Yazılarda Ara

Deniz Aydemir Döke

Deniz Aydemir Döke Hakkında

E-posta Adresi:

Deniz Aydemir Döke Tarafından Yazılan Yazılar


Öğretmiş olduğum Engellilik Kültürü dersi kapsamında, engelli tarihi başlığı altında anlattığım bir konuydu engellilerin zorla kısırlaştırılmaları. İnsanların “Yok canım ya, O kadar da değil; bunu da yapmamışlardır” diye tepki verdikleri bir konu bu. Malum zaten insanlar tarihin iç açıcı olmayan yönlerini yok sayarlarr, böylece sanki o olaylar hiç yaşanmamış gibi olur. Bu yazıda Eugenix yaklaşımından ve bu yaklaşımın Amerika tarihinde engelliler için olan bazı sonuçlarından bahsedeceğim.


Kör kadınlar için bir çıkmaz haline gelebilir bu “Hamile miyim?” sorusu. Gören kadınlar bu soruya mahrem bir şekilde hazır hamilelik testlerini kullanarak cevap arayabilir. İstemezse sonuçları hiç kimseyle paylaşmayabilir, isterse de testin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşabilir.


Öğretmiş olduğum Engellilik Kültürü dersi kapsamında, engelli tarihi başlığı altında anlattığım bir konuydu engellilerin zorla kısırlaştırılmaları. İnsanların “Yok canım ya, O kadar da değil; bunu da yapmamışlardır” diye tepki verdikleri bir konu bu. Malum zaten insanlar tarihin iç açıcı olmayan yönlerini yok sayarlarr, böylece sanki o olaylar hiç yaşanmamış gibi olur. Bu yazıda Eugenix yaklaşımından ve bu yaklaşımın Amerika tarihinde engelliler için olan bazı sonuçlarından bahsedeceğim.


Bildiğiniz gibi, engelli olmayı “normal” olmaya göre aşağılık bir konuma koyan dünya görüşü, sağlamcılık olarak ele alınıyor. Ve sağlamcılık pek çok biçimde kendini gösterebiliyor. Son bir aydır sağlamcılığın dil engeliyle testine şahit oldum ve sizlerle de paylaşmak istedim.


Önceki yazımdan da malum olduğu üzere, geçtiğimiz yaz 11 aylık bebeğimle uzun bir uçak yolculuğu yaptım. Öncesinde görme engelli annelerden tavsiyeler almaya çalıştım, yolculuk bitti artık ve başlangıçta yaşadıklarımı bir önceki yazımdan biliyorsunuz. Yolculuğun kendisi sorunsuz geçti, bebiş de ben de çok rahat ettik. Bu yazıda bebekle yolculuk etmeye dair genel ve körcül şeylerden bahsedeceğim.


Kimimiz çocuk sahibi olmamayı yeğlerken kimimiz anne baba olmak için can atar. Etrafta bebek bakımına dair çok fazla kaynak var ama elbet bunlar ortalama insanı göz önünde bulundurarak yazılmış şeyler. O nedenle kör olup bebek sahibi olmayı düşünen kişilere tamamen hitap etmeyebilir. Körler bebek bakamaz diye düşünüyorsanız yazının felsefesiyle bayağı çelişiyorsunuz. Yazıyı okumayı bitirdiğinizde umarım bunun mümkün olduğunu kavrayabilirsiniz.


Yaklaşık altı senedir ABD’de yaşamaktayım. Bu yaz 11 aylık bebeğimle birlikte ailemi ziyaret etmeye karar verdim. Biletimi aldım. Sonrasında bir saha araştırması yaptım, hem Türkiye’deki hem de ABD’deki kör annelerin olduğu Facebook gruplarına, bebeğimle uzun bir uçak yolculuğu yapacağımı söyleyerek, varsa tavsiyelerini sordum.


Sağlamcılığın sonucu olarak insanlar engelli olmayı hayatlarında başlarına gelebilecek en kötü olay olarak karşılarlar. Engelli olmak muhteşem bir şeydir falan diyecek değilim. Sağlamcılık ve getirdikleri nedeniyle engelli bir insanın hayatı zorlaşıyor. Ama bu zor olan hayatların zor olması yeti yitiminden ziyade, toplumun engelliyi aşağı görmesi ve engelli haklarının, erişilebilirlik başta olmak üzere, tam olarak hayata geçememesi ya da kâğıt üzerinde kalmasından kaynaklanıyor.


Bu sabah maillerimi kontrol ederken gördüğüm bir başlık beni şaşırttı. Mailin başlığı Everest’e körlerin tırmanışının yasaklanmasının kınandığıyla ilgiliydi. Görünen o ki Nepal hükümeti yeni güvenlik önlemleri getirmiş ve bu önlemlerin içinde tek başına zirve yapmanın yanısıra çift bacağı ampute olanların ve körlerin dağa tırmanışının


Herkes bir ayrıcalığı olsun ister. Toplumsal açıdan ne acaba bu ayrıcalık? Kardeşlerin içinde ilk göz ağrısı, ya da tekne kazıntısı olmak, evlatların içinde erkek olmak, erkeklerin ya da kadınların içinde heteroseksüel olmak, gözü görüyor, kulağı duyuyor, eli ayağı tutuyor, zekâ seviyesi “normal”, yüzüne bakılacak kadar güzel olmak, bizim ülkemizde Sünni Müslüman olmak, Türkiye haritasının hepsinin bizim olduğunu söylesek de, bölünmesinden çok korksak da o bölünecek de kaybederiz diye korktuğumuz memleketlerden olmamak, üst sosyoekonomik sınıftan olmak… Bu listeyi uzatmak mümkün… Devamını Oku...


Kimimiz çocuk sahibi olmamayı yeğlerken kimimiz anne baba olmak için can atar. Etrafta bebek bakımına dair çok fazla kaynak var ama elbet bunlar ortalama insanı göz önünde bulundurarak yazılmış şeyler. O nedenle kör olup bebek sahibi olmayı düşünen kişilere tamamen hitap etmeyebilir. Körler bebek bakamaz diye düşünüyorsanız yazının felsefesiyle bayağı çelişiyorsunuz. Yazıyı okumayı bitirdiğinizde umarım bunun mümkün olduğunu kavrayabilirsiniz.


Günümüzde internete erişimi olan herkes bir yerden bir yere nasıl gideceğine bir çırpıda bakabiliyor. Bu online haritalar körler için erişilebilir değil. Diyelim ki turistik bir yerdesiniz ya da yeni başladığınız üniversitenin yerleşkesinde, merkezi yerlerde bulunan kocaman tabelalarda yerleşkenin haritası vardır, isteyen gider bakar, kolayca nerede olduğunu anlar. Bunların da körler için erişilebilir olmadığını söylememe gerek yok sanırım.


Merhaba, geçen Engelsiz Erişimli Saatler radyo programında, sevgili Engin ne konuda yazmayı sevdiğimizi sorduğunda, hayatımda o ara ne ilgimi çekiyorsa onun hakkında yazmayı sevdiğimi söylemiştim. Bu ara Ağustos ayında aramıza katılacak minik yüzünden, bebekler hakkında yazacağım galiba. Bu ay kör bir anne olarak kullanmayı düşündüğüm, yerine göre de görenlerden farklı olmayan, burada bir arkadaşımdan öğrendiğim bir bebek giyme yönteminden bahsedeceğim.

 


İşte o güzel haberi aldınız, hamilelik testi pozitif çıktı. Doktor randevunuzu aldınız ve doktorunuz bebeğin gelişimini takip etmek için belirli aralıklarla ultrason yapıyor. Bebeğin kalp atışlarını duyuyorsunuz duymasına da ultrasonda bebeğinizi göremiyorsunuz. Bazı doktorlar duyarlı oluyor ve anlatıyor ekranda nelerin göründüğünü ama bu yine de sizin bebeğinizle ilgili merakınızı gidermiyor. İşte tam bu anda yine teknoloji giriyor devreye.

 


Sayı 36, Şubat 2017

 

Merhaba sevgili okurlar, sizlerle EEEH dergiyle buluşmaya başladığımızdan beri üç yıl geçtiğine inanamadım. 36 aydır sizinle hayatı paylaşıyoruz. Nice yaşlarımızda daha eşit engelsiz ve erişilebilir hayatları paylaşmayı diliyorum. Bu ay sizlerle kültürün etkisiyle oluşan basmakalıp yargılar, damgalama ve ayrımcılık ile ilgili bir yazı paylaşacağım.


Merhaba sevgili okurlar, birkaç sene önce ODTÜ’de araştırma görevlisiyken yaptığım bir sunumun başlığıydı bu. Profesyonel bir öğrenci olarak deneyimlerimden yola çıkarak yazıyorum bu yazıyı. Hep “kaktırma”, ay affedersiniz, “kaynaştırma” bir öğrenci oldum ben. İlkokul birinci sınıftan başlayarak liseden mezun olana kadar çeşitli illerde çeşitli okullara gittim. Her okula kaydım bir macera oldu benim ve ailem için.


Merhaba sevgili okurlar, geçen Ay bildiğiniz gibi sevgili Bahar nasıl da müzikal izlediğinden bahsetti. Onun yazısını okuyunca neden buradaki canlı performanslardaki sesli betimlemeden bahsetmiyorum ki diye düşündüm.