Toplam Okunma 0

Yazarlıkla kendimi özdeşleştiremediğim dergi toplantımızdan sonra, Elif'in önerisi ile başladım EEEH'de sesli betimlemeli filmlerin betimleme değerlendirmeleri üzerine yazmaya. Birkaç filmden sonra nedense aynı kısır döngüdeymişim gibi geldi ve aşağıda okuyacağınız yazıyı kaleme aldım. Ancak bugüne değin yayımlanmak üzere yazar ekibi arkadaşlara sunmadım. Ne diyelim kısmet bu güneymiş.

 

Bu yazıdan önce, birinci sayıda Mürşide’nin yazısında uzun uzadıya anlattığı sesli otobüs sürecini ve bir sonraki sayıda Burak'ın aynı uygulamayı Ankara'da hayata geçirme çabalarını izledik harflerin el ele verdiği bir internet sayfasında. Ardından ikinci sayıda, Engin'in bana göre son derece güzel bir üslupla kaleme aldığı Braille'yi düşündüm. Anımsayacaksınız, kabartma yazının babası olan Braille'den söz ediyorum. Sonrasında kendime döndüm. Bu güne değin böyle somut anlamda ben neyin mücadelesini verdim, diye düşündüm bir an. Hakkımı yemeyeyim kendimin, ben de bir mücadele verdim. Gerçi sesli otobüsler, hele hele Braille ile karşılaştırıldığında benimkine mücadele bile denmez ama olsun. Neyse dedim ya ben de bir mücadele verdim. Tuvalet için harekete geçtim ve şükür kazandım.

 

Gülmeyin, öyle gülüp de geçmeyin. Ne önemli bir şeydir hacetini görebilmek, bilmez misiniz? İnsan hayatında yemek, içmek kadar önemli bir şey. Bir an aklınızdan geçirin bakalım; bir gün boyunca yiyip içtiklerinizi boşaltamadığınızı. Nasıl? Fena değil mi?

 

Ben İzmir'in adı bilinen bir ilçesi olan Aliağa'da ikamet ediyorum ve aynı zamanda Aliağa Hükümet Konağı içinde çalışıyorum. Bina genel anlamda erişilebilirlik standartları göz önüne alınırsa fena değil denilebilir. Engellilerin çıkabilmesi için rampalar yapıldı geçtiğimiz yıllarda. Ancak mesela asansör binanın hemen giriş katında değil, bir üst katta ve oraya rampa yok. En azından bina içinden yok. Dışardan asansörün olduğu yere rampalı bir yol olduğunu duydum; ama benim o bölgeyle çalıştığım yer bakımından ilgim olmadığından hiç kullanmadım. Ben binanın giriş katından da aşağıda, yani zemindeyim, ve benim katıma rampalı ya da asansörlü bir ulaşım imkânı bulunmamakta. Neyse ki ben günümüz itibariyle merdiven kullanarak aşağı kata inebiliyorum. Tuvaletten bahsedecektim, nerelere geldim. Daha doğrusu bina erişilebilirliği konusunda biraz bilgi vermek istedim.

 

Sitemizin yazarlarımız bölümüne göz atmış olanlarınız anımsayacaktır, ben bir NMO (nöromiyelitis optika-Devic) hastasıyım ve hastalık sonucu çifte engel durumum söz konusu. Yani görme engelli olmamın yanı sıra, bacaklarımda da hafif aksaklık var ve genel itibariyle dengede durmakta güçlük yaşıyorum koltuk değneğinden destek almayınca. 2001 yılında işe girdim ve binada engelli tuvaleti yoktu. Uzunca bir süre gerek benim aymazlığım gerekse alaturka tuvaleti kullanmak konusunda idare edebilirliğim nedeniyle her hangi bir talepte bulunmadım. Ayrıca benim talepte bulunmak zorunda olmam da saçmalıktı ya da ben öyle hissediyordum. Ancak bilirsiniz, bizde böyledir, "ağlamayana meme yok"! Ben de ağladım. İşe girdikten beş altı yıl sonra artık dayanamayacağım bir noktaya gelince yüzümü yırttım. Bir bayan olarak erkek müdürüme gittim ve, ben o tuvalete oturmakta zorlanıyorum, dedim. Kaslarıma yeterince hükmedemememin de etkisiyle sık sık kabızlık sorunu yaşıyorum ve orada uzunca süre oturmak benim için zulüm, diye de açık açık ifade ettim. Düşünsenize, en özelinizi sırf anlayıp kabul etsinler diye ortaya sermek zorundasınız; eğer sıkıntısız bir şekilde en doğal ihtiyacınızı görmek istiyorsanız. Müdürüm bana hak verdi; ama “Hükümet konağı benim kurumumun yapısı olmadığından ben binada değişiklik yapma hakkına sahip değilim, sen kaymakam beyle konuş.” dedi. Hadiiii! Bir de ona anlatmam gerekecekti, tüm o yukarıda okuduğunuz özelimi. Neyse bindik bir alamete gedeyoz kıyamete dedik ve düştük yola, çıktık kaymakam beyin makamına. Özel kalem müdürünün yanında beklerken neden kaymakam beyle görüşmek istediğim soruldu, ben de söyledim. "Tuvalet istiyorum, engelli tuvaleti" diye.

 

Kaymakam Bey beni huzuruna kabul etmediler, bildirilene göre, “Koskoca binada engelli tuvaleti yok mu? Bunun için buraya mı geliniyor.” diye kızmış ve mal müdürlüğüne talimat verildi. Asansörün hemen yanında binaya gelecek olan diğer engellilerinde kullanabileceği bir tuvalet tasarlandı; daha doğrusu oradaki bir tuvalet alafrangaya çevrilecekti. İnşaata başlandı. Ancak ne oldu anlamadım. Dedim ya ben zemin kattayım diye, benim iniş çıkışım sorun olur diye, benim de üst kata alınmamı her nedense uygun görmediklerinden oradan vazgeçildi ve benim bulunduğum kata bir alafranga tuvalet yapıldı. Gerçi bana özel oldu. Zira söylediğim nedenlerle binaya çalışmak üzere yeni bir engelli arkadaşın gelmesi durumunda o tuvaleti kullanması mümkün değil. Veyahut herhangi bir sebeple Nüfus, Mal Müdürlüğü, İlçe Tarım, Milli Eğitim, Tapu, Kadastro, Vergi Dairesi, Kaymakamlık gibi Hükümet Konağı içindeki devlet dairelerine gelmek zorunda olan bir engelli arkadaşımız ve hatta tüketici hakem kuruluna başvuruda bulunmak isteyen bir arkadaşımız olursa, ki Tüketici Hakem Kurulu Kaymakamlık kapsamında iş ve işlemlerini yürütmektedir, eğer tuvaleti kullanmak gereksinimi duyarsa işi yaş. Yani en azından merdivenlerden inemeyen arkadaşların kullanması mümkün değil. Bu durumda benim kazanımım engelliler için bir kazanım değil, benim şahsi kazancım olmuş oluyor ama olsun. Biz ülkede buna da şükür demekle yetiniyoruz kimi zaman. En azından bir süre için. Doğru bir yaklaşım değil elbette. Zira buna da şükür deyip durduğunda olduğun noktadasın, ilerlemen mümkün değil bundan sonra. Bu nedenle kazandıklarımızın kıymetini bilerek ama hep ileriye yönelerek belirlemeliyiz hayat çizgimizi, ki gelecek daha güzel olabilsin.


Sesli Dinle

Yorumlar

Bu yazı için henüz yorum yok.