Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Toplumdaki Sakat Algısının Edebiyattaki Yüzü; Polisiye Türünün Sakat Olmayan Sakat Katilleri

Yazar: Habil Bozkurt

Toplam okunma: 314

bozkurthabil@gmail.com

Sayı 59, Ocak 2019

 

Polisiye türünü sever misiniz? Bu türde yazılmış herhangi bir roman okudunuz mu? Veya mevzuu suç olan bir film seyrettiniz mi? Polisiye türüne alakası bulunanlar aşağıda sözünü edeceğim polisiye kahramanlarını hemen tanıyacaklardır. Polisiye türüyle ilgilenmeyen arkadaşlar da bu yazı vesilesiyle tanırlar İnşallah. Neyse; girizgahı fazla uzatmadan, yazacağımız bir polisiye roman senaryosuyla, şu sakat kılığında aramızda dolaşan seri katilleri tanıyıp, toplumdaki mevcut sakat algısını pekiştiren işlevlerini kavramaya çalışalım.

Başkomiser Orhan’ın telsizine, terk edilmiş bir inşaatta bir kadın cesedi bulunduğu ihbarı gelir. Kadın önce tecavüze uğramış; ardından da boğularak öldürülmüştür. Başkomiser Orhan, bir an önce katili bulabilmek için tahkikata başlar. Cinayet hadisesi ile alakalı ifadesini aldığı şahıslar arasında, o civarda yaşayan sakat bir genç vardır. Gerek başkomiser Orhan, gerek diğer polisler sakatlığından ötürü genci fazla zorlamamaya özen gösterirler. Hatta bu tür ifade alma işlemlerinde kötü polisi oynamayı huy edinmiş olan komiser yardımcısı Ali bile o sakat gence son derece sevecen davranır. Gel gelelim, toplanan deliller ışığında, asıl katilin polislerin karakola bile götürmeye gerek duymadıkları o sakat genç olduğu anlaşılır. Genç aslında sakat değildir; daha kolay cinayet işleyebilmek için sakat numarası yapmaktadır. Hikâye sona erip polisler genci yakalamaya geldiğinde, genç, hikâyenin başından beri üzerinde oturduğu tekerlekli sandalyeden fırlar. Ve kaçmaya başlar. Ancak yakalanmaktan kurtulamaz. Herkes, asıl katilin, başından beri sakat olduğu sanılan o genç olduğunun ortaya çıkmasından ötürü şaşırmış ve korkmuştur.

Bu benim yazımı anlaşılabilir kılmak için kafamdan uydurduğum bir hikâye. Ancak polisiye türünün ortaya çıktığı tarihlerden bugüne, Cinayet işlemek için sakat numarası yapan katil tiplemesi, Türk ve dünya polisiyesinin adeta bir karakteri haline geldi. Bu türün tüm yazarlarının en az bir romanında, her polisiye film yönetmeninin en az bir filminde onlara rastlamak mümkün. Üstelik her hikâyede aynı rolde karşımıza çıkmalarına rağmen polisiye yazarları onlardan bir türlü vazgeçemiyorlar. Peki nedir sizce, söz konusu türün yazarlarını, katilleri ısrarla tekerlekli sandalyeye oturtmaya iten sebep? Aslında bu sorunun cevabı polisiye türünün özünde gizli. Kadınların kaçırılıp tecavüze uğradığı, insanların öldürüldüğü hikayeleri okur gözünde cazip kılan şey içlerinde barındırdıkları gizemdir. Bir polisiye romanı elinize aldığınız zaman otomatik olarak romanın yazarıyla bir mücadele içine girersiniz. Siz hikâye bitip her şey ortaya çıkmadan önce, katilin kim olduğunu tahmin etmeye çalışırken; yazar da kalemiyle yaptığı manevralarla, asıl katilin okurları tarafından önceden tahmin edilmesini zorlaştırmaya çalışır. Çünkü sonu başından belli olan bir romanı kimse alıp okumaz. Bu yüzden polisiye yazarı mümkünse her satırıyla okurlarının karşısına onları hem şaşırtacak, hem korkutacak bir sürprizle çıkmak zorundadır.

Tam burada, polisiye türünün meşhur ‘sakat olmayan sakat katilleri’ yazarın imdadına yetişir. Bunlar hikâye boyunca tekerlekli sandalyelerinde otururlar. Hikâye sona erip asıl katilin kendileri olduğu anlaşılınca da tekerlekli sandalyelerinden fırlayıp sıradan okuru şaşırtmayı ve korkutmayı başarırlar. Hatta sıradan okur bir tarafa bazen gedikli polisiye okurlarının bile, cinayet işlemek için sakat kılığına giren katil numarasını yedikleri olur. Bunun nedenlerine geçmeden önce siz okurlarıma birkaç soru daha sormak istiyorum. Sizce bir sakat cinayet işleyebilir mi? Bir sağır hırsızlık yapabilir mi mesela? Ya da bir kör bir kadına tecavüz edebilir mi? Bu soruları bazı okurlarımın yadırgayacaklarını bilerek sordum. Çünkü polisiye türündeki sakat numarası yapan katil merakının da, aradan bir asırdan fazla bir süre geçmesine rağmen bu kurgunun hala işe yarar olmasının da temel sebepleri bu soruların cevaplarında gizli. Dikkat ettiniz mi bilmem, bu tür kurgularda çoğunlukla katil sakat numarası yapan bir sağlam oluyor. Bendeniz bir polisiye okuru olarak bu tür hikayelerin sonunda katilin gerçekten sakat bir kişi çıktığını görmedim. İşte toplum bilincindeki sakat algısı burada devreye giriyor.

Bilindiği gibi bir anlatının, masal değil de inandırıcı bir hikaye sayılabilmesi için, olmazsa olmaz şartlardan birisi de, kurgusunun yaşanmış ya da yaşanması muhtemel bir olay örgüsüne dayanmasıdır.  Biz her ne kadar sakatların da sağlamlar kadar suç işleme potansiyeli bulunduğuna inansak da; hiçbir polisiye yazarı, okurunu tüm bu cinayetleri gerçekten sakat olan birisinin planlayıp uyguladığına inandıramaz. Buna çoğu zaman yazarın kendisi de inanmaz zaten. Dolayısıyla hem yazara hem okuruna göre bir sakat cinayet işleyemeyeceği, bir sağır hırsızlık yapamayacağı, ya da bir kör bir kadına tecavüz edemeyeceği için, senaryo gereği bu suçları işlediği varsayılan karakterlerin suç işlemek için sakat numarası yapan sağlamlar olması gerekir. Hatta bu durum, hikâyenin sonunda katilin tekerlekli sandalyesinden kalktığı bir sahneyle de, herhangi bir şüphe kalmayacak şekilde okurun zihnine yerleştirilmeye çalışılır.

Özetle söylemek gerekirse, polisiye türünün sakat olmayan sakat katilleri, geçmişte olduğu gibi günümüzde de polisiye okurunu korkuturken, aynı zamanda zihnindeki sakat algısını pekiştirmeye devam ediyor.

Yazıma nihayet vermeden önce, size hem katilin hem maktulün sakat kılığına girdiği, bir genç kızın yanlış kürtaj neticesi tekerlekli sandalye kullanmak durumunda kalmasının, iki korkunç cinayete zemin hazırlamasını konu alan bir polisiye diziden bahsedeceğim. Dizinin ismi Kanıt. Memleketimizin sayılı adli bilim uzmanlarından Sevil Atasoy’un danışmanlığını yaptığı dizinin üçüncü bölümünde geçiyor hikayemiz. Ben yazının fazla uzamaması için, dizinin ayrıntılarına bu yazıda girmeyeceğim. Dizinin ilgili bölümünün Youtube linkini aşağıya kopyaladım zaten. Ama yine de dizi hakkında birkaç ipucu vereyim. Bu dizide cinayet işlemek için sakat kılığına giren, üstelik ilaçla uyuttuğu kurbanını cinayet mahalline tekerlekli sandalyeyle taşıyan, kız kardeşini sakat kaldığı için zehirleyip öldüren bir katil var. Şayet bu yazım dergide yayınlanacak olursa gelecek sayıda diziyi sakatlık açısından ele alıp bu azılı katilin maskesini düşüreceğiz inşallah.

 

https://www.youtube.com/watch?v=_lsUlsjis0w

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş