Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Mahkûm da Sensin Muhtaç da

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 2230

elifemiroksuz@gmail.com

30. sayı, Ağustos 2016

 

Osman elle kumanda edilen vanıyla işinden eve geldikten sonra, arabasını park edip tekerlekli sandalyesine geçti. Oturma odasına geçip bir süre dinlendi. Dinlenirken gazeteye göz attı. Cerebral palsy nedeniyle ince motor becerileri etkilenen Osman, gazeteyi, kucağına koyduğu bir dizüstü okuma masasının üzerine yayarak okuyordu. On dakika kadar sonra Osman, farklı şekildeki bir bıçak ve ilave tutma yerleri olan tencereyi kullanarak yemek hazırlamaya girişti. Ailecek yemeğe oturdular. Osman tutması daha kolay olan L şeklindeki çatal kaşığı kullanıyordu. Yemek boyunca herkesin gününün nasıl geçtiğini ve günün önemli olaylarını konuştular. Çocuklar babalarının konuşmasına alışık olduklarından onu kolayca anlayabiliyorlardı.

Doğduğu günden beri cerebral palsiden muzdarip Ahmet tekerlekli sandalyeye mahkûmdu. İşten eve gelmek için özürlülerin kullanımı amacıyla özel tasarlanmış elden kumandalı vanına muhtaçtı. Ahmet vanıyla eve geldikten sonra, zor zahmet vandaki lift sayesinde arabadan inip sandalyesine geçti. Oturma odasına gelebildiğinde Ahmet durup dinlenmek zorunda hissetti. Ahmet’in zayıf parmakları gazeteyi tutamadığından, gazeteyi okumak için üzerine yayabileceği bir dizüstü masa kullanmak zorundaydı. Yeterince dinlendikten sonra, sandalyesini yemek hazırlamak için mutfağa sürdü. Ahmet, kendisi gibilerin basit mutfak işlerini yapabilmesi için özel tasarlanmış araç gereçler ve tuhaf tutamaçları olan tencere sayesinde yemeği hazırlayabildi. Ailecek yemeğe oturdular. Ahmet tutması daha kolay olan L şeklindeki çatal kaşığı kullanmak zorundaydı. Yemek boyunca herkesin gününün nasıl geçtiğini ve günün önemli olaylarını konuşmaya çalıştılar. Ahmet’in konuşma bozukluğuna rağmen özverili çocukları onu anlamaya çabalıyordu.

 

Osman ve Ahmet hakkında ne düşündünüz bu iki paragrafı okuduktan sonra? Sizce hangisinin hayatı daha zor?

Aslında Osman da Ahmet de aynı kişi, anlatılan olay da aynı olay. Yalnızca kullanılan dil birbirinden çok farklı. Özünde, ilk paragrafta bile çok fazla gereksiz öğe var. Fakat aradaki farkı gösterebilmek adına bu kadar detay verdim.

Nasıl bir dil kullandığı çok önemli olan iki gruba hitaben yazıyorum yazımı bu ay; sevgili medya mensupları ve sevgili akademisyenler.

Medya öyle güçlü bir etkiye sahip ki, bazen bir dizi karakterinin söylediği anlamsız bir söz, iki üç gün içinde yediden yetmişe halkın diline pelesenk olabiliyor. Medya, anında birilerini kahraman birilerini günah keçisi ilan edebiliyor. Üstüne üstlük medyanın ürettiği söylemler her an herkesin hayatının içinde. Akademisyenler direkt olarak daha küçük bir kitleye hitap ediyor görünebilir, fakat dolaylı etkileri oldukça yaygın ve güçlü. Örneğin eğitim fakültesinde bir profesör bir kitap yazıyor, kitabı on yıl boyunca, farklı üniversitelerde yılda bin öğrenciye okutuluyor. Sonra bu on bin öğrenci, on bin öğretmen oluyor. Her birinin yılda ortalama elli öğrencisi oluyor, bu öğretmenler yirmi yıl görev yapıyor, toplamda yuvarlak hesap bir milyon öğrenci yetiştiriyorlar.  Bir “özürlünün” bir şeye ihtiyacı değil, muhtaç olduğunu, tek bir profesör yazıyor ama bir milyon kişi belleğine yerleştiriyor.

Ahmet’in örneğinde olduğu gibi anlatımları pek çok haberde, dizide, filmde ve medyanın ürettiği başka bir sürü yerde görüyoruz. Google’da “engeline rağmen” diye bir arama yaparsanız eğer, “engeline rağmen öğrencilerinin yolunu aydınlatıyor”, “engeline rağmen yılmadı öğretmen oldu”, “onu engeline rağmen kucaklayacak bir yuva arıyoruz”, “engeline rağmen başarılı olmuş dünyaca ünlü isimler”, “engeline rağmen ailesinin geçimi için mücadele ediyor” ve daha bir sürü sonuca rastlayacaksınız. Çok ilgi çektiği, bir övünç kaynağı olduğu düşünülen bu haberler, yalnızca kişinin yapmaması beklenen bir şeyi yapabilmiş olduğuna vurgu yapıyor. Hatta bir yuva sahibi olmak bile, bir engel söz konusuysa eğer “rağmen” durumuna geliveriyor.

Mahkûm ve bağlı sözcükleri genellikle tekerlekli sandalye kullanıcılarını nitelemek için kullanılıyor. Yine basit bir Google araması bize “Zerrin Özer tekerlekli sandalyeye mahkûm oldu”, ya da “sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti” gibi sonuçlar veriyor. Senin Türkçe Vikipedi sayfasında mahkûm dediğin o adam, dünyaca ünlü bir bilim adamı. Acaba sen neye mahkûmsun, ben onu merak ediyorum. “Mahkûm” söylemi kişiyi çaresiz bir pozisyona sokuyor. Hâlbuki tekerlekli sandalye kullanmak, sadece sağlamcılık bakış açısıyla bakıldığında bir çaresizlik durumu.

Mahkûmiyet ayrıca suç ve ceza kavramlarıyla ilişkili bir kavramdır. Tekerlekli sandalyeye mahkûm denildiğinde, kişi yaptığı kötü şeylerin cezasını bu şekilde ödüyor gibi bir anlam da doğuyor. Tekerlekli sandalye kullanmak yalnızca bir durumdur. Bir mahkûmiyet ya da bir bağlılık değildir. Yahu kim bağladı bu insanları bu sandalyelere, söyleyin de çözsünler.

Bazı akademisyenlerin durumu maalesef içler acısı. Özel eğitim alanında bir makale yazmış, başlığı “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar …” Eğitimin özel olup olmadığı, genel eğitimin nasıl bir şey olduğu tartışması şöyle dursun, bu “muhtaç” da ne oluyor. Özel eğitim denen şey kanun, yasa ve yönetmeliklerle tanımlanmış bir eğitim hakkıdır. Yasa ile garanti altına alınmış, iyi veya kötü devlet tarafından sağlanan eğitim hakkını hangi cüretle bir lütufmuş gibi sunup, bir de çocukları buna muhtaç olarak tanımlayabilirsiniz? Bence siz biraz genel dilbilgisi eğitimine muhtaçsınız.

İş, İngilizce özet veya başlık yazmaya gelince bazen durum daha da vahimleşebiliyor. Engelli sözcüğü, artık hiçbir saygın yayında, kötü örnek olarak gösterilmenin dışında yer alamayacak bir biçimde İngilizce’ ye “handicapped” olarak çevriliyor. Hatta ne yazık ki 2009 yılında basılmış bir makalenin İngilizce başlığında, zihinsel engeli olan bireyler “mentally retarded” olarak yansıtılmış. Uzay ve astronomi alanında süper bir İngilizcenizin olmasını elbette beklemiyoruz. Fakat alanınız buysa, biraz literatür taradıysanız İngilizce kaynak okumamış olmanız imkânsız. Sizden beklenen alanınıza hâkim olmanız. Neyse, muhtaç olduğunuz bilgiyi ben burada vereyim. Daha az ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir dil kullanmak adına İngilizce ’de “with” kullanımı artık yaygın. Yani disabled people değil, people with disabilities; mentally retarded değil, people with mental disabilities diyebilirsiniz.

Engeli olan bireyleri sürekli daha aciz daha düşük konumda göstermek artık vaz geçilmesi gereken bir durum. Özellikle medya mensuplarına ve akademisyenlere sesleniyorum. Siz toplumu şekillendiren insanlar, lütfen artık bundan vazgeçin. Siz bu aciziyet, çaresizlik ve aşağılama söylemlerini yeniden yeniden ürettikçe, bu söylemleri içselleştiren engelli insanlar kendileri hakkında böyle düşünmeye başlıyor, sonradan engelli hale gelen kişilerin durumu kabullenmesi sizin yüzünüzden zorlaşıyor. Sizin böyle mahkûm, muhtaç, bağlı diye nitelediğiniz bireyleri kimse eşit bir birey gibi görmüyor, işe almak istemiyor, potansiyel bir partner olarak görmüyor, ebeveynler evladının evlenmesine karşı çıkıyor, politika yapıcılar eşit birer vatandaş olarak algılamıyor ve daha neler neler. Eğer gerçekten çorbada bir tuzunuz bulunsun istiyorsanız, karşıdan karşıya geçen bir körü bastonundan tutup çekmek yerine, dilinizi değiştirin. 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş