Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Şeker Ve Kolesterolü Yükseltmeyelim

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 974

guleycane@gmail.com

29. sayı,  Temmuz 2016

 

Evet, ramazan’ bayramında tatlıyı, kurban bayramında da eti abartıp şekeri ve kolesterolü tavana vurdurtmayalım. İşte bunun için bu ay size bayramlarda misafirlerinize ikram edebileceğiniz alternatif zeytinyağlı bir tarif anlatacağım. Bayram geçti ama şurada kurbana ne kaldı ki?

 

Evet, yanlış duymadınız! Bayram ve zeytinyağlı dolma.

 

Benim çocukluğumda gelenek mi öyleydi yoksa kadınlar mı üşengeçti ya da her şey daha mı zordu bilmem ama misafirlere bayram şekeri ve kolonyanın yanı sıra tatlı ikram edilirdi. Zamanla kadınların hünerlerini sergilemeye bu yetmedi mi ne tabaklarda alternatif börek çeşitleri ve sarmalar yer almaya başladı. Belki de bunun sebeplerinden biri de geçmişte akşam oturmalarında zaten ikramlıklar sunuluyordu. Artık akşam ziyaretlerini dizi bağımlılıklarına ve internet aşkına terk ettik ve ikramlıklar salt bayramlara kaldı.

 

Benim size anlatacağım tarif sarma ile uğraşmak istemeyen ya da buna vakti olmayanlara ilaç gibi gelecek. Gerçi evinize gelen özellikle engelsiz kadınlar, gözlerini düşüre düşüre ağız ucuyla yanındakine gözü görmüyor ya ondan yaprak saramamıştır tabii diyecektir muhtemelen ama olsun siz bunlara bıyık altından kıs kıs gülerek dolmalarınızı sunun.  Çünkü biz biliyoruz ki yaprak sarmak gözle değil elle yapılır.

 

Bu tarifi annem Ümit Usta'nın kitabında, Osmanlı Usulü Zeytinyağlı İç adıyla okumuş ve biz zamanla kendimize göre uyarladık.

 

Kitaptaki malzemeler:

 

  • 250 gr. pirinç.
  • 750 gr. kuru soğan.
  • 1 büyük boy domates ya da 1 tatlı kaşığı domates salçası.
  • Yarımşar demet maydanoz, dereotu ve taze nane ya da 1 tatlı kaşığı kuru nane.
  • 1 çorba kaşığı dolusu çamfıstığı.
  • 1 çorba kaşığı dolusu kuşüzümü.
  • 1 çay kaşığı şeker.
  • 1 su bardağı zeytinyağı.
  • Baharatlardan gene birer çay kaşığı olmak üzere yenibahar, tarçın, karabiber ve pul biber ile arzuya göre tuz.

 

Yapılışı: Soğanları yemeklik doğrayın. Tencereye koyduğunuz yağda fıstıkları pembeleşene kadar kavurun.

 

Bu tarifin kitapta yazılış şeklidir. Ben tek başıma olduğunda kavurduğum şeylerin kokusunun biraz çıkmasını baz alıyorum. Laf aramızda sizlerden de bu konuda farklı teknikleri olanların kullandıkları yöntemleri bilmek isterim.

 

Fıstıklardan sonra soğanları da ekleyip gene pembeleşene kadar kavurmaya devam ediyoruz. Domatesi soyup küp küp doğruyoruz diye anlatıyor Ümit Usta ama ben domatesi pişmiş pek sevmediğimden rendelemeyi seçiyorum. Siz bir alternatif olarak domates yerine domates salçasını da kullanabilirsiniz malzemelerde de belirtildiği gibi. Domatesler eriyene kadar pişiriyor ve ardından pirinçleri ekleyerek kavuruyoruz. Ardından bir süre suda beklettiğimiz kuşüzümlerini karışıma ekliyoruz. Şeker, tuz ve baharatlarını da ekledikten sonra bir su bardağı su koyup pişiriyoruz.

 

Diğer tarafta taze nane, dereotu ve maydanozu doğrayıp altını kapattığımız içe ekliyor ve şöyle bir karıştırıp ağzı kapalı demlenmeye bırakıyoruz.

 

Bu arada soğuyan zeytinyağlı hazırlanan bu içi pek çok sebze ve sarma için kullanılabileceğini yazmış Ümit Usta.

 

Biz bu dolmayı özellikle seçtiğimiz küçük küçük dolmalık biberle yapıyoruz ve benim gibi üzümü kekte vs sevmeyen birinin bayıldığı bir tat olduğunun altını çizmek isterim.

 

Gelelim tarifin annemce mutasyon geçirmiş haline:

 

Yukarıda da dediğim gibi biz, benim de etkimle domatesi rendelemeyi seçiyoruz ve domatesimiz de çok büyük değil orta boy oluyor. Ümit Usta soğan için 750 gr. demiş ama bizler gramajla iş yapmadığımızdan çok zaman 3-4 tane büyük soğanın işimizi göreceğini söyleyebiliriz. Pirincin ölçüsü ise yarım kilo biber için bir su bardağı diyebiliriz. Baharatlar, yeşillikler ve diğer malzemeler ise aynı. Tarçını seven biriyseniz benim gibi, tarçını bol kepçe koyup o hoş kokusunun yerken buram buram gelmesini sağlayabilirsiniz.

 

Ayrıca annem daha önce tıpkı bu tarife göre yani bir bardak su ile adeta pirinçleri pişirerek dolma yapıldığında, biberler pişene kadar pirinçlerin iyice lapa olduğunu söyledi ve ben öyle yapmadım. Kavrulmuştu malzemeler biberler doldurulurken ama tam pişmemişti. Yani diyeceğim hiç su katıp pişirme işine girmeden kavuruyorsunuz malzemeleri. Baharatlandırdıktan sonra altını kapatıyor ve yeşillikleri ekleyip şöyle bir karıştırıyorsunuz. Tencerenin ağzını bir peçete ile örtüp kapağını kapatıp soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra doldurma işlemini yapabilirsiniz. Bu arada etli soyulmuş domates kabuklarını dolmalarınıza kapak yaptığınızda şık duruyormuş. Bence de öyle ama ben bu kapak işini de sevmiyorum. Hem domates diye hem de pişip pişmediğini kontrol etmek sıkıntı. Yani ben arada bir dolmaların içini tabii temiz çatalla çatallıyor ve pirinçlerin pişip pişmediğini yokluyorum da. Kapak olunca iç malzeme değil ama biberler çatallanarak kontrol işlemi yapılabilir.

 

Eğer pişirmeyi düdüklü tencerede yaparsanız daha az su koyuluyormuş. Muş diyorum çünkü ben düdüklü tencereden korkuyor ve hiç kullanmıyorum. Normal tencerede ise bir su bardağı kadar su ve biraz daha yağ ekleyip pişirebilirsiniz. Ayrıca pişirme suyunuza biraz limon sıkarsanız zeytinyağlınızın daha parlak duracağını duymuştum bir tarif programında. Annem ben yapmıyorum diyor ama seçim sizin.

 

Afiyet bal şeker olsun. Löp löp et değil ama bol enerji olsun. Bir de sevdiklerimizle birlikte sağlığınızı bozmadan hakkını verebileceğimiz, huzurlu, mutlu, barış dolu bayramlarımız olsun.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş