Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Engelli Kadınlarda Doğum Sonrası Depresyon

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 735

filerime@gmail.com

Sayı 48, Şubat 2018

 

Annelik gibi harika bir şeyi deneyimlemek neden depresif olsun ki? İnsan bir bebeği olduğu için depresyona mı girermiş. Bu şımarıklık, yeni nesil uydurmaları, vesaire vesaire…

Doğum, bebek bakımı, aniden değişen hormonlar ve yaşam koşulları pek tabii bir annenin duygu durumunu etkileyebilir. Bu ne ayıp ne günah ne deli saçması ne de yeni nesil uydurmasıdır. Fakat annelik öylesine yüceltilir ve anneliğe öyle anlamlar yüklenir ki, anne olan kadının artık bir benliği kalmaz, olmamalıdır. Kendi için bir şey istemek, kendine vakit ayırmak bencillik oluverir. Kadının depresif hissetmesi de mümkün değildir. Öyle ya ne vardır ortada depresyona girecek. Bulmuş da bunuyor derler böylesine. Yeni anne depresif hissettiğiyle kalmaz, üstüne bir de suçluluk duyar böyle hissettiği için. Belki kimselere açamaz kendini yargılanma korkusuyla ve giderek yalnızlaşır.

Konuş konuş bitmez doğum sonrası depresyon, annelik ve kadınlık. Pek çok güzel yazı var yazılmış, anlamlı kelam var edilmiş bu konuda. Bu ay ben konuyu engelli anneler açısından ele alacağım dilim döndüğünce, kalemim yettiğince.

Engelli anne bazı zihinlere oksimoron bir kavram gibi gelebilir; tıpkı köşeli daire ya da siyah süt kavramları kadar tezatlık barındırdığı düşünülebilir içinde. Bir engelli, başka birinin “bakımına muhtaç” biri nasıl olur da çocuk sahibi olabilir, olmak isteyebilir, bunu aklından geçirebilir, dahası böyle bir şeye hakkı var mıdır? Engellilerin zorla kısırlaştırıldığı dönemleri düşünürsek, bu düşüncelerin uygulamaya nasıl yansıdığını daha kolay anlayabiliriz. Bu yazı elbette az evvel sorduğum retorik soruların cevaplarını aramayacak; bunun yerine engelli bir kadının doğurganlığının nasıl karşılandığını ve bunun doğum sonrası depresyona olası etkilerini irdeleyecek.

Pek çok zaman hamileliğin duyurulması etrafta sevinçle karşılanır. Anne adayı bazen neşeyle kucaklanır bazen belki hiç olmadı kuru kuru tebrik edilir. Ancak bazı durumlar vardır ki, o durumlarda hamile olduğunu söyleyen kadının burnundan getirilebilir. Düşünün bir kere, sekizinci çocuğuna hamile bir kadın, evli olmayan bir anne adayı, on beş yaşında hamile bir çocuk; ilk çocuğuna hamile yirmi beş yaşında görece mutlu bir evliliği olan anne adayıyla aynı tepkiyi mi alır etraftan? Engellilik de bazen buna benzer olabiliyor işte. Engelli bir kadının hamileliğine aileden tutun da sokaktaki dış kapının mandalına kadar bir sürü insan yerli yersiz tepkiler verebiliyor.

Aile, arkadaşlar, sağlık personeli ve sokaktaki adam, kafasında onaylamadığı bu hamileliği pek de hoş karşılamayabiliyor. Aile bireyleri, yeni doğanın bakımının üzerlerine kalabileceği korkusuyla ya da hamileliğin annenin sağlığını olumsuz etkileyebileceği düşüncesiyle bu duruma olumsuz yaklaşabiliyor. Sağlık personeli zaten bir âlem. Pek çok durumda yerli yersiz tepkileriyle engellilerin sinirini zıplatma kabiliyetleri var, biliyoruz. Bazı araştırmalarda görüşme yapılan kadınlar, kendilerine hemen sebepsiz yere kürtaj önerildiğini aktarıyorlar. Bazen de hamileliğin istem dışı gerçekleştiği varsayımına kapılıp “Bunu sana kim yaptı?” gibi aptalca sorular sorabiliyorlar. Yeni doğacak çocuğun kalıtsal olarak engelli doğma ihtimali de herkesi korkutan bir durum. Öyle ya topluma bir fazla yük anlamına gelen bu bebeğe ne gerek var şimdi. Hastanelerdeki sosyal çalışmacılar, annenin bebek bakımı kabiliyetlerini sorgulayıp, bebeğin annede kalmasının tehlikeli olduğuna hükmedip onu zorla annesinden ayırıp koruyucu aileye verebiliyorlar. Ülkemizde böyle bir uygulama var mı bilmiyorum ama Amerika’da maalesef örnekleri mevcut. Yeni anneler annelik becerilerini kanıtlamak zorundaymış gibi hissettirilebiliyor.

Fiziksel engelliler için hastane ve doktor muayenehanelerinin erişilebilirliği, işitme engelliler için iletişim, görme engelliler için tıbbi belgelerin erişilebilirliği hala bir sorun. Fiziksel engelliler için doktorların deneyimsizliği ve bilgisizliği de ayrı bir sorun. Düşünsenize MS hastası bir anne, hamileliğin bedenini nasıl etkileyebileceğini doktoruyla konuşamıyor, çünkü doktor da bilmiyor. Bilgi yok, eğitim materyali yok, bu konuda araştırma yok. Çocuk bakımı ile ilgili eğitimler ya da kitaplar hep “sağlam” ebeveynleri hedef alıyor. Bebek bezi körcül biçimde nasıl değiştirilir, tekerlekli sandalye kullanıcısı bebeğini nasıl taşır kimse konuşmuyor, öğretmiyor. “Sağlam” ebeveynler için her türlü bebek ürününün reklamı yapılıyor cayır cayır ama acaba fiziksel engelli biri için uyarlanmış bir beşik nereden bulunabilir kimse söylemiyor. Anne doğum öncesinde bağımsız bir yaşam sürüyorsa, bebeğine bakarken desteğe ihtiyacı olabileceği sosyal politikalarca göz ardı ediliyor. Örneğin engelli için bakım parası veriliyor ama bildiğim kadarıyla engellinin bakıma ihtiyacı yoksa kimse çocuk bakımı için bir maddi destek sunmuyor. Hâlbuki kendi kendine yetebilen bir anne, pek tabii bebek bakımıyla ilgili desteğe ihtiyaç duyabilir.

Velhasıl-ı-kelam engelli bir annenin hamileliği her zaman neşeyle karşılanmıyor. Tepkiler ve koşullar cesaret verici olmaktan çok uzak olabiliyor. Tüm bunlara ek olarak, engelli olmayan kadınlar için geçerli olan doğum sonrası depresyon tetikleyicileri, engelli anneler için de aynen geçerli. Hal böyle olunca da, engelli anneler arasında doğum sonrası depresyon neredeyse üç kat daha sık görülüyor.

Aylardır bu konuda onlarca çalışma okudum, bir de bebek sahibi oldum. Yukarıda yazdıklarımın hepsini yaşadım diyemem, benimki oldukça pozitif bir deneyimdi. Fakat bazılarını birinci elden deneyimledim. Daha ilk doktor ziyaretinde, bebeğimin güvenliği için herkesten daha dikkatli olmam gerektiği vurgulandı mesela. Bebeğe bakabilme kabiliyetim bazen açıktan bazen gizliden sorgulandı uzak yakın tanıdıklarca. Ne iyi geliyor biliyor musunuz? Bunun üstesinden gelmiş birilerini tanımak ve yeri geldiğinde ona danışmak. Yani bir rol model sahibi olmak.

Ailenin, eş dostun, sağlıkçıların ve dış kapının mandallarının verdiği tepkilerin altında yatan engellilik yaklaşımlarını, sağlamcılık algısını ve buna benzer konuları da varsın Engin Yılmaz ve Canan Çam Yücel konuşsun Engelsiz Erişim eğitimlerinde.

Kendinize ve bebeklerinize iyi bakın. Kimsenin haddi değil anneliğimizi sorgulamak, aklınızdan çıkarmayın.

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş