Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Pek Yakında! Olamadı Ama…

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 722

guleycane@hotmail.com

Sayı 47, Ocak 2018

 

İki yıldır yakamı bırakmayan sağlık sorunlarım nedeniyle bir süredir dergiden uzak kalmak zorundaydım. Bu durum fazlasıyla canımı sıkıyor ama yapabileceğim pek bir şey de yok ne yazık ki. Yazı yazmaya karar verdiğimde uzun süredir ihmal ettiğim betimlemeli film değerlendirmesi işime geri döndüm. Elimdeki arşivi tararken ihtiyaç duyduğum gülme güdüsünün etkisiyle mi nedir, bir komedi filmi seçtim. Pek Yakında! Benim dönüşüm pek bir yakında olmadı galiba ama…

Film, adı geçtiğinde dahi onu bilen pek çok kimsenin dudaklarında bir gülüseme yerleştiren bir yönetmene; Cem Yılmaz’ ait. Hatta filmin senaryosunu bile kendisi yazmış. Film, 2014 yapımı görünüyor GETEM’in eser tanıtımı açıklamalarında. Sesli betimlemesinin ne zaman yapıldığına dair bir bilgilendirme bulunmuyor, ne GETEM’de ne de Sesli Betimleme Derneği’nin resmi web sitesinde.

Komedi türünde sınıflandırılan filmde başrol oyuncusu tabii ki Cem Yılmaz. Bunun yanı sıra Tülin Özen, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Ozan Güven, Çağlar Çorumlu, Cengiz Bozkurt, Zerrin Tekindor, Hare Sürel, Ayşen Gruda ve Ülkü Duru gibi pek çok önemli isim yer alıyor filmde.  

Filmin konusu hakkında ise birkaç kelam edilecek olursa şöyle anlatılabilir: Figüran olarak sinemaya adım attıktan sonra uğradığı hayal kırıklığının etkisiyle korsan DVD işine giren ve hayatını bu yolla kazanan Zafer, “Cem Yılmaz”, eşiyle bu yüzden yaşadıkları sorunlar nedeniyle geldiği boşanmanın eşiğinden dönebilmek için kanunsuz işlere tövbe etmeye karar verir. Ancak korsan işi onun peşini bırakmaz. Bu arada Yeşilçam koleksiyoncusu olarak tanımlayabileceğim Ecder’in, “Özkan Uğur’un” yanına gittiği sırada Ahben ile “Zafer Algöz” tanışır. Ahben elinde 1970’lerden kalma senaryosuyla artık tükenmiştir. Zafer, son bir umutla bu senaryoya sarılır ve bu bir nevi hem evliliğinin hem de tüm ekibin kurtuluşu olur. Tüm bu süreçte yaşananlar mı? İşte izlenmeye değer bir eseri oluşturur. Bu arada filmin İMDB puanının hiç de azımsanmayacak bir puan olan 7.7 olduğunun da altını çizmek isterim.

Gelelim bizi ilgilendiren diğer bir nokta olan Sesli Betimleme emekçilerine: Betimleme metin yazarı; Hülya Gülay Ogelman. betimleme seslendirmeni, Emine Kolivar. Altyazısı,  Miliza Koçak tarafından hazırlanmış. Ses montajını Vukar Abdulrahimov yaparken, teknik yapımda Yeni Gökdelen Tercüme Dağ Prodüksiyon’u görüyoruz. İşaret Dili tercümesi ise Müjde Kolçak tarafından yapılmış. Dolunay Ünal ve Fulya Akbaba tüm bu yapılanları son bir kontrolden geçirmiş.

Bir alt not olarak araştırma yaparken fark ettim ki Sesli Betimleme Derneği’nin vaz geçilemez faaliyetlerinden biri olan Betimleme Kumbarası başlığı altında bu filmin afiş betimlemesi de yapılmış. Betimleme yazarı ise; Arif Emre Tiryaki.

Yalnız bu noktada bir hususu vurgulamadan geçemeyeceğim. Bir anlamda bir uyarı da diyebiliriz. Zira Hem GETEM’de hem de Derneğin sitesinde dikkat çeken bir sorun bu. Zaten muhtemelen aynı kalemden çıkmış. Hatta kopyala yapıştır yapılmış. Dolayısıyla aynı hata iki sitede de oluşmuş. Mesela filmin konusu açıklanırken bariz yazım yanlışları olmuş. Başka bir yazım yanlışı da aşağıdaki paragrafta alıntıladığım gibi film afişi açıklamasında da yapılmış.

“Fotoğrafın altında film elibi ve görevlerinin yer aldığı bölüm var. Hepsi küçük puntolu büyük harflerle yazılmış. En altta ortada 2 Ekimde Sinemalarda yazıyor, geri kalanlar okunaklı değil.”

Bu anlamda da bir son kontrol ekibi iyi olmaz mı acaba diye düşündüm ben kendimce. Zira Sesli Betimleme Derneği, Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir hizmet yürütüyor ve bunu tek başına üstleniyor. Ben eminim dünya çapında da çok az kurum vardır bu işi yapan ve bizim Derneğimiz bunlar arasında önemli bir yerdedir. Böyle küçük hatalar yüzünden saygınlığının zedelenmesini istemem. Dilerim ne demek istediğimi doğru anlatabilmişimdir.

Şimdi de filmin betimlemesinde dikkatimi çeken ufak tefek hataları bildirmek isterim hem sizlere hem de yetkililere.

Film başladığında, şirket vs tanıtımlarının olduğu bölümde; "Cem Yılmaz Fikir Sanat ambleminin yanında küçük harflerle Pepsi" diyor sesli betimleme seslendirmeni. Ancak "Cem Yılmaz Fikir Sanat" dedikten sonraki o es duruşu neden anlam veremedim. Acaba bir nedeni var mı? Yoksa okuyuş ya da montajdan kaynaklı bir durum mu acaba?

Amma da yaptım değil mi? Sonuçta oradaki es duruşunun bir anlamı yoksa ne önemi var… Eğer bir anlamı varsa kısacık aralıklarda anlatılan görsel durumların yanı sıra bu ayrıntı nasıl belirtilebilir? Vallahi benimki kusur bulmak değil, dikkat çeken noktaları bildirmek. Merak işte ne yapayım, fark ediyorum, düşünüyorum, soruyorum...

Filmin ilk sahnesi anlaşılıyor ki bir zamanların efsane filmi Eşkıya'nın son sahnesinin çekimi. Burada sahne betimlenirken başrol oyuncusu "Şener Şen’in çatıdaki hali anlatılıyor" ve Şener Şen yerine sadece Şener olarak ifade ediliyor. Bence burada Şener yerine Şener Şen denseydi daha net olurdu. Nasıl desem ki cins isim özel isim farkı gibi sanki. Bu arada Eşkıya filmini birkaç kez izlemişimdir, tabii ki geçmişte ve betimlemesiz olarak. Ben bu son sahnenin hep bahçede ya da boş bir arsada olduğunu sanıyordum; çatıdaymış...

Polisler kafeyi basıp da evine gidip eşyalarını bavula doldurduktan sonra ki bunların hepsini betimlemeden çok daha net ve ayrıntılı öğreniyoruz, "arabasıyla gitti" ifadesini kullanıyor betimleme seslendirmeni. "Arabasıyla gidiyor" daha doğru bir söylem olmaz mı sizce de?

Ulaştığı yerde çıkmaz sokağın sonunda sokağı aydınlatan lambanın olduğu binanın büyük kapısından giriyor. Burada bir anlatım bozukluğu yok mu?

"Gece vakti çıkmaz sokakta arabasından indi" cümlesinden hemen sonra 9. dakika 41. saniyeden sonraki cümlenin ilk kelimesini defalarca geri sarmama karşın anlayamadım. Sanırım montajlamada ilk hece kaynamış. Sonradan jeton düştü. Cümle, "kimsenin olmadığı sokağın" ifadesiyle başlıyormuş meğerse.

Ancak 25. dakika 26. saniyedeki betimlemenin ilk kelimesini ne yaptıysam anlayamadım. ""bilmem neredeki koltuğa oturdu. Sol kulağında halka küpe, başında bere..." şeklinde devam eden cümlenin ilk kelimesi gene montajlamada tırtıklanmış sanırım.

Mekânlar sık sık değişiyor bir anda. Çoğu sahnede mekân, zaman ve durum tanıtımları çok net ve gayet açıklayıcı. Ancak bazı sahnelerde film akışından anlıyoruz biz sahnenin değiştiğini, betimleme anlatımından değil.

Anlam veremediğim bir sahne de Boğaç Boray'a piyar dedikleri oyunu yapma sırasında kadın kılığında diyor ama ilk anda şöyle bir afallıyorsunuz. Kadın kılığına giren kim? Sonradan sahnenin genel ifadesinden anlaşılıyor ki kadın kılığına girmiş olan kişi, Zeki.

Aynı şekilde betimleme okuyucusu hemen ardından “fotoğraflarını çekiyor diyor”, fotoğrafları çeken kim? Bunda bir tahmin yürütemedim.

Bir montaj hatası da piyar sonrası yaptıkları oyunun sonucunu görmek için Zeki, Zafer, Tuna ve diğerlerinin magazin haberlerini izleme sahnesinde var. Zeki’nin gururla yaptığı muhtemelen TV kapatma hareketini tanımlarken okuyucunun kullandığı cümleyi ben bir türlü algılayamadım. Defalarca geri alıp dikkatle dinlememe karşın seslendirmenin ne dediğini bir türlü anlayamadım. Kapatılan ne ve nasıl kapatılıyor? Bundan da tam emin olamadım.

Film çekimine başlamak için ilk toplandıkları sahnede, Yönetmen Ahben gelen tek basın mensubu ile konuştuktan hemen sonra, Zeki "Açık büfe açılmadı, tırtıklama" diye birini fırçalıyor. Betimleme seslendirmeni " elindekini bırakıyor" diyor. Ama fırçalanan ve elindekini bırakanın kim olduğu belli değil.

Yalnız Boğaç Boray'ı seslendiren Semih'e, biz onun Semih olduğunu görüldüğü ilk sahnelerde tam olarak bilmiyoruz, okuyucu tarafından kısacık diye ifade ediliyor. Bu tanımlamayı ben kendi adıma çok sevdim. Şirin ve esprili hem de gerçekçi olmuş.

Polislerin Zafer'i götürdüğü sahnede betimleme "Arzu ağlıyor" diyor ve hemen ardından "koluna girip Zafer'i götürüyor" diye devam ediyor. Sanki Zafer'in koluna girip götüren Arzu imiş gibi bir algı oluşuyor.

Bence film güzel bir yapım. Hem eğlenceli hem duygusal. Yani tam benlik. Ama sesli betimleme olmasaydı yarım yamalak anlayacak ve doldurulacak boşluklarla eksik kalacaktım. Teşekkürler SEBEDER. 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş