Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İzinsiz Uçuş

Yazar: Meral Sözen

Toplam okunma: 626

meralsozen1@gmail.com

Sayı 49, Mart 2018

 

Yatağımda uzanıyor, hep aynı şeyi söyleyip duruyordum: "Çocuk değilim ben, çocuk değilim ben..."

"Anlat" dedi Tanrı, "Sen sade anlat"

"Nereden başlayayım ki?" diye sordum. "En baştan" dedi.

"Değer nedir?" dedim o zaman.

"Yok, o kadar baştan değil" dedi. "Nereden çıktı bu çocukluk hikâyesi onu anlat"

"Başkalarının zihninde yaşıyordum" dedim.

"Geceydi..." diye başladım anlatmaya . "Beni bilirsin, uçmayı severim. Atladım uçağıma dolaşıyordum; öyle üstten bakınca, insanlar pek bir küçük gözüküyordu gözüme. İneyim de aralarına karışayım dedim. Uçağımın iniş yapabileceği bir alan buldum; iner inmez kendimi küçük prens gibi hissettim. Burada insanlar hiçbir araç kullanmadan uçuyordu. Bir anda sivrisinek sürüsü gibi tepeme doluştular. Minicik kaldım aralarında. İşte olay bu."

"Eeee sonra ne oldu minik?" diye sordu.

-Sonra benim uçmuyor oluşuma taktılar kafayı. Kollarımı tuttular, havaya kaldırmaya çalıştılar, tüm iyi niyetleriyle çabaladılar ama olmadı. "Fark etmez" falan dedim ama tekrar tekrar denediler; olmayınca çok üzüldüler,  bir kısmı süratle ufka doğru uçarak uzaklaştı. Kalanlara, "Üzülmenize gerek yok" dedim; uçağımı gösterdim. "Ben de bununla uçuyorum işte" dedim.

Uçağa, doğru düzgün bakmadan, "İnsanın kendi uçması gibi olmaz yine de" dediler.

"Niye olmasın?" dedim; "Ben bu uçakla sizin kadar, hatta bazen sizden daha uzun süre ve daha hızlı uçabilirim"

"Ama yine de uçmak için o uçağa bağımlısın sonuçta" dediler. "Tut ki bozuldu, o zaman ne yapacaksın?"

"Siz de görmek için gözünüze bağımlısınız sonuçta" dedim. "Tut ki bozuldu, ne yapacaksınız?"

"Aynı şey değil" dediler. "O senin doğal bir parçan değil, senin dışında üretilen ve dışarıdan edinmen gereken bir şey"

"Sizin de giysileriniz öyle mesela" dedim; "Vücudunuzda sizi kışın soğuktan koruyabilecek tüyleriniz yok, elbiseleriniz sizin doğal bir parçanız değil"

"Elbiselerimiz bizim işimizi görüyor ama sen uçağınla dar sokaklara giremezsin mesela" dediler.

"Uçağa uygun alanlar oluşturulmasıyla ilgili bir şey bu" dedim.

"İşte" dediler, "Senin için ekstra düzenlemeler yapılması gerekiyor"

"Neye göre ekstra?" dedim; "Evinize pencere, pencerenize cam yapıyorsunuz, açıp kapatabilmek için kapınıza kol yapıyorsunuz. Ne fark var?"

"Evet ama..." dediler; "İnsanlar, az rastlanan şeyleri tuhaf görürler; anlamazlar"

"Kim bu insanlar?" dedim; "Ben değilim, siz değilsiniz...  Hangi otoritenin beni anlayıp bana hak vermesi gerekiyor? Referans kim?" Kimlerin iznine, onayına ya da desteğine bağlı benim sıradan bir yaşam sürmem.

İşte yolun sonuna gelmiştik, çıkmaz sokak... Ve hemen büyümek istedim. 

"Neden büyümek istedin?" diye sordu Tanrı.

"Çünkü çocuklar anlaşılmayı bekler. İsteklerinin ve ihtiyaçlarının karşılanması, anlaşılmalarına bağlıdır. Oysa ben, hakkım olanı almak için onları ikna etmek zorunda olmamalıyım.

Uçağıma binip üstlerinde yükselirken son kez seslendim onlara: "Hep aynı tepkileri verdiniz, hep aynı şeyleri anlattım durdum size. Ne ben anlatmak zorundayım ne de siz anlamak. Hiç anlamadığınız bir dine inanıyor, hiç anlamadığınız görüşleri savunuyor, hiç anlamadığınız amaçlara hizmet ediyorsunuz. Olup biten her şeyi anladınız da bir bu kaldı sanki.

Sizin anlamanız ölçüsünde değil, kendi istediğim gibi yaşayacağım. Benim gündemim, sizin benim hakkımdaki algınıza bağımlı değil."

"Hadi o zaman" dedi Tanrı, "Kendi zihnine dön şimdi"

"Tamam" dedim gözlerimi açarken.

"Doğum günün kutlu olsun sevgilim.”

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş