerekir. Şimdi ben saf böyle insan değilim ve her şeyin çok gerçekçi bakış açısını sevmiyorum. Böyle dört dörtlük gerçeklik tamamen bana göre değil. Hayal gücü, heyecan, biraz imkansızlık da olmalı yaptığım işlerde. Yani anlatabildim mi bilmiyorum. Böyle tam tersi olarak çok seviyorum.

Burak Sarı:

Şey demiştin orası da önemli. “Bir taraftan ölümsüzleştirmiş oluyorum” Aslında sanatın amaçlarından birisi de ölümsüzleştirmek. Yani sanat doğası gereği ölümsüzleştiriyor. Şöyle bir soru gelmişti arkadaşlardan. “En sevdiği eser hangisi?” diye sormuşlardı.

Özge Gül:

Benim yaptığım eserlerden mi yoksa yeryüzündeki mi?

Burak Sarı:

Evet, senin yaptığın eserlerden.

Özge Gül:

Yapmış olduğum en sevdiğim eser Athena heykeli. Athena’yı çok seviyorum. Yaklaşık 18-20 kilo ağırlığında. Athena benim aylarımı aldı. Atölyeden çıkamadım gerçekten. 6-7 saat masanın başında oturduğum günler oldu. Athena değiştikçe ben değiştim. Athena beni yordukça, ben daha çok onu yordum. Başka sanatçılardan bahsedecek olursak, en sevdiğim eser şeklinde; Van Gogh'un “Yıldızlı Gece” adlı tablosunu çok seviyorum. Çünkü orada da ölüm ve yaşam üzerine büyük bir denge kurduğu bir resim. Onun da ölümsüzlük eseri. Van Gogh'un da aslında toplum tarafından dışlanan bir insan olduktan sonra değerinin bilinmesi gibi bir yaşam hikayesi olduğu tahmin ediliyor. Yani onun “Yıldızlı Gece” tablosu derdim. Benim yaptığım eserler içinde de Athena derdim. Yani Athena'yı çok çok seviyorum. Çok emek verdim. Aylarımı aldı gerçekten, öyle böyle almadı. Yani mesela heykel yaparken iskelet oluşturmak zorundasın ve bu heykelleri bahçe telinden örüyorsun. Bir demir iskeletin üzerine, elinin, kollarının, başının olması gereken yere oturması için önce iskeletini örmen gerek ve bunları örerken o ince bahçe telleriyle örmen gerekir.  Büyük bir eser için tel ördüğünü düşün. Ellerimin kanadığını da hatırlıyorum. Şiştiğini de hatırlıyorum. Sırf iskeleti için. Ne demek istediğimi biraz olsun anlatabilmişimdir umarım. En çok onu seviyorum. En Çok o beni yordu çünkü.

Burak Sarı:

Son bir soru soracağım. Bir de senin eklemek istediklerini alacağım. Bundan sonra sanatına dair hayallerini biraz paylaşabilir misin?

Özge Gül:

 Öncelikle sergilerime ağırlık vermek istiyorum. Sergi çalışmalarımı hızlandırmak istiyorum. Üzerinde çalışmış olduğum bir sanat kitabım var. Kitabımı çıkarmak istiyorum. Erişilebilir sanat çalışmalarına hız vermek istiyorum. Yani ilk üçte bu var üretmek

Burak Sarı:

Senin eklemek istediğin bir şey var mı?

Özge Gül:

Benim eklemek istediğim; bu alanda beni hiç yalnız bırakmayan Ekin Hamiş, Sevilay Ökçe ve Yeşim Us’a çok çok teşekkür ederim. Çünkü bu insanlar beni ben yapan ya da benim aslında önüme engel koymayan insanlardı. Bu insanlara çok teşekkürler. Sanat dediğimde bu yola asla tek başıma çıkmadım diyorum ve tek de bırakılmadım. Ben bunu ekleyebilirim.

 Burak Sarı:

O zaman ben de bir teşekkür eklemiş olayım. Bize zaman ayırdığın için teşekkür ederiz.

Özge Gül:

Ben teşekkür ederim. Memnun oldum tanıştığıma.

 


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.