Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

İşaret Zamirleriyle Kavgalıyım

Yazar: Elif Emir Öksüz

Toplam okunma: 1873

elifemiroksuz@gmail.com

 

Sadece işaret zamirleri değil, üçüncü tekil şahısla da aram çok kötü. Kendilerini duydum mu, sinirlerim tepeme çıkıyor, sigortalarım atıyor. “Haydaaaaa!” deyip şaşıranlarınız varsa nedenini açıklıyorum, buyurunuz.

Yaşı el verenler hatırlayacaktır, bir “şu bu o” reklamı vardı eskiden. “Bakın şubuolu kulak ne kadar da güzel” derdi reklamda. Ben de diyorum ki, “bakın şubuolu hayat ne kadar da çirkin”.

Diyelim ki aldınız bastonu elinize, düştünüz yollara. Bir an geldi, yolu, binanın girişini ya da asansörün yerini sormanız gerekti. “Şurada” cevabını alırsanız ne yaparsınız? Telefonun şarj aletini yana yakıla arıyorsunuz diyelim. Anneniz “nerede” sorusuna “orda” diye cevap verirse ne dersiniz? Derse girdiniz, hoca açmış projektörü, MS Word üzerinde nasıl sayfa numarası ekleyebileceğinizi anlatıyor. Eğitim sonrası öğrendiğiniz tek şey “şurayı tıklamanız gerektiği”. Peki neresi orası?

Aslında bu insanlara haksızlık etmemek gerekiyor. Onlar “şu bu o” derken bir yandan işaret parmaklarıyla ya da fare ile gösteriyorlar. Yani görmüyorsanız sorun sizin. Hem suçlu hem güçlü tavrını takınıp neden sinirleniyorsunuz ki?

Gelelim üçüncü tekil şahsa...

Ne vakit yanımda benden “o” diye bahsedilse, heyheylerim üşüşür tepeme. Bütün ilgimi, saygımı kaybederim bana “o” diyene. Üniversitede bir hocam vardı,  klinik psikoloji profesörü. Kulakları çınlasın beyefendinin. Ben üçüncü sınıftaydım o zaman. Sınav yapacaktı kendisi. Benim sınavımı da bölüm asistanlarından biri okuyacaktı. Nerede bekleyeceğimi sormak için yanına yaklaştım. Hocam, yanımdaki arkadaşıma dedi ki, “ona söyle dışarıda beklesin”. İşte o anı hala unutamıyorum fark ettiğiniz üzere. Hacettepe’nin hangi sınıfında olduğunu bile hatırlıyorum. O an, benim için o hocanın buharlaşıp uçtuğu andır. Kendisi saygıdeğer bir bilim insanı olabilir, ama benim gözümde asla saygıdeğer herhangi bir insan olamayacaktır.

Biz körler, “şu bu o” kullanarak, elinizle kolunuzla göstere göstere yaptığınız tarifleri anlayamayız. Hatta bizi sağır yerine koyup sesinizi yükseltseniz de anlayamayız. Fakat “çay içer mi?”, “kaça gidiyor?”, veya “dışarıda beklesin” gibi yanımızdakiyle muhatap olarak kurduğunuz iletişimi bizimle kurmayı denerseniz eğer, size pek ala cevap verebiliriz. İnanmıyorsanız ya da bir engelliyle konuşabilecek kadar yürekliyseniz deneyin ve görün.

 

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş