Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Nisanda Nostaljik Bir Tebessüm İçin

Yazar: Gülcan Altun

Toplam okunma: 1677

guleycane@gmail.com

 

Merhaba sevgili okuyucular,

Bu ay özüme dönüyor ve size gene bir sesli betimlemeli film değerlendirmesi yapmak istiyorum. Hangi filmi ele alsam ki diye düşünürken aklıma Züğürt Ağa geldi. Evet, bildiğiniz o Züğürt Ağa. Yıllar öncesinin unutulmaz filmi. Memleketin bir dönemine ışık tutan, toplumun sosyal yapısını gözler önüne seren bildiğiniz o film. GETEM'e eklenen sesli filmlerde adını görünce yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturan ölümsüz yapıt.

İtiraf ediyorum bu filmi tercih etmemin bir sebebi de aylardan nisan olması. Neden mi? Nisan benim için çok özel bir ay. Canlı, capcanlı, insana huzur veren, ışıl ışıl umut yükleyen, yemyeşil huzur kokan bir ay nisan. E benim nisan doğumlu olmam da laf aramızda başka bir sebep. Acayip gurur duyuyorum nisan doğumlu olmaktan. Ben yapım gereği, geçmişle bağlarını kolay kolay kopartamayan biriyim. Belki de bu yüzden kendime bir armağan vermek istedim ve nisanda Züğürt Ağa'da karar kıldım.

Sesli betimlemeli filmlerden bahsederken, hem de nisan ayında bu aya çok yakışan bir festivalden söz etmemek olmaz. Sinemanın herkes için olması gerektiğini temel alan bir festival. İlki 2013'de yapılan ve bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Ankara Engelsiz Filmler Festivali.

Festival ekibi, program ve yan etkinliklerinin tamamını görme ve işitme engelliler için erişilebilir bir alt yapıda hazırlarken tüm mekânlarını ortopedik engelli sinemaseverlerin erişimine uygun olanlardan seçiyor. Böylece hiçbir ayrım gözetilmeksizin herkesin bir arada sinema keyfi çıkarabileceğini açıkça gözler önüne seriyor.

Tüm filmler, sesli betimleme, işaret dili ve ayrıntılı alt yazı ile erişilebilir mekânlarda gösterime sunuluyor. Ayrıca festivalde, yönetmen ve film ekipleriyle yapılan söyleşiler, atölye çalışmaları işaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleştiriliyor. Bunun yanı sıra açılış ve ödül törenlerinin ise işaret dili çevirisiyle birlikte sesli betimlemesi de yapılıyor.

Tüm bu yukarıda sayılanlar bir organizasyonda çok mu zor acaba? Sinemanın herkesi kapsayan bir sanat olduğunun ayırdına önce bu sektörün içindekiler varabilse de ayrı bir festival yerine mesela Antalya Altın Portakal Film Festivali veya İstanbul Film Festivali veyahut Cannes Film Festivali gibi organizasyonlarda da erişilebilirlik kriterleri gözetilse. Hatta en erişilebilir film diye bir kategoride de filmler yarışsa, çok mu uzak görünüyor?

Neyse biz her şeye rağmen yılmayan ve inatla erişilebilir filmleri sektörün gözüne gözüne sokan Sesli Betimleme Derneği'nin düzenlediği Ankara Engelsiz Filmler Festivali'ne geri dönelim. Festival bu yıl 21-26 Nisan 2015 tarihleri arasında, Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor. Ve gösterimlerin tümü ücretsiz olarak sunuluyor.

Bu arada okuduğum kitaplarda adını sıkça duyduğum Ulucanlar Cezaevi'ni tanıtımda sinema salonu olarak duyunca şaşırdığımı itiraf ediyorum. Zira Cezaevi 1925-1983 tarihleri arasında pek çok yazar, şair, aktivist ve siyasetçinin mahkûm olarak bulunduğu bir yer. 2011’de müze ve kültür merkezi haline getirilmiş.

Uzun ya da kısa metrajlı veya belgesel 33 film 7 başlıkta izleyici ile buluşacak. Bu başlıklar: Engelsiz Yarışma, Türkiye Sineması, Dünyadan, Engel Tanımayan Filmler, Uzun Lafın Kısası, Çocuklar İçin Filmler ve Sinema Tarihinden Tematik şeklinde adlandırılıyor.

Ayrıca festival kapsamında yönetmen ve film ekipleriyle söyleşiler yapılacak. Canlandırma ve senaryo atölyeleri ile engelli sinemaseverlerin sinema alanındaki bilgi ve becerilerini geliştirmek ve sinemasal üretimlerini teşvik etmek amaçlanıyor.  Bu bağlamda işitme engelli çocuklar için canlandırma atölyesinin yanı sıra bu sene eklenen görme engelliler için senaryo atölyesi çocukların yeteneklerini ortaya koymalarına olanak sağlayacak.

Festival başlıkları altında gösterimleri kısaca özetleyecek olursam:

1. Engelsiz Yarışma: Güncel Türkiye Sinema'sının son dönemdeki en iyi filmlerinden beş tanesinin sergileneceği bölümde filmler, Seyirci Özel Ödülü, En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen ödülleri için yarışacaklar.

2. Türkiye Sineması: Son döneme damgasını vurmuş iki film bu kapsamda izleyici ile buluşacak.

3. Dünyadan: Her renkten film bu seçkide yer alıyor. Geçtiğimiz yılın öne çıkan filmlerinden ABD, Fransa ve Macaristan'dan seçilen dört film bu başlık altında izleyiciye sunulacak.

4. Engel Tanımayan Filmler: Engellilik temalı filmlerden seçkilenen bu bölüm izleyicileri, engellilikle ilgili algıları konusunda yeniden düşünmeye davet edecek bir bölüm. Bu kapsamda da dört film görücüye çıkacak. Ayrıca seçkide üç kısa film de Türkiye ve dünyadan engellilikle ilgili manzaralar sunacak.

5. Uzun Lafın Kısası: Kısa filmlerden dünya ve Türkiye'den seçilenlerden oluşuyor. Yedi Türk, iki de dünya sinemasından film izleyici karşısına çıkıyor bu başlıkta.

6. Sinema Tarihinden Tematik: Türkiye ve dünya sinemasından klasiklerin gösterildiği bu bölümde bu sene yine biri dünya biri de Türk sinemasından olmak üzere iki film yer alıyor. Tesadüfe bakın ki festivalin bu yıl ki Türk Sinemasından Sinema Tarihi konuğu Züğürt Ağa seçilmiş.

7. Çocuklar İçin Filmler: Bu bölümde de dört film izleyiciyle buluşacak.

Bu sene ilk kez çocuklar için otizm dostu bir gösterim de yer almakta. Otizmli çocuklar için özel hazırlanan bu gösteride, Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2 filmi, loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gösterilecek. Seans öncesi herhangi bir tanıtım filmi veya reklam gösterilmeyecek.

EEEH gibi bir dergide, sesli betimlemeler üzerine yazılar yazan biri olarak bu festivalde bulunmam şarttı bana göre. Ancak utançla söylüyorum ki ben bunu öncesinde akıl edemedim ve bu yıl ne yazık ki bu tattan uzak kalmak zorundayım. Ancak gelecek sene Allah izin verirse orada olacağım.

Filme gelince; film, 1985 yapımı. Yani ben sekiz yaşındayken çekilmiş. Çocukluğumdan bu yana defalarca izlemişimdir. Elbette otuz sekiz yaşında ve hem de sesli betimlemeli izlemenin tadı bambaşka. Emeği geçen herkese sonsuz saygı ve sevgilerimle diyor ve film hakkında kısa bilgiler sunarak anlatıya başlıyorum.

VikiPedi ve Sinema Türk sitelerinden aldığımız bilgilere göre Osman Şahin'in eserini Yavuz Turgul senaryolaştırmış. Dram ve komedi türlerinde sınıflandırılan filmi Nesli Çölgeçen yönetmiş. Müziklerini Attila Özdemiroğlu'nun yaptığı filmde Şener Şen, Erdal Özyağcılar, Füsun Demirel ve Nilgün Nazlı başrolleri paylaşmışlar. Seksenlerin bu dev yapımına iki binlerin ilk çeyreğini yarıladığımız bu günlerde 8,8 puan vermiş İMDB sitesi.

Ünlü "karı istirem karı" repliğiyle anımsanabilecek filmde Türkiye'de feodalizmin çöküşü konu ediliyor. Şener Şen, Haraptar Köyü'nün ağasıdır. Yağmurun yağmaması sonucu baş gösteren kuraklık nedeniyle ağa ve köylüler çaresizdir. Seçimlerde kendini dinlemeyen marabalara kızan ağa ellerindeki buğdayın çoğunu alınca, marabalar kurtuluş için ağanın ambarındaki buğdayları çalıp İstanbul'a kaçarlar. Ağa bütünüyle güç durumda kalır ve o da malı mülkü satıp İstanbul'a göçmekte bulur çareyi. Ancak bu onun ağalığının tamamen sonu demektir. Girdiği hiçbir işin altından kalkamaz ve elinde avucunda ne varsa hepsini tüketir. Zamanla karısı bile onu terk eder. Anası ve babasının alacağım diye tutturduğu ve düğün gecesi gerdeğe girmeden ölümü sonucu dul kalan onyedi yaşındaki Kiraz ile İstanbul'da beş parasız kalakalır.

Film, 1986 İstanbul Film Festivali en iyi Türk Filmi ödülü ile birlikte gene aynı yıl 23. Antalya Altın Portakal Film Şenliği'nde en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi senaryo ve en iyi müzik ödüllerini almış.

Filmin sesli betimleme değerlendirmesine geçmeden önce daha önceki yazılarımda parmak bastığım bir noktaya bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Duyu organlarının herhangi birinde sorun bulunmayan bir insan, çevreyi en önce görüntülerle algılar. Görme duyusu sorunlu olan biz körler ise birinci derecede sesleri kullanırız. Bu doğrultuda bir filmi ya da dinlediğimiz her hangi bir şeyi seslerle değerlendiririz. Mesela ben filmi ilk dinlediğimde Şener Şen'in İstanbul'a çoktan göçmüş olan kan kardeşi Behram'ı Yaman Okay'ın oynadığını sanmıştım. Filmin sonunda okunan oyuncular arasında Behram'ı Yaman Okay değil de başka bir oyuncunun canlandırdığını öğrenince inanın çok şaşırdım. Bir ses bir sese bu kadar mı benzer diye düşündüm. Sinema Türk sitesinde oyuncuları okurken seslendirenleri de yazmışlar oyuncuların yanlarına tek tek. Bunları duyunca şaşkınlığım bir kat daha arttı. Zira yanılmamıştım. Mesela Behram'ı Kadir Yılmaz oynuyordu ama Yaman Okay seslendirmişti. Şener Şen'in babası Abdo Ağa'yı Bahri Selin oynamıştı ama Müşfik Kenter seslendirmişti. Tam da burada seslendirenlerin de oyuncularla birlikte okunmasının önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Emeğe saygı, şeffaflık ve bilgiye erişim anlamında bilinmesi gerekliliğine inanıyorum bu hususun da kör izleyici tarafından.

Sesli betimlemeye gelince: Baktım ama ne GETEM'de ne de Sesli Betimleme Derneği'nin resmi sitesinde filmin ne zaman betimlenip sitelere konulduğuna dair bir veriye ulaşamadım. Yeri gelmişken bence film hakkındaki bilgiler arasında bu konu da yer almalı. Film ne zaman betimlenmiş, ne zaman siteye eklenmiş, eğer betimlemede bir güncelleme olmuşsa ya da mesela alt yazı veya işaret dili çevirisi gibi ayrıntılar eklenmişse bu tür ayrıntıların ekleniş tarihleri de gösterilmeli. Sonuç olarak bu filmin yeni betimlenen filmlerden olduğunu pek sanmıyorum. Zira özellikle GETEM sitesini incelemelerim arasında bu filmi uzun süre önceden gördüğümü anımsıyorum. Gerçi ne kadar eski olsa gideceği yer 2006. Buraya bir gülücük ifadesi yerleştirebilmek isterdim. Buruk bir gülümseme. Buruk çünkü bu tür erişilebilir uygulamalar daha önceki yıllarda hayatımıza girseydi ya da gecikmiş olan bu iş gelişindeki yavaşlığın aksine şimdikinden daha da hızlıca büyüyebilseydi de merak ettiğimiz tüm filmlere beklemeksizin kavuşabilseydik. Filmin betimlemesinin çok yeni olmadığı kanımı güçlendiren iki husus daha var. İlki Sesli Betimleme sitesinden anladığımıza göre alt yazı ve işaret dili betimlemeleri yapılmamış. İkincisi ise bu film Fulya Akbaba, Zerrin Yılmaz gibi son kontrolcü arkadaşların denetiminden geçmemiş. Zira kontrolden geçen filmlerin kalitesi belirgin şekilde anlaşılıyor. Sonuçta kör gözüyle, körler için yapılan bir iş daha doğru değerlendirilebiliyor.

Filmin sesli betimleme metin yazarı ve seslendirmeni; Gülay Yılmaz. Ses kaydını aynı zamanda Sesli Betimleme Derneği'nin başkanlığını yürüten Olgun Yılmaz yapmış. Kurgu ve montaj işlemleri İsmail Doğan tarafından gerçekleştirilmiş. Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürlerimle kulağıma çarpan kimi aksaklıkları ve dikkatimi çeken noktaları bildirmek istiyorum.

İlk olarak dikkatimi çeken şey sesli betimlemedeki "giyimlerinden gariban oldukları belli" ifadesi. Direkt olumsuz ya da olumlu bir eleştiri sunmaktansa nasıl söylesem, ummadığın birini ya da bir şeyi hiç beklemediğin bir yerde görmek gibi bir şey benim için. Önce şaşırtan, sonra gülümseten bir ifade.

Şener Şen'in atın üzerindeki ilk betimlemesi bence çok iyi ve açıklayıcı olmuş. Ancak 65 yaşa takıldım. O filmde Şener Şen gerçekten o yaşta mı? Yani o sırada Şener Şen'in asıl yaşının 65 olmasından söz etmiyorum. Film icabı da o yaşta olduğuna pek ihtimal veremedim doğrusu. Tabii görünüşü itibariyle durum nedir bilemediğimden tam anlamıyla net bir şey demem imkânsız.

Güreş sofrası sonrası eve dönüşte misafir sahnesinde ağa ile misafiri kendi aralarında konuşurlarken sigara yakar gibi bir ses geldi. Çakmak çakılıp sonra kapağının kapatılması gibi bir ses, belki gereksiz bir ayrıntı ama dikkatimi çekti ve yazmak istedim. Bu durum betimleme metnine alınmamış. Biraz geçince Ağa misafirine; "öyle bir mırra ile bırakmam" diyor. Belki de o ses fincanı tabağa bırakma ve çekilen soluk da mırradan bir yudum alma sesidir, kim bilir.

Ağa'nın banyo yaptığı sahnede, karısı ona sinirlenir ve tepesinden aşağı bir maşrapa sıcak suyu döker. Bu durum betimlemede söylenir ama sahneden önce. Zira betimlemeyi okuyan ses cümleyi bitirir ancak birkaç saniye sonra ağa acıyla haykırır. Ayrıca Ağa'nın acıyla haykırdığının betimlemede özellikle söylenmesine gerek olmadığını sanıyorum. Çünkü oyuncunun bağırışından onun acıyla haykırdığını anlıyor zaten kör izleyici.

Bir süre sonra, Ağa'nın gece dolaşırken pencereden banyo yapan Kiraz'ı fark ettiği sahnede de sanki betimleme olan olaydan önce imiş gibi düşünülebiliyor ama dikkatle bakılınca anlaşılıyor ki betimlemenin repliklerin üzerine geçmemesi için bu şekilde yapılması gerekiyor.

Ağa'nın yanlarında yer aldığı partililerin Haraptar Köyü'ne gittiği sahnede, partili birinin konuşma yaptığı esnada ne olduğunu anlamadım. Biri Kekeç Salman'a yani Erdal Özyağcılara kızıyor. Sanırım kızan da Ağa'nın kahyası. Repliklerde Kahya, Kekeç'e; "Sen nereden çıktın alçak Kekeç" diyor. Kekeç de "Niye ben zarf atmayacak mıyım"? diye soruyor. Kahya; "Bu Ağa'nın parasıdır" diyerek kızmaya devam ediyor. Tahminimce partililer Ağa'ya para veriyorlar ve Kekeç bunlardan bir miktar yürütüyor. Veyahut akla daha yatkın olanı, köylülere para dağıtıyorlar, bu arada Kekeç de biraz almaya yelteniyor. İşte burası o konuşmalar arasında nasıl montajlanırdı bilmem ama açıklığa kavuşturulabilirdi.

Ağa'nın güreş tuttuğu ikinci sahnede marabaların konuşmalarından Ağa'nın yenildiği sonucu çıkıyor. Tabii bu sonuç filmi dikkatle dinleyip Ağa üzerinde oynanan oyunun farkında olan izleyicinin çıkarabileceği bir sonuç. Neyse uzattım, diyeceğim bu sahnede Ağa'nın yenilmekte olduğu söylenmiyor sesli betimleyici tarafından. Biz bunu az önce de dediğim gibi marabaların kendi aralarındaki konuşmalarından anlıyoruz. En sonunda, daha doğrusu güreş bittikten sonra betimlemede Ağa'nın yenildiği son hamle anlatılmakta.

Genel olarak alıştığımız betimleme tekniğinden farklı olarak yer ve zaman bildirimleri daha az gibi geldi bana bu filmde. Gerçi söz konusu film eski bir film olduğundan bu durum aslında çok göze batmıyor. Birkaç saniyelik bir duraksama sonunda algılayabiliyor dikkatle filmi izleyen seyirci. Birçok yerde de zaman, yer ve durum betimlemeleri metin içine yedirilmiş.  Ancak gene de mesela arkadaşı Abuzer ile Ağa meyhanedeyken kısaca "meyhane" diyerek yer netleştirilebilirdi kanımca.

Meyhane sahnesinde filmin genelinde olduğu gibi çok gerekli olmasa da küçük ayrıntılar atlanmış gene. Örneğin; konuşmalardan anladığım kadarıyla Ağa orada da çiğköfte yoğurmakta ama bu betimlemede söylenmemiş. Ben bunu Abuzer'in "Bi dadına bakayım" deyişinden anlıyorum.

Filmin hemen hemen tamamında dikkatimi çeken bir diğer nokta, replik arası boşluklar var birçok yerde, ancak buralarda görüntüye dair betimlemeler yapılmıyor. Betimleme tekniği açısından her şey tek tek söylenmiyordur kabul ederim. Sonuçta her dakika betimlemeci konuşacak değil elbette ama diyeceğim o ki müzik çalarken görüntüde akan bir takım şeyler muhakkak vardır ve kör izleyicinin de bunu bilmek hakkıdır.

Bir diğer nokta ise mesela bir sahnede Ağa sarhoştur ve atının üzerinde evine doğru gitmektedir. Betimlemede yalnızca "Gün ağarmak üzere, Ağa sarhoş atının üzerinde sağa sola yalpalıyor" deniyor. Görüntüde acaba sadece bu mu var? Gerçi bu muhtemel bir şey, ağarmakta olan bir ufuk ve atının üzerinde sarhoş Ağa. Akla uygun ama filmin başlangıcında genel olarak çevre tasviri dışında bu ve başka kimi sahnelerde mesela arka fonda çorak tarlalar veya sıra dağlar görünüyor mudur? Tabii ki bunun montajda boşluklara nasıl geçirileceği benim konum olmadığından ben aklıma geleni yazıyorum ama benim işim de gördüğüm eksiklikleri, yanlışlıkları veya aksaklıkları kendimce dillendirmek. Kendimi burada omuz silken bir çocuğa benzettim. Hani şu "bana ne bana ne" derken omuz silken çocuklara.

Hoşuma giden bir sahneyi de belirtmek isterim. Abdo Ağa'nın düğün sahnesi. Sahnenin hemen girişinde zaman, yer, durum tüm ayrıntılarıyla veriliyor. Tam da olması gerektiği gibi.

Düğün sırasında sahneler düğün ile buğday ambarı arasında gidip geliyor. Sahne ambara geçtiğinde müziğin kesilmesinden anlaşılıyor ama gene de ambar diyerek belirtilebilirdi. Ayrıca Kekeç köylülere kapıyı açar ve daha bir takım betimlemelerden sonra düğün sahnesine geçer ve ardından tekrar ambara dönülür. Bu sırada betimlemede "elindeki gaz lambası ile köylülere ışık tutuyor" denir. Muhtemelen bu kişi Kekeç'tir ama ayrıca vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Gerçi sanırım bu metin tümden okunmuş ve montaj sırasında kesilmiştir. Bir önceki ambar sahnesinde Kekeç kapıyı açtı ile başlandığından devamında ikinci kere Kekeç lambayı tutuyor şeklinde söylenmeye gerek duyulmamıştır ama gene de bunlara dikkat edilmesi gerekir bence.

Daha önce betimlemeler ile sahneler arasında küçük kopukluklar olduğundan söz etmiştim. Bu durum Abdo Ağa'nın ölümü sahnesinde de var. Zira betimleme de "eğlencedeki erkekler, kadınların bağrışmalarıyla sustular" diyor ama müzik hala devam ediyor. Ancak şunu da söylemeliyim ki montaj bakımından ve betimlemelerin sürmesi sebebiyle bu en uygun çözüm olmuş bence de.

Bu durum Haraptar Köyü'ne Ağa'nın daldığı sahnede de dikkat çekiyor. Sağa sola ateş ediyor deniyor betimlemede ama silah sesi birkaç saniye sonra duyuluyor. Ancak bu sahne bir önceki söz ettiğim sahneden farklı olarak montajlama bakımından daha yayılabilirdi bence.

Ağa'nın evinde eşyaların toplandığı sahnede ortada gülüşen çocuklarla beraber patır patır sesler geliyor. Betimlemeden bunun ortalıkta koşuşturan çocuklardan geldiğini anlıyoruz. Bu küçük ayrıntı olması gereken bir söylem bence. Aynı zamanda bir ses dikkat et ha diyor ama neden? Muhtemelen taşınan eşyalar için söyleniyordur ama buna dair bir bildirim yok ne yazık ki.

Ağa'nın otobüsteki hali ve diğer ayrıntılar çok güzel betimlenmiş bence.

Market sahnesinde de betimleme ile sahnelerin zamanında sapmalar dikkat çekiyor. Oyuncuların tepkili seslerinden bunun böyle olduğu anlaşılıyor. Market sahnesinde bir yerde birinin peynir tartmaya çalıştığı ayrıntılarla betimleniyor ama kim olduğu söylenmiyor. Ben kendi adıma çoğunlukla çalışan kâhya olduğundan bu kişiyi kâhya olarak düşündüm. Ancak birkaç sahne sonra betimlemede "Ağa bir türlü tartamadığı peyniri elleriyle bölüyor" diyerek yanıldığımı göstermiş oluyor. Fakat bu durum baştan daha açıkça söylenseydi ben de o kişinin Ağa olduğunu en baştan anlamış olurdum.

Filmin en güzel betimlenmiş sahnelerinden biri bence şadırvanda abdest alırken Ağa'nın ceketinin çalındığı sahne. Tüm ayrıntılarıyla seri bir şekilde tanımlanıyor olan biten. Ve tabii bir de son sahne, filmin de belki de en vurucu sahnesi.

Filmin son sahnesi bana çocukluğumdan bir kare anımsatır hep bu filmin adını duyduğumda bile. Annemin buruk bir tebessümle, daha doğrusu gözünde hüzün, dudağında tebessümle "iyi neyse köfteleri sattı" deyişini. Züğürt Ağa'yla birlikte insanlığı, güveni, dürüstlüğü, dostluğu, aşkı, sevgiyi, sadakati ve daha birçok insani şeyi geçmişe gömmedik değil mi? Aylardan nisan, mevsimlerden ilkbahar ve ben umudumu yitirmek istemiyorum gelecek için.

Yukarıda benim özet olarak aldığım tanıtıma çok daha ayrıntılı olarak aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz. Bu arada festival kapsamında gösterilecek filmleri de tek tek öğrenebilirsiniz.

http://www.engelsizfestival.com/tr/news/7982/

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş