Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Ya Çocuğum da Benim Gibi Olursa!

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 949

filerime@gmail.com

Sayı 41, Temmuz 2017

 

Yirmili yaşlarımdaki ben dâhil, etrafımda pek çok engelli insanın aklından geçen, geçmese bile çevrenin tatlı imalarla hatırlattığı bu düşünce, çocuk sahibi olmaya karar verdiğim zaman, üzerinde enine boyuna düşündüğüm bir hal aldı.

Eskiden, şöyle on yıl önce falan, yani neredeyse körlük adına hemen hemen hiçbir şey bilmediğim yıllarda, bunu düşünür ve o zaman çok üzülürdüm. Belki suçluluk, belki çaresizlik, belki utanç belki de hepsi ve daha fazlası kaplardı içimi. Kendi hayatından daha ötesini pek bilmeyen ben, görmeyen bir çocuğun da benimki gibi bir hayat süreceğini düşünür, hem kendime hem ona üzülürdüm. Sonra işler değişti. Neyse ki kör olmayı ve kör gibi yaşamayı öğrendim zaman içinde. Hayatım yavaş yavaş ama çokça değişti. Eskiden tek başıma sokağa çıkıp bakkaldan ekmek almaktan aciz ben, annesi babası öldüğünde hayatta tek başına ne yapacağını kara kara düşünen ben gitti; yerine kendi ayakları üzerinde durabilen, tek başına dört başı mamur bir hayat sürebilen, kendine yetmekle kalmayıp etrafındakilere ve topluma da bir sürü şey katan özgür bir birey geldi.

Ben bu kadar kendimle meşgulken, bu çocuk meselesi de uzun süre rafa kalktı. Bu zaman içinde çok şey öğrendim, çok şey başardım, yeri geldi düştüm doğruldum, yeri geldi kanatlandım uçtum. Bir önceki sayıda anlattığım gibi bir süreç yaşadım. Yani engelli olmaktan öteye gidip kendimi bir kör olarak, bir engelli olarak tanımlamaya, bunu bir kimlik olarak taşımaya başladım.

Bu arada âşık oldum ve hatta evlendim. Aradan yıllar geçip şartlar olgunlaşınca artık bir çocuk sahibi olmak istediğimize karar verdik. Sonra raftan indirdim bu düşünceyi, üfledim tozlarını. Bakalım hala aynı mı diye yokladım. Benim durumum tam teşhis edilememekle birlikte genetik olduğu iddia edilen bir durum. Dolayısıyla çocuğumun da “benim gibi” olma ihtimali bir gerçek. Biraz hamilelik ve çocuk gelişimi üzerine okuduysanız bilirsiniz, bir bebeğin “sağlıklı” doğması, tüm olasılıklar düşünüldüğünde bir mucize. Bir bebeğin sahip olabileceği yüzlerce hatta binlerce hastalık ya da içinde bulunabileceği durum var ve görmemek tüm bunlar arasında baş edilmesi benim için en kolay olanı, hatta uzmanlık alanım. Elimin altında sayısız kaynak, danışabileceğim sayısız kıymetli dostum ve onca yıllık pratiğim var. İnsan aslında bilmediği şeyden korkar. Fakat bazen yanılgıya düşüp en çok bildiği şeyden de korkabiliyormuş demek ki, tıpkı eskiden benim yaptığım gibi.

Ciddi ciddi düşününce rafa kaldırdığım düşüncelerimin aynı olmadığını fark ettim. Artık eskisi gibi suçlu ya da çaresiz hissetmiyordum. Peki neden? Ne değişmişti? Tabii ki ben. Ben değişmiştim. Artık üzücü, umutsuz, çaresiz bir hayatım yoktu, belki her şey tozpembe değildi ama kendimi ve hayatımı seviyordum, dahası nasıl yaşamam gerektiğini biliyordum.

Sonra çok eskilere gittim. Annem ve babamı düşündüm. Acaba bilselerdi çocuklarının ben olacağımı, taa en başından bilselerdi vazgeçerler miydi benden? Onların cevabını bilemem, hatta belki onlar da bilemezler. Fakat şöyle düşündüm: Ya vazgeçmiş olsalardı benden sırf görmüyorum diye! Hiçbir şeyimi bilmeden, beni hiç tanımadan, dünyaya geldikten sonra neler yapacağımı bilmeden vazgeçselerdi benden! Hani şu hep bizi delirten, yapılmasın artık diye avaz avaz bağırdığımız, bir insanı sırf engeline sırf körlüğüne indirgemek var ya, işte tam olarak ondan yapmış olmazlar mıydı? Peki ben öyle yapsam, ben de aynı şeyi yapmış olmaz mıydım?

Biraz da içselleştirilmiş sağlamcılığı düşündüm, (detaylı bilgi için Engin Yılmaz’ı takip edin). İçselleştirilmiş sağlamcılık bu düşüncenin neresinde yatmaktaydı? Elbette her yerinde. Kız olsun erkek olsun fark etmez, yeter ki sağlıklı olsun, eli ayağı düzgün olsun. Öyle değil mi ya! En hayırlı duadır bu, en gönlü yüce dilektir bu. Engelli bir bebeğin, ya da çocuğun hayatı hiç kolay değildir bu bir gerçek; hele ki aile ne yapacağını bilmiyor ya da maddi manevi buna gücü yetmiyorsa. Öyle kronik hastalıklar var ki pek çoğumuzun adını bile bilmediği, dilerim hiçbir çocuk onlarla savaşmak zorunda kalmasın, hiçbir bebecik onların pençesine düşmesin. Fakat bunlar dururken, adı sanı bilinen engellilikten bu kadar korkulması işte bu içselleştirilmiş sağlamcılık yüzünden. Sırf “benim gibi” olacak diye düşünüp çocuğumdan hatta çocuk fikrinden vazgeçseydim eğer, sanki silahı kendime doğrultup şakağımdan vurmuş gibi olurdum. Bir yanda toplumda varolmak adına, eşitlik için, ayrımcılığa karşı durmak için savaş, diğer yanda sadece görmeme ihtimali olduğu için bir bebeği daha fikir aşamasında aklından sil. Bunu asla yapamazdım.

Bir de kendimi düşündüm. Hayata kattıklarımı, bana değer veren insanları düşündüm. Annem babam ve ağabeyim, çekirdek ailem ve hatta geniş ailem beni hep çok sevdiler. İçinde bulundukları bu farklı durumla nasıl baş edebileceklerini tam olarak bilemeseler de tek yaptıkları beni sevmek oldu. Görmeyen bir çocuk nasıl yetiştirilir, hayata nasıl hazırlanır pek bir fikirleri yoktu. Yine de ben, ne bugün olduğum kişiden ne de yaşadığım hayattan şikâyet edebilirim. Eğer ben bugün yaşadığım hayatı yaşayabiliyorsam, Benim çocuğuma katabileceğim çok şey var demektir ve o benim yaptığımın kat kat iyisini yapabilir, çünkü doğduğu günden itibaren yanında onu çok seven tecrübeli bir görmeyen olacak.

Velhasılıkelam, eğer çocuğunuzun görmeme ihtimalinden çok korkuyorsanız, kendinizi rahatlatmak için daha bağımsız, daha verimli, daha körcül bir hayat sürmeyi deneyebilirsiniz. Bana şahsen iyi gelmiş görüldüğü üzere. Bir de engelli kimliği, sağlamcılık, içselleştirilmiş sağlamcılık kavramlarını düşünmekte yarar olabilir. Siz kendinize ve engelliliğe nereden bakıyorsunuz? Son olarak da size en yakın engelli kişiyi düşünün, yani kendinizi. Sırf görmüyorsunuz diye vazgeçilseydi sizden?

Kadınlar, erkekler, güçlü olun, etrafın dediklerine kulak asmayın. Biz herkes gibi özgürce yaşamayı hak eden bireyleriz. Utanılacak, gizlenecek bir şey yok. Burada takılıp kalmayın. Çocuk sahibi olmak zaten başlı başına bir risk. Çocuk sahibi olmak istiyorsanız düşünmeniz gereken çok fazla şey var. Nasıl bir anne baba olmak istediğinizi, fasulye kadar çorapları nasıl eşleyeceğinizi, ona nasıl kitap okuyacağınızı, 60 mililitre mamayı nasıl ölçeceğinizi düşünün ki bebişko geldiğinde hazır olun. Eminim hazırlıksız yakalanmak istemezsiniz.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş