Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Anlayamazsınız

Yazar: Meral Sözen

Toplam okunma: 1293

meralsozen1@gmail.com

Sayı 46, Aralık 2017

 

Geçen gün yine duyarlıyız arkadaşlarla. Cihangir'de bir mekânda farkındalıklı farkındalıklı oturuyoruz.

Hemen yan masamıza bir görme engelli geldi. Getirildi daha doğrusu. Nasıl gelsin kızcağız? Neyse ki garson da çok farkındalıklı. Biz de gözlerimizi diktik izliyoruz. Hiçbir şey demiyoruz tabii. Öyle "Vah vah" falan demememiz gerektiğini biliyoruz. O yüzden bakıyoruz öyle. Güzel kız ama. Güzel de giyinmiş, bravo valla.

Garson, "Ne alırdınız?" deyince biz de daha bir dikkat kesiliyoruz sanki siparişi biz alacakmışız gibi kızın ağzından çıkacaklara.

"Kahve alayım" diyor kız "Sade olsun"

"Normal kahve mi?" diyor garson.

Kız gülümseyerek "Normal" diyor, "Şekersiz yani"

Ve şaşkın garson, kız isteğini tam olarak anlatamadan dönüp arkasını gidiyor, bu küçük çaplı sipariş krizine müdahale ediyoruz hemen, çağırıyoruz tekrar garsonu panikle. "Pardon!" diye atılıyor arkadaşım, heyecanla garsona sesleniyoruz: "Bakar mısınız?"

"Şey, hanfendinin siparişini yanlış aldınız galiba. Türk kahvesi istemedi galiba, normal kahve istedi" gibi bir şeyler saçmalıyoruz. Bu arada kıza dönüp teyid almaya çalışıyoruz, "Değil mi?" diye soruyoruz.

"Türk kahvesi istedim" diyor kız, "ve de sade" diye ekliyor, "Niye bu kadar olay oldu?" diyen rahatsız bir yüz ifadesiyle bakıyor.

"Ay biz yanlış anlamışız" deyip gülüyoruz, "Hah hah, öyle deyince..."

Garson da "eheehe," diye gülerek uzaklaşıyor.

Neyse biz de bu vesileyle bir sohbet açmaya çalışıyoruz kızla. Çok sosyal, güler yüzlü, tatlı arkadaşım soruyor:

"Buralarda mı oturuyorsunuz?"

"Niye sordunuz?" diyor kız.

Niye sorduk hakikaten? Yan masaya oturan sıradan biri olsaydı soracak mıydık? Niye soralım? Merak ettik işte. Yok merak da etmedik aslında da; bir iletişim

kuralım dedik.Yani böylece onu normal hissettirelim diye düşündük herhalde. O anda düşünmeden bir laf ettim:

"Konuşmak istersiniz belki diye" dedim.

"Lütfettiniz" dedi kız.

O zaman anladım kendimi doğru ifade edemediğimi. Hemen düzelttim durumu, "Yanlış anlamayın" dedim, "Benim engelli arkadaşlarım var"

"Benim de ateist arkadaşlarım var" dedi kız gülerek.

Biz anlamayınca ekledi: "Kürt arkadaşlarım da var"

Ve gülmeye başladı, kız resmen bizle dalga geçiyor. Neyse onun yaptıklarına alınacak değiliz, güldük biz de.

Ne güzel gülüyoruz karşılıklı. Ne kadar hayat dolu bir kız, eğlenceli, neşeli. Neredeyse bizim gibi yani.

Aramızdaki buzların hızla erimesiyle, "Öğrenci misiniz?" diye soruyorum.

"Burs mu vereceksiniz?" diyor. Ne kadar ukala bir cevap.

Bu arada kahvesi geliyor ve garsona: "Başka boş masa var mı?" diye soruyor.

Donup kalıyoruz, ne kadar yabaniymiş, asosyal resmen.

"Biz rahatsız ettik galiba, kusura bakmayın" falan diyoruz bozulmuş bir tavırla.

"Estafirullah" diyor garson onun yerine. "Olur mu öyle şey"

Boş masa da yokmuş. Kız bir şey demiyor hala. Gıcık oluyoruz iyice.

"Rahatsız mı ettik hanfendi?" diyor arkadaşım sert bir sesle.

"Taciz ediyorsunuz" diyor kız ve devam ediyor:

"İlk kez gördüğünüz, hiç alakanız olmayan ve size yüz vermeyen biriyle

neden ısrarla iletişim kurmaya çalışıyorsunuz? Herkese yapıyor musunuz

bunu? Bu rahatlığınızın sebebi ne? Neden benimle bu kadar rahat diyaloğa geçebileceğinizi düşünüyorsunuz? Neden hiçbir sosyal çekince taşımıyorsunuz? Konuyu biraz daha açabilirim ama şu an mesai saatleri dışındayım. Olası sorularınıza cevap vereyim de sakinleşin biraz artık, öğretmenim, buralarda oturuyorum, evet İstanbul çok zor, 34yaşındayım, doğuştan, zor olmuyor, evet teknoloji çok gelişti, fal

bakmaktan anlamam, maneviyatla ilgili atıp tutacağım mistik hikayelerim yok, dindar değilim, engelli tanıdıklarınızla ve bunlarla ilgili anılarınızla ilgilenmiyorum, depresyonda değilim, çok sevinçli de değilim, anlama güçlüğüm olmadığı gibi dahi de değilim, aciz de değilim örnek insan da...  Ve tüm abartılı ve samimiyetsiz

iltifatlarınıziçin topluca teşekkür ediyorum. Şimdi rahat bırakabilir misiniz beni? Duyarlı falan olmayın, ben yokmuşum gibi davranın olmaz mı?

Az öncesine kadar ağzından kerpetenle laf aldığımız kız, şimdi sözcüklerle ateş açmıştı bize. Daha da devam edecek gibiydi ama arkadaşı geldi nihayet.

Kısa bir selamlaşmanın ardından arkadaşına anlatmaya başladı kız.

Bizim duyup duymadığımızı önemsemeden anlatıyordu, nazik görünüşümüz

ardındaki kabalıktan, bilinçaltlarımızın hastalıklı sanrılarından, egosal tatmin arayışımızdan, bütünleşme görünümüyle ayrımcılık yaptığımızdan falan bahsediyordu. Gereken durumlarda yok sayılıp da gerekmeyen durumlarda da ilgi odağı olmaktan duyduğu rahatsızlığı anlattı bir süre. Arkadaşı da o ne derse onaylıyor, bir yandan da göz ucuyla bize bakıyor, duyuyor muyuz diye kontrol ediyordu.

Arkadaşı kıza doğru yaklaşıp kısık bir sesle "Boş ver" dedi ve ekledi

"Asıl engelli onlar"

Kız birden düştü bayıldı.

Anlamadık.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş