Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Ne Ekersen Onu Biçersin

Yazar: Burak Sarı

Toplam okunma: 1631

burakburaksari@gmail.com

 

Merhaba sevgili okurlar,

Dergimizin çeşitli sayılarında, toplumun engelli algısını ve mizah sınırlarını alt üst eden davranışları sürekli dile getiriyoruz. Yaşadığımız toplum gerçekten çok yaratıcı. O kadar yaratıcı ki, kimsenin aklından geçiremediği ayrımcılık örneklerini, bizzat kendi üzerinizde patlayana kadar fark etmiyorsunuz bile. Bu çok farklı bir yaratıcılık örneği, insanları ötekileştirmek, onlarla psikolojik bir savaş yürütmek için var adeta. Örneğin; kaldırımı arabasıyla işgal eden muhteşem zat, kaldırım işgalini sonlandırmak yerine gördüğü engellinin koluna girerek, onu arabanın yanından geçirme yaratıcılığını gösteriyor. İş başvurusunda bulunduğunuzda işyeri sorumlusu, size ekran okuyuculu bir bilgisayar temin etmek yerine muhteşem yaratıcılığını kullanarak, “Burada senin yapabileceğin bir iş yok.” diyebiliyor. Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz.

Bu keskin zekâ ürünü yaratıcı çözümlerde ortak nokta engellinin hiçleştirilmesi ve edilgen kabul edilmesidir. Engelleri ortadan kaldırmak için kullanılması gereken yaratıcılık, engelliliği içinden çıkılamaz bir sorun haline getirmek için sınırlarını zorluyor. Peki, ayrımcılıkta sınır tanımayan bu yaratıcılık, nesiller boyu kendini tekrar eden, kronikleşmiş bir durum olabilir mi? Bu soruyu aklıma düşürense sık sık kullanılan özlü sözler oldu.  Son zamanlarda ciddi ciddi bu soru üzerine kafa yormaya başladım. Bir toplumun yüzlerce yıllık birikiminin bugüne aktarılmasında, sözlü kültürün önemli bir yeri vardır. Çok övünerek kullandığımız atasözleri ve özlü sözler yüzlerce yıllık belleğimizdir. Bu belleği kurcaladığımızda engellilere dair pek çok söz buluruz. Bu sözler, dünden bugüne ayrımcılık konusundaki yaratıcılığımızın bir aynasıdır resmen. Uzun zamandır dikkatimi çeken bu konuyu ele almak istedim. Zira ayrımcı olmadığını savunan insanlar dahi, sıklıkla bu sözleri kullanıyor ve daha pekişmelerine neden oluyor. Sözü fazla uzatmadan, belli örneklerle bu sözleri ve hayatımızdaki yansımalarını inceleyelim.

“Her kör satıcının bir kör alıcısı vardır.”  Övüne övüne kullandığımız bu söz, kör körle arkadaşlık etmeli, bir körle ancak başka bir kör evlenebilir mantığının dile gelmiş özeti değil mi? Bu söz, kimin ne zaman söylediği unutulacak kadar eski olmasına rağmen, aradan geçen yüzlerce yıla karşın, hala bu sözü doğrularcasına ailelerin, iki görme engellinin evliliğine karşı çıkması ve lise çağına gelmiş kör öğrencilerin, inatla, körlerin fazla olduğu okulları seçmeleri çok acı değil mi? “Ağzı eğri, gözü şaşı, ensesinden belli olur.” Yani kişinin niyeti davranışlarından belli olur. Evet buradaki niyet davranıştan, hatta direkt söylenen sözden belli. Kişisel görünümü toplumun algısına ters olanların kötü olan her şeyle özdeşleştirilmesi. Hala bir insana güvendiğimizi belli etmek istediğimizde, ağzı yüzü düzgün demez miyiz? Oysa hayat, ağzı yüzü düzgünlerin, badem gözlülerin ve nur yüzlülerin de; o görünüm altında ne kötülükler sakladığını gösterdi. Neyse, “Tarih tekerrürden ibarettir.”  gibi saçma bir tezin böylece çürümüş olması yanımıza kar kalsınJ  “Gece gözü, kör gözü. “ sözü ise gece vakti iyi şeyler yapılamaz diye açıklanıyor. Klasik mantığa göre, kör sürekli gece yaşadığı için işlerinde başarılı olamaması doğaldır. Bir başka atasözü ise “Çingene’den çoban, Yahudi’den pehlivan olmaz.” diyor. Bir işi en iyi yapmanın şifresini, hatırlatmama gerek var mı? Türk olmak, Müslüman olmak (en Sünni’sinden), erkek olmak, engelsiz olmak ve heteroseksüel olmak. “Kör çobanın sürüsünün sonu uçurumdur.” Bu söz, bize yönelik algının özeti gibidir. Gözleri görmeyen bir insan, nasıl yemek yiyebilir? Nasıl tuvalete gidebilir? Herkesin yaptıkları işleri saymıyoruz bile, körün bunları yapabilmesi mümkün mü? O nedenle, haddini bilmeyip uzmanca bilgisayar kullanan, virtüözlük düzeyinde enstrüman çalan, yüksek lisans yapan, resim yapan, dağcılık yapan engellilere bu işlerin yanından geçmemiş insanlar, “Helal be biz bile yapamıyoruz.” diyebiliyor. Toplum, kendi kalıplarında olmayan insanlara ayrımcılık, hakaret vb. her türlü yanlış davranışı layık görüyor. Buna itiraz edenler de agresif diyor. Bize yönelen hakarete karşılık verdiğimizde bunun adı fevrilik oluyor ve bizimle aynı sorunu yaşayan insanlara da mal ediliyor.

Neden mi bu kadar tepkiliyiz? Bu soruyu yine bilinen ve çok doğru bir sözle örneklendirerek yazımı sonlandırıyorum, “Ne ekersen, onu biçersin.”

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş