Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Ismarlama Tezahürat

Yazar: Şule Sepin

Toplam okunma: 1515

sulesepin6@gmail.com

 

EEEH Dergisi’nin çıkarılmaya başladığını Burak arkadaşımızın annesinden öğrenmiştim. Yoğun işlerinin arasındayken yazıları okumaya elinin değmediğinden yakınıyordu. İyi bir internet kullanıcısı olmadığım için bu dergiyle tanışmam biraz zaman aldı. 11 sayıyı bir hafta içinde okudum. Sesli dergi sayılarının artması çok yararlı. Ama birden fazla dergi aynı içerikte olursa, bizim için en verimli olanını seçip diğerlerini okumayabiliyoruz.  Bu nedenle farklı konuları içeren erişilebilir dergilerin çıkmasını çok önemsiyorum. Konuların içeriği benzer olunca, hem sıkıcı oluyor, hem tekrara düşülebiliyor, hem de okurken daha az heyecan duyabiliyoruz. Erişim sorunlarımızın ele alındığı bir dergiyle tanışmak çok keyifli. Çünkü hemen her gün erişim sorunlarımızla ilgili mutlaka bir deneyim yaşıyoruz. Bu deneyimleri paylaşmalıyız ki, sorunlarımızı çözmeye odaklanalım. Dergiyi okurken ben de yazmaya karar vermiştim. Hatta kafamda yazımın başlığı da hazırdı. Ama yaşama geçirmem biraz zaman aldı.

İşte benim yaşadığım bir basket maçı deneyimi. Çocuklar anne ve babalarının etkinliklerini izlemesinden keyif alır ve önemsendiklerini hissederler. Görme engelli arkadaşlardan çocuklarının görme gerektiren etkinliklerine gittiklerinde, çocuklarının ne yaptıklarını göremedikleri için çok üzüldüklerini sıkça duydum ve ben de bu örnekleri bizzat yaşadım.

Kızım basket oynuyor. Ben de zaman buldukça onun maçlarına gidiyorum. Maçlara tek başıma gitmek istemiyorum. Çünkü ne zaman oyuna girdiğini, sayı attığını hiç anlayamıyorum. Bir keresinde Ankara dışında oynadığı bir maça arkadaşımla gittik. Maç başladı ve bitti. Sadece kaç sayı farkla yendiklerini öğrenebilmiştim o kadar. Sürekli “Şimdi kim oynuyor? Ne oluyor?” diye sormaktan bıkmıştım. Maça birlikte gittiğim arkadaşım iyi niyetliydi fakat iyi bir anlatıcı değildi.

Böyle betimlemede erişim sorunları yaşayınca ve kısa vadede çözüm bulamayınca, dışa dönük ve sosyal yönlü olmak işe yarıyor. Maça kızımın takım arkadaşlarının aileleri gelmişse, onların yanına oturuyorum. Bazıları o kadar güzel anlatıyorlar ki, heyecanla maç izliyorum. Fakat maç yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Herkes sürekli anlatamıyor. Öyle ki o “Bravo” diye bağırıp alkışlarsa, ben de başlıyorum alkışlamaya. O sessiz kalınca, ben de suspus oturup ağzından kelimelerin çıkmasını beklemeye koyuluyorum. Sanki biri bana yaptığı tezahüratı ısmarlamış gibi hissediyorum. Kızım maça gelmeme mutlu oluyor fakat bir o kadar da tedirgin oluyor. Maçı anlatacak birini bulmak için çabalıyor. Spora ilgi duymayan birini hatır için maça getirmek de bencillik oluyor.

Futbol maçlarını radyodan izlemek çok keyifli olurdu önceden. Aslında şimdi internet gibi olanaklar da var. Bir yandan da yapılabilecekleri hayal ederken buluyorum kendimi. Derken bu hayalimi paylaşma fırsatı buluyorum. Ankara’daki maçlara düzenli geldiğimi gören aileler benimle tanışır tanışmaz, “Biz sizi çok taktir ediyoruz. Ne güzel çocuğunuzla çok ilgilisiniz. Maçları hiç kaçırmıyorsunuz.” dediklerinde önce çok kızdım. Yaptıklarımızı çok abarttıklarını düşündüm. Sonra maç izlemek için gösterdiğim çabayı düşününce ben de kendimi taktir ettim. Sonunda onların abartılı tutumlarının yerini benim yaşadıklarımın almasını istedim ve kendimi anlatmaya karar verdim. “Herkes gibi ben de çocuğumla ilgileniyorum. Bunda abartılacak bir durum yok.” dedim ve onlara sesli betimleme çalışmalarını anlattım. Ben de kulaklıkla yapılan sesli bir maç anlatımıyla maçı izleyebilirdim. Aileler beni takımın yetkilileriyle tanıştırdılar. Yaşadığım sorunu ve yapılması gerekenleri dilimin döndüğünce anlattım. Onlar da kendilerince bu duruma çözüm bulmaya çalıştılar. Ben maçlara geldiğim zaman gönüllü birini bulup anlattırabilirlermiş. Ben her zaman gönüllü birinin bulunmasının mümkün olamayacağını, üstelik anlatan kişinin basketbolla ilgisinin olmaması durumunda, bu işi etkili bir biçimde anlatamayacağını belirttim. Bana hak verdiler. Körlerin içinde de basket maçına meraklı olanlar çıkabilirdi. Takımın olanaklarını kullanarak bu işe başlasalar, bu diğer takımları da motive edebilirdi. Uzun bir süre karşılıklı müzakere ederek durum değerlendirmesi yaptık. Bu tür özel kuruluşların aklına hemen popüler ve reklam tarzında çözüm önerileri geliyor. Bir grup görme engelliyi toplamak ve betimlemeli maç izletmek. Onlara Sesli Betimleme Derneğinin çalışmalarından da söz ettim. İsterlerse kendilerini tanıştırabileceğimi söyledim. Çünkü teknik açıdan derneğin farklı önerileri olabilirdi. En iyisi de yüz yüze görüşmelerini sağlamaktı. Tutumları son derece olumluydu. Ama henüz bir girişimde bulunmadılar.

Bu işler için sıkı bir takip gerekiyor. Düşünüyorum da günlük yaşamımızda o kadar çok çözüm bekleyen erişim sorunlarımız var ki, işin kötü yanı ilk bakışta sanki bunlar kişisel sorunlarmış gibi algılanabiliyor. Benim gibi bu sorunu yaşayan birkaç kişi çıksa iş yükü biraz daha hafifleyecek. Yine de her sorun için bu kadar çaba göstersek, buna ne zamanımız yeter, ne de enerjimiz. Yapılması gereken bizim için en can yakıcı sorunları belirleyip oradan başlamak.

Kızım basket oynadığı sürece bu sorun da benim için güncelliğini koruyacak. Bir gün başkaları ısmarlamadan ben de içimden geldiği gibi, kendiliğimden ve başkalarına ihtiyaç duymadan tezahürat yapabileceğim. Mücadele edersem bu gerçek olacak. Buna yürekten inanıyorum.

Yaşadığım sorunla ilgili bir deneyimimi dile getirerek sizlerle tanışma fırsatını bulabildim. Sizi tanıdığıma memnun oldum. Peki ya siz?

 

                                 

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş