Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İyileştiremediklerinizden Bir Sitem

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 1119

guleycane@gmail.com

Sayı 36, Şubat 2017

 

Zaman baş döndürücü bir hızla yürüyor. İnsan büyüdükçe mi fark ediyor ya da zamanın sel suyu gibi önüne katıp sürüklediklerini daha net görmek için yaşının ilerlemesi mi gerekiyor bilmem am yapacağım ya da yapmak istiyorum dediğim pek çok şeyi daha önüme koymadan bir bakıyorum aylar geçmiş. Neden mi söylüyorum bunları? İnanmayacaksınız ama tam üç aydır size yıllar önce bir gazete vesilesiyle cd'sini edindiğim ama bir türlü izlemediğim, ancak bir o kadar da merak ettiğim bir filmin betimleme değerlendirmesini yapmak istiyorum. Zira söz konusu filmin sesli betimlemesinin yapıldığını gördüğümde hemen arşive aldım ve sizler için izleyip değerlendirmek istedim. Ama üç aydır o duruyor bilgisayarın en ulaşılır yerinde ve ben ne izledim ne de yazabildim. Hayatı sürekli erteleyerek yaşayanlardan söz edilir ya bazı psikoloji temelli yazılarda işte o benim. Zaten bu dergide bu işi ne hakla üstüme aldım bilmiyorum. Sebeder Tartışmaları adlı Google grubunda film aşığı ve hemen hemen her gün bir film izleyenleri görünce ben kimim ki diyorum kendime.

Asıl konuya geçmeden önce geçtiğimiz ayın Kemal Özceyhan Semineri’ne değinmeden geçmek ayıp olur zannımca. Dakikası dakikasına olmasa da büyük bir dikkatle takip ettim ben de radyodan. Bu bağlamda semineri düşünüp düzenleyenlere ve azıcık bir dinleyici kitlesine de olsa yüksünmeyip işi en ince noktasına kadar paylaşanlara ve kilometrelerce uzaktan bu söyleşiyi dinleme şansını veren EGED radyo emekçilerine sonsuz teşekkürlerimizi bir borç biliriz.

Geldiğimiz noktada bu aylık gene filmi rafa kaldırıyor ve size bir film festivalinden söz etmek istiyorum. Hayır! Alışılageldiği gibi Ankara Engelsiz Filmler Festivali değil bu. Mail kutuma düşen bir tanıtım yazısından fark ettiğim bir festival, İstanbul Bağımsız Filmler Festivali.

2017'de on altıncısı düzenlenen İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nin bu yıl ki teması "iyileştiren şeyler" olarak belirlenmiş festival ekibi tarafından. Bu sonuca ise "Bize ne iyi gelir? Ne güç verir? Ne şifa verir?" sorularını sorarak ulaştıklarını ifade etmişler. Soho House İstanbul’da gerçekleştirilen basın toplantısında. Tema ile ilgili açıklamalar Festival Direktörü Serra Ciliv tarafından şu şekilde yapılmış:

“Alejandro Jodorowsky’le !f’te birkaç yıl önce yaptığımız bir röportajda “Dünyayı değiştiremeyiz, çok büyük; ancak iyileştiren şeyler yapabiliriz. İyileştiren sanat, iyileştiren müzik, iyileştiren ticaret’ demişti. Biz de ‘İyileştiren şeyleri konuşmaya başladık. Bizi zor zamanlarda ne iyileştirir diye birbirimize sorduğumuzda herkesin cevabı az çok aynıydı: bir arada durabilmek, konuşabilmek ve ışık tutan filmler, kitaplar, şiirler…”

Ciliv’in yukarıdaki açıklamaları doğrultusunda Festival’de direnme gücüne gönderme yapan, birleştirici, yenilikçi, iyileştirici filmlerin ağırlıkta olduğu programda 34 ülkeden 146 yönetmenin imza koyduğu 126 film sergilenecek. Festival 16-26 Şubat 2017 tarihleri arasında İstanbul'da; 2-5 Mart 2017 tarihleri arasında ise Ankara ve İzmir'de eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek, diye açıklıyor Zamazingo sitesinden gelen tanıtım yazısı.  Festivalin resmi sitesinden anladığım kadarıyla film gösterimleri dışında kimi etkinlikler ve söyleşiler de var festival kapsamında.

Şimdi diyeceksiniz ki bize ne bundan. Evet, bence de bize ne? Ben sadece ilgili tanıtım yazısını ve festivale tema edilen slogan cümleyi duyduğumda aklıma gelen ilk soruya takıldım. Erişilebilirlik anlamında bu festivalde iyi bir şeyler var mı? Bir arada durabilmek ve konuşabilmek söz konusu edildiğinde engelli seyirce bu birlik kapsamında sayılıyor mu?

Festival sitesine baktım erişilebilirliğe dair bir şey bulabilir miyim diye umutsuzca. Ne gezer? 126 filmin gösterileceği bir şölen var ve bizim o şölende oturabileceğimiz tek bir koltuk yok.

Ayrıca sitesinden anladığım kadarıyla bu festival tarafından dünyada ilk kez gerçekleştirilen 'alternatif dağıtım ve paylaşım' projesi !f ² ile Türkiye ve komşu ülkelerde 30'dan fazla kente festival ruhu taşıyor, deniyor. Ancak ülkesindeki mesela kör ya da sağır kardeşine bu ruhu veremiyor. Yani beni ve benim gibi milyonlarca engelliyi iyileştiremiyor.

Sonra kafama takıldı. İlla ayrı bir festival mi olması gerek engellilerin düşünüldüğü. Engelliler için yapılacak, engelli yakınları veya onlara rehberlik eden birileri de lütfen katılacak o kadar. Size de saçma gelmiyor mu bu? Evet! Hiç yoktan iyidir diyebiliriz belki ama. Mesela ben ailemden ya da arkadaşlarımdan her hangi biriyle böyle bir organizasyondan faydalanma şansımı kaybediyorum en baştan. Veyahut da hiçbir engeli olmayan eşim ya da sevgilimle katılma mutluluğundan. İşin daha traji komik tarafı festivalin teması bütünleştirici ama engelliler mevzu bahis olunca ayırımcı.

Ne kadar işliyor bilmem ama mesela yeni çıkan yasaya göre kitap evleri her bastıkları eserin bir kopyasını Milli Kütüphane’ye engellilerin okuması için vermek zorundalar. Böyle bir kural filmler için de olamaz mı? Mesela erişilebilirliği gözetilmemiş hiçbir film gösterime çıkamasa. Hele böyle festivallerde yer bulamasa. Hele hele Oscar gibi Altın Portakal gibi ödül verilen festivallerde ödül alamasa ve hatta en erişilebilir film diye bir kategori de konulsa... Ne dersiniz?

Bence olmalı mutlaka ve ivedilikle. Olmaz, dediğimiz pek çok şeyin olduğunu gördük şükür ki yaşamımızda. Bu da olacak bir gün ben umutluyum.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş