Yazılarda Ara

Mürşide Ciğerlioğlu

Mürşide Ciğerlioğlu Hakkında

Mürşide Ciğerlioğlu Tarafından Yazılan Yazılar


Değerli okuyucular, sıcak bir Temmuz akşamında İstanbul’dan yazıyorum.  Uzun bir kış mevsimini geride bıraktık. Kışın, ilkbaharın yorgunluğu derken, okullar kapandı. Uzun günlerde tuttuğumuz oruçlar bitti. Çok şükür bayrama kavuştuk ve seçim telaşını da atlattıktan sonra artık layıkıyla bir yaz tatilini hak ettiğimizi düşünüyorum.


Eski yazılarımı okuyan okuyucularımız bilirler. Eski yazılarımdan birinde, erişilebilir hediye almak ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazım amacına ulaşmış olmalı ki kardeşim ve eşi bana 2017 doğum günüm için bir hediye almak isterlerken, akıllarına televizyon almak gelmiş. O zamanlarda aile içinde konuşuyorduk. “Televizyon alacağım ama konuşan televizyonlar çıkmış, onlardan alacağım” diyordum. Sağ olsun sevgili kız kardeşim ve eşi bana bir jest yapmak istemişler. Benden önce davranarak doğum günüme denk gelecek şekilde benim için gidip konuşan televizyon almışlar.


Değerli okuyucular, sıcak bir Temmuz akşamında İstanbul’dan yazıyorum.  Uzun bir kış mevsimini geride bıraktık. Kışın, ilkbaharın yorgunluğu derken, okullar kapandı. Uzun günlerde tuttuğumuz oruçlar bitti. Çok şükür bayrama kavuştuk ve seçim telaşını da atlattıktan sonra artık layıkıyla bir yaz tatilini hak ettiğimizi düşünüyorum.


Hazırlanması yazmak kadar zor, izlemesi yazının yayınlanması kadar keyifli… Selen Özel Bilgi Yarışmasından bahsediyorum.  Engelsiz Erişim’in ilk kurulduğu zamanlardı.  Kaldırım aktivistleri olarak sesli otobüsler için İETT’ye karşı eylemler yürüttüğümüz zamanlardı.  O zamanlarda düşünmeye başlamıştık; aktivist çalışmalar güzeldi ama biraz da kendi içimize dönmeliydik. Bu işleri yaparken görme engelli kitlesiyle de bir arada olmalıydık.


Bundan yaklaşık 3 yıl önceydi. Dergimizin ilk sayılarından birinde “Bizimki Açık Oy Açık Sayım” başlığı ile bir yazı yazmıştım.

 

Bu gün yine bir seçim günü ve bu defa bizim oyumuz da gizli diye bir yazı yazabiliyorum. Nasıl oldu bu? Kısaca bu süreçten bahsedeyim.

 

Engelsiz Erişim Derneği olarak bir süredir oylarımızı nasıl kendi başımıza kullanabiliriz diye kafa yoruyorduk. Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda dünyada da yaygın olarak kullanılan şablon ile oy kullanma yönteminin bizim ülkemiz için de makul olacağını düşünmüştük.

 


Bundan yaklaşık 3 yıl önceydi. Dergimizin ilk sayılarından birinde “Bizimki Açık Oy Açık Sayım” başlığı ile bir yazı yazmıştım.


Bu gün yine bir seçim günü ve bu defa bizim oyumuz da gizli diye bir yazı yazabiliyorum. Nasıl oldu bu? Kısaca bu süreçten bahsedeyim.
 

Engelsiz Erişim Derneği olarak bir süredir oylarımızı nasıl kendi başımıza kullanabiliriz diye kafa yoruyorduk. Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda dünyada da yaygın olarak kullanılan şablon ile oy kullanma yönteminin bizim ülkemiz için de makul olacağını düşünmüştük.

 


Evde ve iş yerinde lisanslı Jaws kullanıcısıyım.  Hayatımdaki birçok zorluğu Jaws ekran okuyucu program sayesinde aşıyorum.  2000 yılından beri ekran okuyucular ile bilgisayar kullanıyorum ve 2003 itibariyle kullandığım diğer ekran okuyucuyu terk edip tamamen Jaws ile bilgisayarı kullanmaya başladım. 2004- 2006 yılları arasında, birçok görmeyene Jaws aracılığıyla bilgisayar kullanmayı öğrettim.


Geçen ayki yazımda yeni bir eve taşındığımdan bahsetmiştim. Yeni eve taşınınca sanki her şeye yeniden başlıyormuşum gibi oldu. Yeni ev, yeni mekân demek. Yeni mekân ise, yeni çözümler demektir. Yalnız yaşayabilmenin temel koşullarından biri de alışveriş işini yapabiliyor olmaktır. En temel alışveriş işi ise, market alışverişi, yiyecek, içecek, temizlik malzemeleri vs. Ben bunun için iki yöntem kullanıyorum. Bir tanesi, sanal market hizmeti veren marketlerden telefonla veya internet üzerinden sipariş verme yöntemi.  Bunu daha çok yüklü alışveriş yapacağım zamanlarda tercih ediyorum.


Bir süredir İstanbul’da tek başına yaşayan bir görmeyen olarak yaşam deneyimlerimi yazmam tavsiye ediliyordu. Ancak bu konu bana pek cazip gelmiyordu. “Ne var ki bunda” diye düşünüyordum. İnsan yeni bir şeyle karşılaştığında biraz tedirginlik yaşıyor, sonra bir çözüm buluyor ve o çözümle yaşamaya başlayınca öncesini unutuveriyor.


Dünyada 15 Ekim günü, Beyaz Baston ve Erişilebilirlik günü olarak kutlanmaktadır. Beyaz baston, görme engelli kişilerin bağımsızlığının ilk adımı hatta bağımsızlık sembolü olan bayrağıdır diyebiliriz. O bayrağı eline alabilen bir görmeyen, istediği yere gidebilir, sürmek istediği hayat yolunun izini o baston sayesinde sürebilir dersek abartmış olmayız.  İşte bizim için bu kadar büyük öneme haiz olan beyaz bastonu biz bir güne sığdıramadık. Bu yüzden de dört günlük bir festival programı hazırladık.


Bazen ruhumuz kadar geniş olan yerlerde, sonsuz genişlikte, sonsuz boşlukta, sınırsız bir zaman aralığında, akıp gitmek, yürüyüp kaybolmak isteriz.  Ne güzeldir o sonunu bilmediğin bir yerde, zaman kaygısı duymadan, canının istediği kadar gitme, başını alıp uzaklaşma duygusu. Burada tek durduran yorgunluk ya da artık ruhunun dinginliğe ulaştığını hissetmektir. Böyle yerlerde gitmek güzeldir ama her gidişin bir de dönüşü vardır.  İşte o dönüş kaygısı ve korkusu, bir yerde arkanda bıraktığın dünyaya bir yandan zorunlu tutunmayı gerektiriyor.


Doğuştan ya da sonradan sahip olduğunuz bir özelliğinizin varlığını düşünün. Ama sizin istemediğiniz veya seçmediğiniz bir durum. Çoğunlukla sizin aslında hiç umursamadığınız bile bir haldir bu söz konusu olan durum. Ama bunu başkaları o kadar umursuyor ki çoğu zaman sizin adınızı bile hatırlamazken diyelim ki birileri sizden bahsedecek, adınızı hatırlaması gerekti, işte o zaman mutlaka körlüğünüzle hatırlanırsınız veya bir kör görüldüğünde mutlaka o vakit siz akla gelirsiniz. “Hım bizim sınıfta da bir kör vardı”, “Bizim mahallede de biri vardı” gibi.


Hayat detaylardan ibarettir. Küçük görülen, önemsiz zannedilen birçok detay belirler hayatımızın gidişatını. O detaylar kimilerinin hayatını oldukça kolaylaştırır; kimileri de hiç fark etmez bile onun varlığını ya da yokluğunu.   Bu detay bazen bir gülümseme olur, bazen güven telkin eden bir ses, bazen de somut bir detay, örneğin dokunuşla hissedilen bir noktacık.  İşte bu yazımda bunların önemine dikkat çekmeye çalışacağım.


Düşünüyorum da görme engelli olarak doğan birinin, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi ne kadar zor bir şey. Niye diyecek olursanız şöyle izah etmeye çalışayım. İnsan doğduğu andan itibaren etrafı ile iletişim halindedir. Kişi kendi hakkında söylenenleri bebek yaşlarda dahi olsa anlar ve bu duymuş olduğu şeyler kişilik oluşumunda doğrudan etki yapar.


Bu günlerde yalnızlık sözü, yalnızlık hastalığı zihnimi çok kurcalıyor.  İnternetten yanlızlığın anlamına, sebeplerine ve sonuçlarına şöyle bir baktığım zaman; bizlerin bu hastalığa yakalanması ne kadar kolay ve ne kadar mümkün görünüyor.

 


Bir önceki yazımda, duyu organlarımızı aslında hayatı algılamak için kullandığımız birer araç olarak tanımlamıştım. Duyu organlarımız, farklı fonksiyonları olan, dış dünyayı algılamamız için bize verilen ve farklı görevleri olan yapılardır. Asla yaşam için asıl değiller, araçlardır. Yine önceki yazıma ithafın, insan yaşantısı ruh ve beden olarak iki temel yapıdan hasıl olmaktadır.   

 


Bilindiği üzere, insan yapısı ruh ve beden olarak, iki temel yapıdan oluşmaktadır. Sağlıklı insanlarda bu yapılar birbirleri ile orantılı gelişim göstermektedir. Bedensel yapı içerisinde, insanın dış dünya ile bağ kurabilmesi için, şimdiye kadar beş tanesi keşfedilmiş olan ve adına beş duyu organı denilen görme, duyma, dokunma, tat alma, koklama olarak tanımlanan algılama kanalları bulunmaktadır.  İnsanlar bu kanalları ile dış dünyadan aldıkları verileri zihinsel süreçten geçirerek, ruh ve beden yapılarını şekillendirirler.