Yazılarda Ara

Habil Bozkurt

Habil Bozkurt Hakkında

E-posta Adresi:

Habil Bozkurt Tarafından Yazılan Yazılar


Canlı organizması ancak hareket ederek hayatını devam ettirebilir. Hareket etmeyen bir organizma, zamanla ölmeye mahkumdur. İnsan organizması dahi bu tariften hariç değildir. Binaen aleyh hava gibi, su gibi yaşayabilmemiz için hareket etmek de bir ihtiyaçtır. Gel gelelim, gerek çevresindeki sportif faaliyetlerin yetersizliği gerek ailenin aşırı korumacı tavrı sebebiyle sakat insanlar bu ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadırlar.


Polisiye türünü sever misiniz? Bu türde yazılmış herhangi bir roman okudunuz mu? Veya mevzuu suç olan bir film seyrettiniz mi? Polisiye türüne alakası bulunanlar aşağıda sözünü edeceğim polisiye kahramanlarını hemen tanıyacaklardır. Polisiye türüyle ilgilenmeyen arkadaşlar da bu yazı vesilesiyle tanırlar İnşallah. Neyse; girizgahı fazla uzatmadan, yazacağımız bir polisiye roman senaryosuyla, şu sakat kılığında aramızda dolaşan seri katilleri tanıyıp, toplumdaki mevcut sakat algısını pekiştiren işlevlerini kavramaya çalışalım.


Geçen gün bizim mahallenin parkındaki spor bisikletinde biraz antrenman yaptım. Çünkü bugünlerde Eş Pedal Derneği’nin tertip ettiği tandem bisiklet sürüşlerine katılıyorum. Fakat ne yazık ki bu sürüşlerde benden beklenen performansı gösteremiyorum. Hatta performans göstermek şöyle dursun zaman zaman bana pilotluk eden arkadaşa adeta kendimi taşıttığım oluyor. Aslında bunda şaşılacak bir şey yok. Zira ben 25 yaşında gerçek manada bisiklet sürmeye başlayan birisiyim. Onu da ancak 3 sefer sürebildim.


Karanlığın Hızı kitabından Sevgi Mart’ın EEEH Dergi’deki son yazıları sayesinde haberdar oldum. Araba kullanan eskrim sporuyla ilgilenen otizmli genç benim de alakamı çekmişti. Vakit kaybetmeden kitabı Getem’den indirip okumaya başladım. Ramazanın tesiriyle Kitabı okuyup onunla ilgilenmem biraz zaman alsa da geçen gün kitabı bitirmeyi başardım.


Kıymetli okurlarım! Yaklaşık üç sayıdır “suç” olgusunun, sakatlık ile münasebetlerini ele alan yazılar kaleme alıyorum. Bu yazıları kaleme alırken; “Acaba biz körler işlediğimiz iddia edilen bir suçtan dolayı hapse girsek, neler olur?” diye düşündüm. Ekran okuyucu uygulama yüklü bir bilgisayarın bulunmadığı, Braille hizmetinin sağlanmadığı bir ceza evine düşen bir kör, hakkındaki iddianameyi nasıl okur? Hakkında hazırlanan iddianameye karşı müdafaasını nasıl hazırlar? Pek dile getirilmese de ben bu mevzuyu önemsiyorum.


Kıymetli okurlarım! Hatırlayacağınız gibi derginin ocak sayısında bir yazı kaleme almış; yazının devamını takip eden sayıda yazacağımı vaat etmiştim. Ancak bu sene şubat ayının EEEH Dergi’nin 5. Seneidevriyesine tekabül etmesi sebebiyle EEEH Dergi’nin bana kazandırdıklarını bir yazıyla anlatmak istedim. Bu sebepten ocak sayısında yazmayı vaat ettiğim yazı bu sayıya kaldı. Bu yazıma bu gecikmeden dolayı tüm okurlarımdan özür dileyerek başlıyorum.


2013 senesinde Ankara’ya gelene kadar, sesli dergilerden, yalnızca İzmir’deki Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nın yayınlamakta olduğu Arkadaş Dergisi’nden haberdardım. Ankara’ya gelince, Türkiye’nin en köklü sesli dergisi olan Altı Noktanın Sesi Dergisi ile tanıştım. Yazı hayatıma da bu dergide başladım zaten. EEEH Dergi’yi tanımam biraz geç oldu ama bu dergide daha önce takip ettiğim sesli dergilerden farklı bir şeyler bulunduğunu hemen fark ettim. Gerek hazırlanış tarzı gerek muhtevası ile bu dergi ötekilerden çok farklıydı.


Polisiye türünü sever misiniz? Bu türde yazılmış herhangi bir roman okudunuz mu? Veya mevzuu suç olan bir film seyrettiniz mi? Polisiye türüne alakası bulunanlar aşağıda sözünü edeceğim polisiye kahramanlarını hemen tanıyacaklardır. Polisiye türüyle ilgilenmeyen arkadaşlar da bu yazı vesilesiyle tanırlar İnşallah. Neyse; girizgahı fazla uzatmadan, yazacağımız bir polisiye roman senaryosuyla, şu sakat kılığında aramızda dolaşan seri katilleri tanıyıp, toplumdaki mevcut sakat algısını pekiştiren işlevlerini kavramaya çalışalım.


Merhaba kıymetli okuyucularım! Bildiğiniz gibi geçen ayki yazıda bağımsız harekete ilk başladığım günlerde başkalarına karşı verdiğim mücadeleyi anlatmaya çalışmış; ancak dergide bana ayrılan yerin kısıtlı olması sebebiyle mücadelenin kendi korkularımla, kaygılarımla, ön yargılarımla, umutsuzluklarımla olan safhasını anlatmayı bu ayki yazıya ertelemiştim. Şimdi dilim döndüğünce hem bu hikayenin devamını sizinle paylaşmaya, hem de tüm bu olup bitenlerin kısa bir tahlilini yapmaya çalışacağım. Yazılarımı okumak için kıymetli vakitlerini ayıran siz kıymetli okuyucularıma hürmetlerimle… Devamını Oku...


Ne severim her sabah elime beyaz bastonumu alıp dışarı çıkmayı. Beyaz bastonumu elime alıp dışarıya çıktığım her gün sanki ilk günmüş gibi heyecanlanırım. İple çekerim dışarıya çıkacağım saatin gelmesini. Hatta bazen hiç sebep yokken özlerim onu. Dayanamayıp bastonumu dayalı olduğu yerden alıp sever, okşarım. Yolda karşıma çıkan direk, araba, elektrik trafosu gibi envai çeşit engeli bastonumla önceden fark edip yanlarından geçip gitmeye bayılırım. Bastonumu elime her alışımda bu konuma gelene kadar verdiğim mücadeleyi düşünürüm.

 


Kilometrelerce süren bir yolculuk küçük bir adımla başlar, demiş bir düşünür. Bu sözün manasını idrak etmede biz engellilerin üstüne var mıdır bilmiyorum. Elimizde beyaz bastonumuz olduğu halde dışarıya attığımız ilk adım, yalnız başımıza çıktığımız ilk seyahat, okulumuzda, işimizde ilk günümüz...


Aktivizm, bir fikri, bir düşünceyi hayata geçirmek için sürekli eylem içinde olma halidir. Bu hal içinde bulunanlara aktivist denir. Aktivizm, tabiatı gereği sıcak ve daima hareketli bir mücadele alanını kapsar. Ancak verilen mücadelenin başarıya ulaşması için sağlam bir fikri zemine sahip olması şarttır. Engelsiz Erişim Derneği, kurulduğu günden bu güne sakatlık alanında, gerek fikri, gerek fiilî bakımdan çok ciddi işlerin altına imza atmış bir örgüttür.


En son yazdığım, Körlük Üzerine Okurumla Bir Hasbihal yazısından sonra tam  bu yazıda da okurumla sakatlık üzerine söyleşeyim derken derginin mayıs ayı sayısındaki Meral’le Burak’ın konfor alanı üzerine yazdıkları yazılar, Engin Yılmaz’ın haziran sayısında yayınlanan Burak ve Meral’e cevap mahiyetindeki yazısı beni şu konfor alanı meselesi üzerine düşünmeye ve yazmaya sevk etti. Bilhassa Engin Yılmaz’ın yazısının konfor alanıyla alakalı kısmı benim için kafa açıcı ve yol gösterici oldu. Sahi konfor alanı neresiydi?


Derginin 78. Sayısında konfor alanlarımızı irdeleyen bir yazı kaleme almıştım. Nasipse bu yazıda konfor alanı meselesinin bilişim ayağını irdelemeye çalışacağım. Malumunuz bilişim hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası artık. O kadar ki bir yanımızla hakiki dünyada yaşarken bir yanımızla sanal alemde yaşıyoruz. Bilişimin biz körler için daha farklı bir ehemmiyete sahip olduğunu söylememe lüzum yok zannederim.


En son yazdığım, Körlük Üzerine Okurumla Bir Hasbihal yazısından sonra tam  bu yazıda da okurumla sakatlık üzerine söyleşeyim derken derginin mayıs ayı sayısındaki Meral’le Burak’ın konfor alanı üzerine yazdıkları yazılar, Engin Yılmaz’ın haziran sayısında yayınlanan Burak ve Meral’e cevap mahiyetindeki yazısı beni şu konfor alanı meselesi üzerine düşünmeye ve yazmaya sevk etti. Bilhassa Engin Yılmaz’ın yazısının konfor alanıyla alakalı kısmı benim için kafa açıcı ve yol gösterici oldu. Sahi konfor alanı neresiydi?


Kıymetli okuyucu! Gel seninle körlük üzerine biraz hasbihal edelim. Ben bunu dergiye yazdığım bu yazı vasıtasıyla yapayım; sen yazının altına yorum yaparak, yahut da yukarıdaki e-posta adresine e-posta göndererek yap. Bu konuda anlaştıysak, körlük üzerine düşünmeye başlayabiliriz demektir.


Ben Engelsiz Erişim’i, EEEH Dergi vesilesiyle tanıdım. Festivalden haberdar olmamı da yine EEEH Dergi sağladı. 2017 senesinde festivale katılmaya niyet ettimse de, o sırada geçirdiğim hafif bir grip sebebiyle, o seneki festivale katılmam mümkün olmadı. 2018 senesine geldiğimizde, ne yapıp yapıp o yılki festivale katılmayı kafama koymuştum. Vakit kaybetmeden mail’ime gönderilen festivale katılım formunu doldurdum. Çok geçmeden, Engelsiz Erişim’den Mürşide Abla beni aradı. Bu arada Engelsiz Erişim’le ilk ciddi teması da kurmuş oldum.


NVDA uygulamasını ilk defa 2012 senesinde Trabzon’da, kör bir arkadaş vasıtasıyla tanıdım. O yaz Trabzon’da oturan ablamın evinde kalıyordum. Ve ablamların bilgisayarında “Narrator” uygulamasıyla internete girmeye, Youtube sitesinden müzik açmaya çalışıyordum.


Bir sabah vakti, Bir evin içinde dolaşıyordum. Oraya neden ve nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey mahiyetini bilmediğim bir kuvvetin beni o evin içinde, oradan oraya dolaştırdığıydı. Evin tüm odalarını dolaştıktan sonraki o kısacık anı şimdi hatırlamam mümkün değil. Fakat kendime geldiğimde evin antresinde oynuyordum. Birden evin cümle kapısı açıldı. Ve ben kendimi uzun ve geniş bir asfaltın ortasında oyunuma devam ederken buldum. Sol tarafımda bir araba vardı.