Yazılarda Ara

Yıllar Sonra Tüm Çıplaklığıyla

Toplam Okunma: 40

Birçoğumuzun kaygıyı çok da göz ardı edemeden bir çeşit vurdumduymazlığa getirdiğimiz nispeten hareketli yaz aylarını geride bıraktığımız şu günlerde pandemi gündemimize ne yazık ki iyice sokuluyor. Üstüne eylüle yapıştırılmış hüzün ayı etiketiyle birlikte sonbahar psikolojisine de giriyoruz ister istemez. Tam da bu sebeple geçmişten bugüne uzanan bir güldürü filmiyle eylülün hüznüyle inatlaşmak istedim. Filmimizin adı,  Postacı. Hala mı Kemal Sunal filmi izliyorsun sen diyenleriniz varsa, adı geçen yıllanmış bu filmin sesli betimlemeli filmler kategorisine yeni eklenebildiğini söylemek isterim. Üstelik dumanı üstünde. Bakarsanız göreceksiniz, GETEM sistemine 09.09.2020 tarihinde eklenmiş.

Postacı, pek çoğunuzun bildiği gibi meşhur bir Kemal Sunal filmi. Kemal Sunal'ın rol arkadaşları ise başta Fatma Girik, Erdal Özyağcılar, İhsan Yüce, Nezahat Tanyeli, Nubar Terziyan gibi ünlü oyuncular. Bin dokuz yüz seksen dört yapımı filmin yönetmeni ve yapımcısı Memduh Ün. Senaryosu Umur Bugay tarafından kaleme alınmış; müziklerini ise Cahit Berkay yapmış. Kemal Sunal söz konusu olunca tahmin edileceği üzere film, komedi türünde kategorilendirilmiş.

Sanırım çok eski bir film olduğu için ya da benim beceriksizliğimden Beyaz Perde ya da Sinemalar.com gibi sitelerde filmi bulamadım. Ancak GETEM'de verildiğine göre filmin İMDB puanı 7 ve bu yıllar sonra bile hala izlenen bir film için bence çok iyi bir puan.

Konusuna gelince, Adem, yani "Kemal Sunal"; annesi ile birlikte yaşayan geçim derdi yakasını bir türlü bırakmayan bir postacıdır. Mahallenin otuzunu aştığı halde ağabeyi yüzünden evlenememiş kızı Sevtap yani "Fatma Girik" ile evlenmek istemektedir. Çünkü Sevtap hem güzel hem alımlı hem de Almanya'da çalışan ağabeyi Latif yani "Erdal Özyağcılar" sayesinde gayet zengindir. Üstelik Sevtap da Adem'e aşıktır. Sevtap'ın babası Rasim yani İhsan Yüce bu izdivaca razıdır ancak Latif'ten gönderdiği mektuba vereceği yanıtı beklemektedir. Yanıt telgraf ile acele gelir ve olumsuzdur. Ancak Adem postacı olmasının avantajı ile haberi önceden öğrenir ve Sevtap ile iş birliği yapıp babasına ağabeyinin bu evliliğe onay verdiğini söyletir. Ancak telgrafta yazdığı gibi iki hafta sonra Latif Almanya'dan izne gelir ve ikilinin foyası ortaya çıkar. Adem ne yapıp edip Sevtap ile evlenmeyi kafaya koymuştur. Film bunun üzerinde uzun süre ilerler. Sonuçta Latif bu evliliğe rıza göstermek zorunda kalır ancak çekecekleri henüz bitmemiştir. Çünkü Adem'in amacı sadece kızı almak değil, aynı zamanda Latif'ten geçinip rahat yaşayabilecekleri maddi menfaatler elde etmektir. Bundan başka film boyunca Adem bir de bir zamanlar çok popüler olan postacı yürüyüşüne daire amiri tarafından seçilmiştir ve ona hazırlanmaktadır. Filmin sonunda yarışı kazanması, Sevtap ile istediği gibi bir evliliği gerçekleştirebilmesiyle iççice geçer adeta.

Yukarıda dediğim gibi filmin sesli betimlemeli filmler ailesine eklenmesi henüz çok taze. Betimleme işinde kastedilen mesafenin de etkisiyle baştan sona yağ gibi kayıyor betimleme. Bana yaklaşık bir buçuk saat boyunca hiç yormadan seyir keyfi yaşattı desem hiç abartmış olmam inanın.

Emekçilerimize yer verelim bu noktada. Kahramanlarımız şöyle: Zeynep Gül tarafından yazılan betimleme metni Emine Kolivar’ca seslendirilmiş. Ayrıntılı altyazı çevirmenliğini Fatih Kolivar; İşaret Dili çevirmenliğini ise Hayrettin Baydın yapmış. Eskiden son kontrolcü olarak gördüğümüz ki GETEM'de hala bu şekilde ifade ediliyor, artık editör olarak nitelendirilmişler, ve editörler, Fulya Akbaba, Ela Korgan, Samet Demirtaş olarak sayılmış. Ses montajda Nisa Namazova; teknik yapımda ise yine Yeni Gökdelen Tercüme ve Dağ Prodüksiyon adlarını görüyoruz. Filmin afiş betimlemesi de yapılmış ve onu da yine Zeynep Gül yazmış ve çok da güzel anlatmış tüm detaylarıyla.

Betimleme eleştirisi konusunda ise tabiri caizse kusur arayıp bulmak kabilinden birkaç şey söylemekle yetinebiliriz sadece. Betimlemeciler bana nanik yapar mı dersiniz? Vallahi bence yapsalar yeridir. Ben olsam yapardım. Ne demişler: "Kişi kendinden bilir işi."

Cümleler çok basit ama anlatılmak isteneni en yalın şekilde tümüyle yansıtabiliyor kör izleyiciye. Kafada pek bir soru işareti kalmıyor desem yeridir. Bunda filmin eski ve duru bir film olmasının da etkisi var mıdır bilmem ama yine de betimlemenin profesyonelliğine gölge düşsün istemem doğrusu.

Başlangıçtaki jenerik akışında filmde "Sevtap" rolünü oynayan Fatma Girik'in adı söylenmiyor ilginç bir şekilde.

Şimdi anlatacağım husus benim yaram diyebilirim. Bu beni çok sinir eden bir şey ama betimleme kuralları bu şekilde ve bildiğim kadarıyla betimlemeciler böyle olmasında ısrarcı. Durum da bunu açıkça ortaya seriyor zaten. Şöyle ki Postacı’da da olduğu gibi filmin herkesçe bilinen başrol oyuncusu ilk sahnelerde görünüyor. Bunu gören seyirci görüyor ve onun kim olduğunu direkt biliyor. Ancak kör seyirciye bu verilmiyor. Mesela bahsi geçen filmde betimleme seslendirmeni tarafından Kumral bıyıklı adam deniyor. O Kemal Sunal'mış ama betimlemeci onun Kemal Sunal olduğunu söylemiyor. Kör izleyici onu birkaç sahne sonra tanıdığı sesi duyunca tahmin edebiliyor ancak. Seslerini tanıdığımız çok ünlü oyuncuları konuşmasını duyduğumuz anda tanıyabiliyoruz ama çok da iyi tanımadığımız bir oyuncu ise film sonundaki jeneriğe kadar kim olduğunu öğrenemeyebiliyoruz. Veyahut yabancı filmleri ben değil belki ama filmin dilini bilenlerce orijinalinden izlenirken dahi oyuncuyu sesinden tanıma olasılığı çok düşük kör seyircinin. Bir de dublajlı izleniyorsa film, malumunuz çok ünlü bir oyuncuyu sesinden tanıma ihtimalimiz sıfıra düşüyor.

Bundan başka olumlu bir eleştiri olarak montajlamada boşlukları çok iyi ayarlamışlar. İnsanı germeden bir seyir keyfi yaşatıyor adeta.

Rasim'in ev içinde bereyle durması dâhil ince nükteli detaylar atlanmadan verilmiş kör seyirciye. Bu benim gibi zamazingo pek çok ayrıntıyı öğrenmek isteyen meraklı tipler için çok güzel bir bilgilendirme olmuş. 

Sevtap’ın istemeye gitmeden önce Adem'in başını yıkıyorlar Âdem ile annesi. Yıkadıktan sonra uygun bir boşlukta "mutfaktaki lavaboda yıkadılar" diyor. Buradaki zaman kipi kullanımı kulak tırmalıyor sanki. "Yıkadıkları yer mutfaktaki lavaboymuş" daha doğru bir kullanım olurmuş gibi. Uygun birkaç saniyelik boşluk daha da var üstelik orada.

Adem’in Sevtap’ı kaçırdığı sahnede, "ikinci kattan aşağıdaki balkona iniyor Adem, şaşkınlıkla yukarı bakıyor." dedikten sonra Adem repliğinde: "Ne biçim karı bu ya! Tarzan gibi. Beni her gün döver vallahi" diyor. Sonrasında "Sevtap balkonun dışına çıkıp kendini demirlere tutarak aşağı sarkıttı. İniyor." diye anlatılıyor betimlemeci tarafından görüntüde olan biten. Bu noktada bende bir algı karmaşası ortaya çıktı. Sanki sonraki cümle önce söylenmeli gibi. Çünkü replikte Âdem, Sevtap'ın Tarzan gibi olduğunu söylüyor. Muhtemelen bunu balkon demirlerine tutunarak kolayca aşağı inebilmesi sebebiyle söylüyor. Tabii ben bunları görüntü akışını bilmeden yazıyorum. Bazen bu durumlarda kendimi bol keseden atıyor gibi hissediyorum.

Otuz altı yıl sonra da olsa zamanın eskitemediği bir filmi görsel sahneleri bile bile tek başına hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan izleyebilmek gene çok iyi geldi. Teşekkürler SEBEDER.


Sesli Dinle

Yorumlar

Yorum mevcut değil.