Yazılarda Ara

Engin Yılmaz

Engin Yılmaz Hakkında

E-posta Adresi:

1979 yılında doğmuştur. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümlerini Çift Ana Dal öğrencisi olarak bitirdikten sonra, Bilişsel Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamlamıştır. Ardından da 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yetişkin Eğitimi Alanında Doktorasını tamamlayan Yılmaz, aynı zamanda Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı GETEM'in direktörlüğünü yürütüyor. Ayrıca doktorasını tamamladıktan sonra, üniversitelerde kısmi zamanlı olarak engellilik üzerine dersler veriyor. Yazarımız bunun yanında, Engelsiz Erişim Derneği Başkanı. Sesli Betimleme Derneği’nde de aktif çalışmalarına devam ediyor.
Yazara,
engin_yilmaz@yahoo.com
 e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.

Engin Yılmaz Tarafından Yazılan Yazılar


Selamlar dostlar. Bugünlerde yine “engelsiz plaj” başlıklı haberleri okumaya başladık. Fakat Engelsiz plaj denen kavram, genellikle fiziksel engellilerin tekerlekli sandalyeyle denize kadar gitmelerini sağlayan çalışmaları işaret ediyor. Bu da çok önemli tabii. Diğer taraftan kör bir birey için çok da değişen bir şey yok gibi görünüyor. Şezlongu bulmak, boş şezlong ayarlamak. Onca dolu kumsaldan ilerleyebilmek, denize girdiğinizde doğru yerden kıyıya çıkmak, soyunma kabinlerine ulaşmak, hepsi ayrı bir çalışma gerektiriyor.


Aşağıda okuyacağınız satırlar, Engelsiz Erişim Derneği’nden Ben ve Sevda İle Boğaziçi Üniversitesinden Zeynep Hande Sart hocamızla birlikte Zero Project kapsamında seçimlerde yaptığımız şablon çalışmasına verilen ödülü almak ve konferansa katılmak için Viyana’da geçirdiğimiz 5 buçuk günü anlatıyor. 19 24 Şubat tarihlerinde, gerek konferansta gerekse şehri gezerken yaşadıklarımızı, insanlarla ilişkilerimizi, gördüklerimizi gün gün kısa notlar halinde oluşturup EEEH Dergi grubuna gönderiyordum.


Karşıya mı geçeceksiniz? Dümdüz öyle git. Hoop, sağ, sağ, yok yok, sol sol! Hayır, orası değil. Ben açayım mı telefonunu? Hayır, yanlış yere basıyorsun! Ver ben açayım o kulaklığı.

Bu sözler tanıdık geliyor mu kulağınıza? Kör biriyseniz ve sokağa tek başınıza çıkıyorsanız, gün içinde bunlardan birkaçını duymadığınız gün varsa, şanslısınız demektir. Sürekli bir gözün sizi izlediğini ve yapacağınız hataları düzeltmek için tepenizde olduğunu böyle anlıyorsunuz muhtemelen.


Geçenlerde TV kanalları arasında zaping yaparken, 1998 yapımı Derin Darbe (Deep Impact) filmine rastladım bir kez daha. İzlediyseniz hatırlarsınız, Film dünyaya çarpacağı keşfedilen bir kuyruklu yıldızı yok etme çabalarını konu alıyor. Kuyruklu yıldızı yok etmesi için gönderilen mesih gemisi başarılı olamayınca ve dünyadaki canlı neslinin tükenme tehlikesi netleşince, B planına geçiliyor. Buna göre Amerika’da 1 milyon kişilik sığınaklar inşa ediliyor. Bu sığınaklara girecek kişilerin 800 bin kadarı ise kura ile belirleniyor.


Okuyacağınız yazı, Engin Yılmaz'ın GETEM sertifika töreninde yaptığı konuşmanın tam metnidir.

 

Hiç düşündünüz mü 'normal' kelimesi ne çok şeyde var hayatımızda. Yaşamımızdan yediğimiz ekmeğe, içtiğimiz kolaya, davranışlarımızdan giyim tarzımıza, kilomuza boyumuza ilişkimize kadar ne çok yerde 'normal'i kullandığımızı bir tasavvur eder misiniz? Bir tek kelime olarak mı kullanıyoruz onu? Hayır! Birilerinin inşa ettiği bu kavrama göre şekillendiriyoruz hayatımızı.


Vaka 1. Bir arkadaşımla önemli bir çalışmada ekibiz. Arkadaşım kör değil. Birçok farklı projede birlikte fikir paylaşma ve üretme fırsatı bulduğum birisi. Çalışmamızın başında bir oyun oynatıyorlar hepimize. Amaç birçok spagettiyi birleştirerek en uzun kuleyi elde etmek. Kulenin tepesine de bir marşmelov yerleştiriliyor. Çalışmadakiler gruplara ayrılıyor. Arkadaşım, ben ve birkaç kişi daha aynı gruptayız. Masamızda spagettiler, bant, makas ve bir adet marşmelov var.


Selamlar herkese. Birkaç aylık aranın ardından, İstanbul İzmir yolunda, Pegasus uçağında yazıyorum bu yazıyı size. Son dönemlerde sıkça uçmak durumunda kalmamın verdiği deneyimle, hava yollarının yardım odaklı erişilebilirliği fiili olarak nasıl uyguladıklarına şahit olmanın sonuçlarını yansıtmak istedim aşağıdaki satırlarda. Ülkemizde ve dünyada engelliler için yapılan düzenlemeleri iki kategoride toplamak mümkün: Yardım, eşlik ve koruma odaklı düzenlemeler, bağımsızlığı arttırma amaçlı erişilebilirlik düzenlemeleri.


Geçtiğimiz hafta sonu, Sevda ile birlikte hem alışveriş yapalım hem bir şeyler yiyip sinemaya gidelim umuduyla çıktık evden. İlk macera metro asansörlerinde başladı. Ümraniye'deki metro asansörü turnikelere inmek için 2. kattan 0 no’lu kata gidiyor. Yani arada bir katta da durabiliyor. Ama şehrim insanı bunu bilmediği için durduğu birinci katta asansörden inmeye başladı. İndikleri gibi bizi de kolumuzdan zorla çekiştirme telaşındaydı. Hayır, bir kat daha var ısrarımızı da kendilerine saygısızlık olarak algılayıp, “Gel gel inanmıyorlar" diye söylenerek çıktılar asansörden.


Değişik zamanlarda sıkça duyduğum bir söz oluyor bazı kör arkadaşlardan: Şunu aynı gören gibi yapmak. Gören gibi hızlı yürümek, gören gibi yemek pişirmek, dersi gören gibi takip etmek, gören gibi kayıt almak,  gören gibi seslendirme yapmak vs. Buna yaşamın her alanında rastlamak mümkün. Temel varsayım şu: görebilen, yürüyebilen, duyabilen,  belirli biçimde düşünen kişilerin yöntemleri en doğru ve onları norm olarak kabul etmek en iyisi.


Her şeyden önce erişilebilir bir yıl geçirmenizi dileyerek başlayayım sözlerime. Gerek dergi satırlarımızda, gerek başka mecralardaki söylemlerde tıbbi model, sosyal model, bireysel model gibi kavramları sıkça okudunuz, duydunuz sanırım. En azından buradaki yazılarda kullandığımız terimler, vardığımız sonuçlar sosyal model ve sonrasında ortaya çıkan diğer yaklaşımların çeşitli ürünlerini yansıtıyor diyebilirim rahatlıkla. İyi de ne ola ki bu model yaklaşımı? Nasıl ve kimler tarafından ortaya çıkarılmış? Niye ortaya çıkarılmış?


Bugün engelli kardeşlerimize sahip çıkma günüdür.

Tek ihtiyacımız sevgi.

Onlara bakıp insan olduğumuzu hatırlayalım.

Merhabalar değerli dostlar. Bir 3 Aralık’ı daha geride bıraktığımız bu günlerde, yine benzer sözler fısıldandı kulağımıza, bir parmak bal çalındı ağzımıza. Bu yazının amacı yeni bir 3 Aralık eleştirisi yapmak değil aslında. Ama o gün daha çok duyduğumuz “engelli kardeşlerimiz” klişesini biraz tartışmak ve deşelemek istiyorum aşağıdaki satırlarda.


Sanırım Mart ayıydı. Kahvaltıda,  Sevda bir gözlemini paylaştı bazı gören kör arkadaşlık ilişkilerinde şahit olduğu. Her nedense, kimilerinin kör arkadaşına tüm dertlerini, beklentilerini uzun uzun anlatıp, sıra kör kişinin anlatacaklarına geldiğinde, bir bahaneyle konuyu nasıl da değiştirip ortamdan ayrıldığını veya işi yine kendine yonttuğuna dikkati çekiyordu. Üstelik buna da iyi bir kılıf uyduruyordu: “Sen ne kadar iyi bir dinleyicisin, psikolog olmalıymışsın vallahi”.


Merhabalar değerli dostlar. Ağustos ayının bu sıcak günlerinde biraz içimizi ferahlatabilecek küçük ama umutlu iki teknolojik haberi sizinle paylaşmak istedim. Bu haberleri geçenlerde dinlediğim bir Cool Blind Podcastında duydum ve sitelerinde biraz araştırınca sizlerle de paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.

 


Merhabalar değerli dostlar. Biliyorsunuz yine EEEH Dergi satırlarında “Görünmez Körlerin Kaderle İmtihanı” dizisinde dört yazı kaleme almıştım. Bu çalışmalarda bizi görünmez kılan toplumsal ve çevresel faktörlere değinmiştim. Kimi zaman rutinleri bozmama çabasının, bazen yanlış empatinin, aralarda kendi yanlışlarını dış nedenlere, başkalarının kusurlarını kişisel etkenlere bağlayan temel atıf hatalarının,  körleri nasıl görünmez kılabileceğinden bahsetmiştim. Dizinin son halkasında ise istihdam sonrası iş yerlerinde körleri görünmezliğe götüren aşamaların altını çizmiştim.

Devamını Oku...

Sanırım Mart ayıydı. Kahvaltıda,  Sevda bir gözlemini paylaştı bazı gören kör arkadaşlık ilişkilerinde şahit olduğu. Her nedense, kimilerinin kör arkadaşına tüm dertlerini, beklentilerini uzun uzun anlatıp, sıra kör kişinin anlatacaklarına geldiğinde, bir bahaneyle konuyu nasıl da değiştirip ortamdan ayrıldığını veya işi yine kendine yonttuğuna dikkati çekiyordu. Üstelik buna da iyi bir kılıf uyduruyordu: “Sen ne kadar iyi bir dinleyicisin, psikolog olmalıymışsın vallahi”.


Bizler için seçimde tek başına oy kullanmanın anlamı, yalnızca birinin yardımı olmadan iş yapabilmenin mutluluğu değil. Bu, birey olmak, bu, insan olabilmek, en temel demokratik hakkı kullanabilmek demek. O nedenle Engelsiz Erişim kurulduğundan bu yana engellenmişlik saydığımız konuların başında geliyordu seçimler. Birinin refakatiyle oy kullanmak kader olmamalıydı, tıpkı ineceğimiz durağı birine sormak, ATM'den başkasının yardımıyla para çekmenin doğal gerçeklik olmadığı gibi.