Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Körler de mi Sürgündü ki

Yazar: Gülcan altun

Toplam okunma: 640

guleycane@gmail.com

Sayı 53, Temmuz 2018

 

Gerçekten bizler de mi sürgündük ki o zamanlar? Evlerimizde izlediğimiz TV programları, diziler ve filmleri tam anlayamadığımıza göre; bir üst caddedeki sinemaya gelen ve yeni vizyona giren filme, “nasılsa görsel sahneleri tek başıma bilemeyeceğim ve filmi bütünleştiremeyeceğim”  ya da işitme engelli biri açısından bakıldığında “konuşulanları duyamayacağım” diye çok istememize rağmen gidemiyorsak; sokağımızda rahat rahat yürüyemiyorsak; okulumuzda bir üst kattaki sınıfımıza çıkamıyorsak birileri bizi kucaklamadan, özgürce. Kalabalıklar içinde sürgün sayılmaz mıyız?

 

Bu yazımda sizlere, son sahnesinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün,

“Biz cahil dediğimiz vakit, mektepte okumamış olmayanları kast etmiyoruz. Kast ettiğimiz, ilim, hakikati bilmemektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören hakiki âlimler çıkabilir.”

sözünü ekrana yansıtan bir filmden söz etmek istiyorum. Tabii ben yansıtılan bu sözün varlığını ancak üçüncü izleyişimde betimleme seslendirmeni Barış Bölükbaşı'nın okumasıyla anlayabiliyorum.

 

Sözünü ettiğim film ise Sürgün İnek. Ayhan Özen'in yönettiği filmin senaryosunu Serkan Öztürk kaleme almış. Yapımcılığını ise Ali Tokul ve Levent Güneri üstlenmiş. Komedi türünde sınıflandırılan film, trajikomik bir tarihte, 28 Şubat 2014'te gösterime girmiş. Filmde rol alan oyunculardan bazıları ise şöyle: Hasan Kaçan, Şebnem Sönmez, Cezmi Baskın, Fırat Tanış, Vildan Atasever, Tolga Güleç, Tarık Papuççuoğlu. Bana göre filmin en sempatik tiplemeleri Cebrail, Mikail ve İsrafil dedeler ve onlara hayat veren aktörler ise Eşref Kolçak, Yılmaz Guruda, Köksal Engür gibi devler. Bu üçlüye filmin sonunda eklenen Azrail'i, yani Cahit Berkay'ı da eklemesem olmaz.

 

Sürgün İnek izleyiciler tarafından ortalama düzeyde beğenilmiş. Çünkü IMDB puanı: 5,5; Beyaz Perde sitesinde gruplandırılmış şekilde verilen puanları ise şöyle: Basın, 2,8; üyeler, 3,4; sitenin kendi puanı ise 3,5. Zira internette yaptığım küçük araştırmada da gördüm ki çok farklı görüşler var. Filmi komik bulanlar da var benim gibi, böyle sağlam bir kadronun bu filmde nasıl oynamayı kabul ettiğine inanamayanlar da . Özellikle Ekşi Sözlük'te hayli olumsuz eleştiri almış film.

Konusuna gelince; 2009 yılında Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde yaşanan gerçek bir olaydan esinlenilmiş. Atatürk büstünü kırdığı için başka bir köye sürgün edilen ineğin öyküsü, 28 Şubat post modern darbesiyle özdeşleştirilerek her iki olay hicvedilmiş. Filmin çekimleri bambaşka bir kentte Muğla'nın Yatağan ilçesi, Bozüyük köyünde yapılmış.

 

Filmde, irtica paranoyasının köyde kendi halinde yaşayan insanları bile ne hale soktuğu trajikomik bir dille ele alınmış.

 

Ailesinin karşı çıkmasına karşın sevdiği adamla, yani Şevket ile evlenen Cemile'nin hiç çocuğu olmamıştır. Körpeliğinden beri bakıp büyüttükleri Sarıkız adlı inek onlara adeta bir evlat gibi olmuştur. Ancak biricik Sarıkızları talihsiz bir günde okul bahçesindeki Atatürk büstünü kırar. Olay bir tesadüfle öğrenilir ve bir anda askerin ve milli eğitim müdürlüğünün de içine karıştığı kördüğüm haline gelir. Sarıkız cezalandırılacak mı yoksa aklanacak mıdır?

 

Yukarıda da vurguladığım gibi bu film hakkında internette çok şey söylenmiş zamanında. Malum biz kör seyirciler sesli betimlemeye ulaşmak konusunda o tarihte şimdiki kadar bile şanslı olmadığımızdan geç ulaştık sayılır filme. Sayılır diyorum çünkü filmleri pek çok yoldan bulabilir ve izleyebiliriz de. Ancak benim sözüne ettiğimin ne olduğunu siz okuyucular gayet iyi biliyorsunuz.

 

Neyse ne diyorduk? Benim okuduğum yorumların pek çoğu olumsuz eleştirilerden oluşuyor. Eleştirilerin çoğu konuyu güzel, işlenmesi gereken bir husus; oyuncu kadrosunu çok iyi ki bu gerçekten çok doğru; müzikleri yerinde bulmuş ancak esprileri yetersiz ve yavan gelmiş pek çok kişiye. Filmin konusu ile sonunu bağdaştırmamış bir takım izleyiciler de. Filmin olumlu yanlarından biri de, son dönemde komedi filmi olarak sunulan birçok yapımdan farklı olarak, küfürsüz güldürmesi.

Bana göre de yukarıdaki eleştirilerin büyük bir kısmı haklı ancak ben filmi kötü bulmadım. Üstelik Sürgün İnek filmini konu aldığı Star gazetesinde 1 Mart 2014 tarihli yazısında Gülcan Tezcan'ın da vurguladığı gibi darbe geçmişi çok ancak darbe konulu sinema yapımları az ve olanların da yetersiz olduğu bir ülkeyiz. Hatta 28 Şubat dönemine dair en azından benim bildiğim hiçbir yapım yok. Oysa saçma sapan saplantıların insanların inançlarının en temel gerekliliklerini dahi yerine getirmesinin önüne geçilmeye çalışıldığı günlerdi o günler. Çok malzeme çıkar yani sinemaya o dönemden. Gerçi ülkemiz bu anlamda da malzemesi çok bol bir ülke. Neyse üç nokta koyup biz bu yazıyı yazmamızın ana nedenine, yani sesli betimleme değerlendirmesine geçelim.

 

Betimleme metin yazarı: Fatih Korgan. Kurgu; Vukar Abdurrahimov. Seslendiren; Barış Bölükbaşı, ki bu ses hakikaten filme çok yakışmış ve Barış Bey çok güzel okumuş metinleri. Adeta o da filmin bir parçası gibi olmuş. İçinden, çekiminden, doğalından gibi...

 

Betimleme işi öylesine ilerledi ve Sesli Betimleme Derneği bu konuda o kadar profesyonelleşti ki aşağıdaki birkaç cümlede zorlama bulduğum bir iki noktayı belirtmekle yetinmek zorundayım yalnızca. Kusur ararsınız da yani, işte, şurasında da bu var dersiniz ya işte öyle.

 

Ben de söyleyecek söz biter mi? Betimleme değerlendirmesine geçmeden sizinle paylaşmak istediğim iki husus daha var. İlki betimleme metinlerini dinlerken kimi zaman aşina olmadığımız terimler ya da sözcükler duyabiliyoruz. Yani en azından ben duyuyorum. Bazen acaba yanlış mı duydum, yanlış mı yazılmış diyorum. Veyahut kimi zaman gerçekten montajlamada bazı küçük kesikler oluyor ve kullanılan sözcükler anlamsızlaşabiliyor. Muhakkak sizler de özellikle geçmişten kalan betimlemeli filmlerde bu tür örneklere rastlamışsınızdır. Kimi zaman yazılarımda ben de vurguladım bu tür aksaklıkları. Bu filmin betimlemesinde de daha önce duymadığım bir kelime duydum. Şaşırdım. Acaba yanlış mı duydum diye birkaç kez başa sarıp tekrar dinledim. Hayır, yanlış duymamıştım. Bilmediğim bir terim vardı. Hemen not alıp internette arama motoruna yazdım. Çıkan sözcüğü bu yazıda sizlerle de paylaşmak isterim. Eeee! Bilelim, öğrenelim değil mi?

Sözcük: Şovale. Anlamı ise şöyle:

Şövale, resim sanatı ile ilgilenenlerin çalışma yaparken tual koydukları veya fotoğraf, resim ya da tuallerini sergilemek için kullandıkları üç ayaklı ahşap sehpaya deniyormuş.

 

İkinci söyleyeceğim şey ise bu yazının konusu ve filmden tamamen başka bir şey. Biraz benim algılamam ve muzurluğumla ilgili. Filmde bir sahne… Okulun önünde Gülay Öğretmenle Nihat'ın karşılıklı konuştuğu sahnede Nihat'ın konuşma tarzı aynı Burak. Bizim dergideki yazar Burak Sarı'dan söz ediyorum ve buraya gülmekten yerlere yatan emoji ifadesi koyabilmek istiyorum.

 

Nihat: "Çok güzel evet diyo yaaaa"! dediğinde, niyeyse bana Burak konuşuyor gibi geliyor her dinlediğimde.

 

Artık betimleme hakkında aldığım notlara geçmenin vaktidir.

Bir filmi sesli betimlemesiz, öylesine ya da nasıl anlatsam ki karambole, daha doğrusu en doğru tanımlama bu olacak kara düzen izlemek böyle bir şey işte. Bilmem kaçıncı izlememden sonra anladım ki olay yaşanmış bir olaydan esinlenerek kurgulanmış ve Mayıs 1997'de geçmişçesine ekrana yansıtılmış.

Yanlış anımsamıyorsam daha önce iki kere izlediğim Sürgün İnek filminin ilk sahnesi Şevket'in rüyası imiş. Gerçi bunun rüya olduğu uyandığı zamanki repliklerden anlaşılıyor ama sahnede o esnada olan biteni tek başına izleyen bir körün anlayabilmesi imkânsız.

 

İlk sahnenin betimlemesinde "Masanın üzerindeki tombul ellerine sopayı aldı" cümlesi konsantre olmuş betimlemeyi dinlerken kulaklarını havaya dikktiriyor insanın. Doğrusu şöyle olmalıydı sanki: "Tombul ellerine masanın üzerindeki sopayı aldı".

Dolmuş sahnesinde, dolmuşun içindekileri sayarken üç kadından söz ediliyor ve “Başı yemenili üç kadın” deniyor. Başları yemenili üç kadın daha doğru bir söylem olmaz mı Türkçe kuralları açısından. Veyahut başka bir söylemle başı yemenili olan tek bir kadın mı yoksa kadınların hepsi mi?

 

Kahve sahnesinde, betimleme konuşmacısının anlatısı, filmde yer alan ve oyun oynayan gençlerin repliklerinin üstüne montelenmiş. Ancak betimlemeleri yerleştirecek yeterli boş süre olmadığı için böyle olmuş anladığım kadarıyla.

Film hakkında Sesli Betimleme Derneği'nin sitesindeki açıklamalarda yazılı betimleme var gözüküyor ancak kim tarafından yazıldığı işlenmemiş. İşaret dili betimlemesi notu ise görünmüyor.

 

Her seferinde sonuç aynı belki ama her filmi, herkesle aynı anda, erişilebilir bir şekilde izleyip algılamadıkça kamuoyunun içine giremeyeceğiz bu anlamda. Bir film hakkında ortalık tamamen süt liman olduktan belki de nice zaman sonra biz filmi gerçekten tam anlamıyla anlayarak seyredebileceğiz ama çok geç olacak. Tıpkı Sürgün İnek gibi....

 

Filmle ilgili yorumları okuyabileceğiniz adresler ise şöyle:

 

Beyaz Perde, Melis Zararsız:

http://www.beyazperde.com/filmler/film-223011/elestiriler-beyazperde/

 

Star Gazetesi Gülcan Tezcan.

http://www.star.com.tr/cumartesi/o-donemi-anlatmak-icin-bir-film-yetmez-haber-850173/

 

Haber Türk Gazetesi Mehmet Açar:

http://www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-acar/926014-masaldan-28-subata-kapitalden-meydana

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş