Ana içeriğe git Paylaşıma git

Açık turkuaz zemin üzerinde avucunda dünya küresini tutan koyu turkuaz renkli bir el var. Dünyanın üzerinde yalnızca siyahla çizilmiş paralel ve meridyenler bulunuyor. Altta büyük harflerle ve yine koyu turkuaz renkte EEEH yazıyor. İlk E harfinin içinde eşit, ikinci E harfinin içinde engelsiz, üçüncü E harfinde erişilebilir ve H harfinin içinde hayat yazıyor. Sözcükler beyazla yazılmış.

Yaşamak Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür, ve Bir orman Gibi Kardeşçesine

Yazar: Deniz Aydemir Döke

Toplam okunma: 1404

 

 

On Ekim’de kaybettiğimiz canlardan sonra ne yalan söyleyeyim elim klavyeye varmadı. Barış içinde, farklılıklarla yaşamak için bir araya gelmiş masum insanların, bu kadar kolayca bir anda yok oluşu, yaralanışı… Bütün bunları uzaklardan takip etmek bile çok zor. İnsanın içini acıtıyor, bir anda kendinizi boşlukta hissediyorsunuz.

Sonrasında insanların kenetlendiğini görmek insanı bir nebze iyi hissettiriyor ama bir yandan da abuk sabuk yorumlar insanın öfkesini tepesine çıkarıyor. Yani çok derin bir üzüntü, yardımlaşma ve kenetlenme için bir minnet ve saçma sapan yorumlar ya da halen ölen çocuklar yüzünden öfke arasında gidip gelen bir duygu durumundayım.

Onları kaybettik, kolumuz kanadımız kırıldı. Ama vazgeçmeyeceğiz, onlar boşuna ölmedi, onlar bütün farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğimizi haykırmak için; barış içinde birbirimize saygı duyarak, birbirimizi ötekileştirmeden, yapay düşmanlıkları içselleştirmeden, hep beraber yaşayabilmenin umuduyla Ankara’da buluştular. Biz onları kaybettik, bazılarımız yaralandı, bazılarımız engelli bir birey olarak yaşamına devam edecek, hepimiz ama en çok da 10 Ekim’de orada olanlar psikolojik travma ile karşı karşıyalar.

Yüzlercemiz yitti, ama biz umudumuzu yitirmeyeceğiz. Neden 10 Ekim’de Ankara’da buluştuklarını unutmayacağız. Kolumuzu kanadımızı sarıp onların umutlarının peşinden koşmaya devam edeceğiz. Biz farklılıkların bir arada eşit, erişilebilir ve engelsiz yaşayacağı, barış içinde bir gelecek için elimizden geleni yapacağız. Yazıma Nazım Hikmet’le başladım, onunla bitiriyorum.

Aralık 1945

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akarsuyun,

                meyve çağında ağacın,

                serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:

                                — çürüyen diş, dökülen et —,

                         bir daha geri dönmemek üzer yıkılıp gidecekler.

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla

                                        bu güzelim memlekette hürriyet...

Bursa’da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,

fakir-köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman...

Nazım Hikmet

Yazarın eski yazıları

Paylaş

Facebook'ta paylaş
Google+'da paylaş